İş dünyasında çevre duyarlılığı değişiyor
Çevre yönetim sistemleri; doğal kaynakların korunmasını, atık yönetiminin iyileştirilmesini, enerji verimliliğinin artırılmasını ve çevresel performansın sürekli geliştirilmesini hedefleyen uygulamalardır.
Bu sistemler çoğunlukla ISO 14001 gibi uluslararası standartlara dayanır.
İş dünyasında bu yaklaşım daha çok “ÇSY” yani “Çevresel, Sosyal ve Yönetişim” kavramı ile bilinir. ÇSY, İngilizce’deki “ESG – Environmental, Social and Governance” kavramının Türkçe karşılığıdır.
Bu yaklaşım üç temel bileşenden oluşur:
- Çevre: Karbon emisyonu, atık yönetimi, enerji tüketimi ve doğal kaynak kullanımı.
- Sosyal: Çalışan hakları, iş sağlığı, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan haklarına saygı.
- Yönetişim: Şirket yönetimi, yönetim kurulu yapısı, etik değerler ve hissedar hakları.
Kavram, 2004 yılında BM Genel Sekreteri Kofi Annan liderliğinde hazırlanan “Who Cares Wins (Önemseyen Kazanır)” raporuyla kurumsal bir çerçeveye kavuştu. Bununla birlikte felsefi kökleri 1960 ve 1970’lerdeki “Sosyal Sorumluluk Yatırımları” yaklaşımına, 1990’lardaki “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” uygulamalarına kadar uzanır.
Ancak önceki yaklaşımlar daha çok “bağış” ve “itibar yönetimi” eksenindeyken, 2004 sonrasında ÇSY anlayışı giderek ölçülebilir, denetlenebilir ve risk odaklı bir yapıya dönüştü.
Pandemi dönemi ve ÇSY duyarlılığı
Pandeminin etkisiyle 2020-2022 döneminde ÇSY, özellikle Batı dünyasında, adeta kurumsal meşruiyet standardı haline geldi.
Bu dönemde:
- İklim krizine ilişkin farkındalığın artması,
- Genç kuşakların yükselen etkisi,
- Büyük fon yöneticilerinin aktivist ÇSY yaklaşımları duyarlılığı güçlendiren temel dinamikler oldu.
Şirketler yalnızca finansal performanslarıyla değil; çevresel etkileri, çalışan politikaları ve yönetişim anlayışlarıyla da değerlendirilmeye başlandı.
Pandemi sonrası ÇSY duyarlılığı
2022 sonrasında tablo ciddi biçimde değişmeye başladı.
Özellikle:
- Enerji güvenliği sorunları,
- Yeşil dönüşüm maliyetlerinin görünür hale gelmesi,
- “Greenwashing” eleştirileri,
- ESG’nin siyasileşmesi,
- ABD’de anti-ESG politik baskılar etkili oldu.
Büyük fon yöneticileri ESG aktivizmini azaltmaya, yatırımcılar ise yeniden getiri odaklı davranmaya başladı. “Fedakârlık temelli sürdürülebilirlik” yaklaşımına verilen destek zayıfladı.
Morningstar Sustainalytics verilerine göre büyük ABD’li varlık yöneticilerinin çevresel ve sosyal hissedar önerilerine destek oranı 2021’de yüzde 54 iken 2024’te yüzde 31’e düştü. Avrupa’da ise destek görece yüksek kalmaya devam etti.
Bunun yanında ÇSY’ye yönelik heyecan da belirgin biçimde azaldı. Özellikle genç kuşakların duyarlılığı gerilerken, genç ve yaşlı yatırımcılar arasındaki fark büyük ölçüde kapandı (1).
Genç ve yaşlı kuşakların ÇSY duyarlılığı
2022 yılında genç yatırımcılar, yani Y ve Z kuşakları, çevresel ve sosyal konularda çok daha güçlü hassasiyetler taşıyordu.
Genç yatırımcıların yaklaşık yüzde 70’i iklim riskleri konusunda ciddi endişe duyduklarını belirtirken, bu oran yaşlı yatırımcılarda yüzde 35 seviyesindeydi. Benzer farklar; gelir eşitsizliği, işyeri çeşitliliği ve yönetişim sorunları gibi alanlarda da görülüyordu.
Ayrıca genç yatırımcılar, çevresel ve sosyal gelişmeler sağlanabilmesi için yatırım getirilerinde yüzde 6 ila 10 arasında kaybı kabul edebileceklerini ifade ediyorlardı (1).
Ancak 2025 yılına gelindiğinde tablo önemli ölçüde değişti.
Bugün daha yaşlı yatırımcıların yaklaşık yüzde 38’i, genç yatırımcıların ise yüzde 45’i çevresel ve sosyal sorunlar konusunda kaygı duyduklarını ifade ediyor. Yönetişim konularında ise kuşaklar arasındaki fark istatistiksel olarak oldukça sınırlı hale geldi.
Kısacası, ÇSY’nin çevresel, sosyal ve yönetişim boyutlarında bir dönem belirgin olan yaş ayrımı büyük ölçüde ortadan kalktı.
Bu değişim, yatırımcıların getirilerinden feragat etme eğiliminde daha net görülüyor. Günümüzde ortalama genç yatırımcı çevresel amaçlar için yatırım servetinin yaklaşık yüzde 4’ünden vazgeçmeye razıyken, yaşlı yatırımcılarda bu oran yaklaşık yüzde 3 seviyesinde bulunuyor (1).
ÇSY duyarlılığı gelecekte nasıl şekillenecek
Bu gelişmeler ÇSY’nin sona erdiğini göstermiyor.
Genç kuşaklardaki heyecan azalırken, yaşlı kuşaklarda belirgin bir duyarlılık kaybı yaşanmaması dikkat çekiyor. Başka bir ifadeyle, gençler eski idealist çizgiden uzaklaşırken yaşlı yatırımcıların yaklaşımına yakınlaşıyor.
Ancak kapsamlı iddialar, geniş paydaş söylemleri ve sürekli artacağı varsayılan yatırımcı desteği üzerine kurulu ÇSY anlayışının sonuna yaklaşıyoruz.
Bunun yerini daha dar kapsamlı ve daha pragmatik bir yaklaşım alıyor.
ÇSY artık; risklerin somut olduğu, zaman ufkunun belirginleştiği, maliyetlerin yönetilebilir kaldığı alanlarda güçlü biçimde varlığını sürdürüyor.
İklim değişikliği bu çerçeveye uyuyor. Ancak sosyal gündemin önemli bir bölümü aynı netliği taşımıyor.
Bu sebeple yöneticiler, yönetim kurulları ve varlık yöneticileri açısından sonuç oldukça açık:
Yatırımcının “fedakârlık yapmaya hazır olduğu” varsayımı üzerine kurulan ÇSY stratejileri kırılgan hale geliyor. Buna karşılık; güvenilir risk yönetimine, ölçülebilir verilere ve şeffaf yönetişime dayanan yaklaşımlar çok daha dayanıklı görünüyor (1).
Elbette sosyal sorumluluk anlayışı doğrultusunda gerektiğinde fedakârlık yapabilen kurumlar her zaman saygınlıklarını koruyacak ve takdir görecektir.
Ancak gelecek büyük ihtimalle şu yönde ilerleyecek:
İdeolojik ve fedakârlık temelli ÇSY yaklaşımı zayıflarken; ölçülebilir, veri temelli ve risk yönetimi odaklı ÇSY anlayışı güçlenecek.
Dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamaları da bu dönüşümü hızlandıracak. Çünkü yeni teknolojiler; karbon salımı, enerji kullanımı, tedarik zinciri riski ve çevresel etkilerin çok daha hassas ölçülmesini mümkün hale getiriyor.
Muhtemelen geleceğin ÇSY yaklaşımı:
“iyi niyet temelli sürdürülebilirlikten” çok,
“ölçülebilir dayanıklılık yönetimi” anlayışına dayanacak.
(1) David Larcker, Brian Tayan, Amit Seru. Yatırımcıların ÇSY’ye Bakış Açısı Kökünden Değişiyor. HBR Türkiye. 17.03.2026.
