Yönetim mi İdare mi?

Rahmetli Süleyman Demirel’in Türkiye için söylediği bir söz vardı: Türkiye yönetilmez, idare edilir.

Sevin, sevmeyin ama elli yıla yaklaşan devlet tecrübesi olan bir insandı kendisi. Ülkemizin sorunlarına kalıcı çözümler bulmak yerine pansuman tedbirlerle günü kurtarması huyuna dair güzel bir tespit yapmış. Hakkını teslim edelim, rahmetlinin kendisi de idare-i maslahat konusunda çok mahirdi.

Bu huyumuz çok eskiden beridir var ve mevcut iktidar döneminde de değişmedi. Özellikle ekonomi yönetiminde bu duruma son zamanlarda iyice şahit olmaya başladık.

Giderek artan kur baskısı, ülkeden kaçan yerli-yabancı sermaye (zaten yerlinin kaçtığı ülkeye yabancı niye gelsin, gelmiş olan niye kalsın?), enflasyon ve faizin zor zaptedilmesi, bankaların kredi vermekteki isteksizliği ve buna paralel yavaşlayan ekonomi ve artan işsizlik…

Bugüne dek bu sütunlarda nelerin yanlış olduğunu ve bu yanlışların nasıl düzeltileceğini hep yazdık. Cumhuriyet tarihinde dönem dönem gördüğümüz alaturka yöntemler ile sorun çözülmeye çalışılıyor.

Nedir bunlar? Kamu ve özel bankalara baskı yaparak kur ve faiz politikasına müdahale etmek. Yeni vergiler icat etmek, mevcut olanlarını artırmak. Maliye disiplinini bozmak. Şeffaf yönetim, serbest piyasa kurallarına göre yönetimi rafa kaldırmak…

Ve tabii ki bir de komplo teorilerine sığınmak. Dış güçlerin, üst aklın, bazı devletlerin bizim ekonomimizi bozmak hatta ülkemizi bölüp, parçalayıp yok etmek istedikleri hezeyanına inanıp, sorumluluğu başkasına atmak. Kaderimiz böyleymiş, başa gelen çekilir, böyle gelmiş böyle gider şeklindeki şark mazoşizmine sığınmak.

Eskiden beridir hastalığımız olan adam kayırma, nepotizm, bizimkiler yaptıysa oh olsun, rakiplerimin ne hali varsa görsünler şeklinde siyasi huyları ekonomi idaresine de bulaştırmak.

Bütün bu huylar eskiden nasıl netice vermedi ise bugün de vermeyecektir. Sabit gelirlisinden, emeklisine, işadamına kadar ülkemizde her kesim ciddi şekilde fakirleşmiş durumdadır. İçinde bulunduğumuz resesyon ve ağır ekonomik şartlar giderek kendilerini daha da hissettirmektedir.

Ekonomik sorunlar, zamanla ülkenin iç huzurunu ve dış güvenliğini de tehdit eder hale gelebilir. Yunanistan, Venezüella bunun örnekleridir. Dileriz ki o aşamalara gelmeyiz.

Peki o zaman ne yapmak lazım?

Bu sorunun yanıtı kolay değil. Yapılacaklar belli ama yapılmaları sabır ve zaman gerektiriyor. Her şeyden önce yazının başlığında bahsettiğimiz durumu idare etme kafasından çıkıp sorunu yönetir hale gelmek lazım.

Şeffaf yönetim, Merkez Bankası başta olmak üzere kurumların özerkliği, vergi ve mali disiplini, serbest piyasa kurallarına tam uyum. Bunlar bizim icat ettiğimiz sihirli çözümler değil. Tüm ileri ülkelerde, bizim ekonomik sorunlarımızı yaşamayan ülkelerde olan uygulamalar. Çözüm bellidir. Mesele bunları hayata geçirecek siyasi otoritenin gerekli kararlılığı göstermesidir.

Daha ötesini söyleyelim. Falcılığa gerek yok, eğer biz gerekli ameliyatları kendimiz yapamaz, kendi sorunlarımızı kendimiz çözemezsek daha önce olduğu gibi yine uluslararası kurumların kapısını çalmamız kaçınılmaz olacaktır.

Bunların başında da halkımızın kendisi ile bir aşk-nefret ilişkisi yaşadığı IMF gelmektedir. Gerek sağ gerekse sol siyasetteki bazı çok akıllılar tarafından emperyalistler, yağmacılar, sömürge valileri gibi gülünç sıfatlarla adlandırılmış olsa da IMF gayet ciddi bir uluslararası kuruluştur. Geldiği ülkelere mali disiplin, harcama şeffaflığı, özerk ekonomi yönetimi gibi yukarıda bahsettiğimiz kuralları uygulatır.

Evet IMF nihayetinde bir dış borç tahsilatı programı getirecektir ama aynı zamanda uygulatacağı sıkı mali disiplin ülkemiz ekonomisini de yola sokacaktır. Ayrıca IMF denetimindeki ülkelerin dış kaynak bulması hem daha kolay hem de daha ucuz olur.

Yanlış anlaşılmasın; IMF ya da diğer uluslararası kuruluşlar tek kurtuluşumuz değildir, bunu kastetmiyoruz. Ama yapılması gerekenler artık bir an önce yapılmaya başlanmazsa çare olarak yine orası kalacaktır.

Aksi halde hem yönetenler hem de yönetilenler olarak çok daha zor günlerden kaçışımız yok.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum