Yazlık sinemalar mâzîperestlerin hayâl-i sâfıdır

Bahçevan geldi, bahçevan geldi / Deh del Düldül, deh deh Düldül”: Bir defa daha Zeki Müren’in Uşşak şarkısına dönüyorum, çünkü hemen her gün gördüğüm zerzevatçı kendisi kadar kadîd doru beygirinin çektiği arabasıyla Turşucu Dere’ye doğru iniyordu. İki kat üstümüzde oturan teyzemizin dediğine göre, bu yaşlı bahçevan Saide Hanım’ın, Nadide Hanım’ın, Albay Sami Bey’in, İsmet Hanım’ın, İhsan Hanım’ın, Mösyö Alboher’in, Sıdıka Hanım’ın, İhsan Bey’in, Fazilet Hanım’ın, Hamdi Bey’in, Mansur Bey’in, Leman Hanım’ın, Naciye Hanım’ın ve Hatice Hanım’ın devrinden beri Bostancı’nın az ötesindeki bostanlardan gelip Suâdiye’de dolaşırmış.

‘70 yılında Suâdiye’de sadece iki küçük bostan vardı, biri Turşucu Dere Sokak, Hazan Sokak, Çağlar Sokak ve demiryolu arasındaydı, diğeriyse Kaymakam Kemal Sokak’ın Şemsettin Günaltay Caddesi’ne kavuştuğu köşedeydi. Bir de Altıntepe’ye çıkarken sonradan lunapark olan mahalde Osman Ağa’nın bostanı varmış ama eskiler oradaki bostanın ancak ‘50’lerin başlarına kadar gelebildiğini söylemişlerdi. Bununla birlikte ‘70’lerde Osman Ağa’nın ahşabının durduğunu anımsıyorum. Kâgir bir ahırın üstünde iki katlıydı. Bostancı Derbend Köprüsü’nden sonraysa Ahmet Ağa’nın, Hasan’ın, Ziya’nın, İlyas Ağa’nın ve Çakır Hasan’ın bostanlarını bilmeyen yoktu. Ahmet Ağa’nın bostanını günümüzdeki Filizkent Sitesi’nden Emek Camii’ne kadarki sahaya, Ziya’nın bostanını İdealtepe’deki Mızrak Sokak’a, Hasan’ın bostanını istasyonun altına, Çakır Hasan’ın bostanını Küçükyalı Deresi’nin Gül Çıkmazı’nı geçerek denize döküldüğü yere ve İlyas Ağa’nın bostanını Adatepe tarafındaki Dream Hill Hotel’in arsasına işâretleyebilirsiniz.

Yıllar önce gazete arşivlerini karıştırırken Tan gazetesinin 4 Haziran 1937 günlü nüshasında Küçükyalı’daki bir bostanda meydana gelen kaza dikkatimi çekmişti. Habere nazaran, bostan sâhibi Ahmet’in oğlu Ali, erik toplamak için kuyunun üstünde bulunan ağaca çıkmış, dal kırılınca da çocuk kuyuya düşerek dipteki çamura saplanıp ölmüştü. Bu Ahmet, benim bahsettiğim Ahmet Ağa mıdır yoksa başka bir bahçevan mıdır, maalesef bir türlü öğrenemedim. Galiba bir dönem bostan kuyularına düşüp boğulma vak’aları epeyce fazlaymış, geçen haftalarda da Turşucu Dere Sokak, Hazan Sokak, Çağlar Sokak ve tren yolu arasındaki küçük bostandaki kuyuya Mehmet Karamancı İlkokulu’nun öğrencilerinden bir çocuğun düşüp öldüğünü yazdığımı mutlaka anımsıyorsunuzdur.

ÇINARDİBİ’NİN ÖTESİNDEKİ YAZLIK SİNEMALAR

‘70’in Ağustos ayında Bahçe, Can ve Çiçek gibi yazlıklardaki filmleri pek kaçırmadım. Bundan daha önemli olansa, Çınardibi’nin ilerisindeki yazlık sinemaları keşfimdir. Onların en başına Caddebostanı’ndaki Budak Sineması’nı yazarım. Bizim Çiçek’ten belki de dört beş kat büyüktü ve iki binden fazla da sandalyesi vardı. Plaj Yolu’ndaki Ozan’ın sadece girişindeki kuyrukları görürdüm, eskiler beni oraya gitmemem için uyarmışlardı, meğerse Budak’a giremeyen it kopuk takımının meskeniymiş, her gece mutlaka bir iki kavga çıkarmış, bu yüzden de oraya bir gün olsun bile bilet kestirmedim. Caddebostanı’ndaki Kınay’ı ve Serdar’ı geçiyorum, Kızıltoprak’taki İkizler Sineması’nı ‘70’de mi yoksa ‘71’de mi bulmuştum, şimdi tam çıkaramayacağım. Kızıltoprak’taki Kördere Sokak’ta oturan benim gibi ufak tefek bir sınıf arkadaşım vardı, kızcağız sabahın köründe Kızıltoprak’tan 4A’ya binip Suâdiye Ortaokulu’na gelir, öğleden sonra da okul çıkışında Arif Damar’ın Yeryüzü Kitabevi’nin önündeki Emin Âli Paşa durağından yine 4A’ya binip Kördere Sokak’a giderdi, bana onun söylediğinden emînim, İkizler’in perdesi beyaza boyanmış briket duvarmış, onun önündeyse masalar varmış, masa bileti alanlara semaverde çay servisi yapılırmış. Ihlamur Çıkmazı’nın başındaki Toraman Sineması ise nedense bende metrûk hâliyle kaldı, sinemanın ağaçlıklı yerinde bugün Kadıköyü Florance Nightingale Hastahânesi bulunuyor. Haklısınız, haritalarda Ihlamur Çıkmazı yok, hangi akla hizmetse sokağın ismi değiştirilip Bayrak Çıkmazı yapıldı, bir de öyle bakın.

YENİ SİNEMA SEZONUNUN FİLMLERİ

Eylül ayında başlayacak olan yeni sinema sezonu için her sabah yedi sekiz gazeteyi önüme alıp, karıştırıyordum. Listesini yayınlayan ilk şirket Altıntaş oldu, Milliyet’in 6 Ağustos 1970 günlü nüshasından kesip sakladım. Altıntaş’ın listesinde “Gece Yarısı Kovboyu”, “Evlenmekten Korkmuyorum”, “Aptallar Şehri” ve “Pearl Harbour Baskını” gibi müthiş filmler de bulunuyordu ama şu Altıntaş ismiyle galiba ilk defa karşılaşıyordum. Firma gazeteye “Beyoğlu, Mısır Apartmanı, K. 3, D. 9” adresini vermiş. Milliyet’in 17 Ağustos 1970 günlü nüshasında yayınlanan Fitaş’ın listesini ise unutmuştum, geçenlerde dosyaları karıştırırken buldum. Fitaş tam kırk film saymış, ilanın altınaysa kırk filmin dokuzunun gümrükten çekildiği ve vizyona hazır olduğu notu düşülmüş.. Fitaş listesinde “Zorba”, “Sicilyalılar Çetesi”, “Barbarella”, “Maymunlar Cehennemine Dönüş”, “Mutlu Günler”, “Sonsuz Ölüm”, “Boston Canavarı”, “Garip Bir Çift”, “Rozmari’nin Çocuğu”, “Savaş ve Barış”, “Üç Aşkın Hikâyesi” ve “Yabancı” gibi müthiş filmler var. Bu arada yazmayı unutmayayım, Konak Sineması yeni sezonda göstereceği yirmi beş filmin abonman bilet satışlarına 19 Ağustos’ta başlamıştı.

GÖZTEPE’DEN SUÂDİYE’YE DOĞRU

Hadi, bugün de yürümeye ‘70 yılındaki Göztepe’den başlayalım. Göztepe Lisesi olarak açılan Fenerbahçe Lisesi yirmi derslikli binâsıyla vardı. Fenerbahçe Lisesi Mezûnları Derneği sitesinde ikinci binânın ‘75-’76 öğretim yılında açıldığını yazıyorsa da, tarihleri doğru değildir. Çünkü, ben 5 Edebiyat A ve 6 Edebiyat A sınıflarını yeni binâda okuyacaktım, bu yüzden bahis konusu binânın hizmete girişi yazdıklarından bir önceki öğretim yılındadır. Fenerbahçe Lisesi’nin yanında İlhami Ahmet Örnekol İlkokulu cıvıl cıvıldı. Sağdaki Aryemehr Lisesi’nin açılışını üç yıl daha bekleyeceğiz, küçük parkın altı boydan boya toprak sahaydı, Aryehr Lisesi’nin yerinin az önüneyse kale direklerinden birini dikmişlerdi. Toprak sahanın altındaki çıkmaza eski Türkiye İşçi Partisi’nin Samsun örgütlenmesinden Dr. Sulhi Kutucu’yu, Mehtap Sokak’taki 2 numaralı Barış Apartmanı’na ise edebiyatçı Âtıf Özbilen’i yazın.

Göztepe ışıklarını geçince sağdaki ikinci veya üçüncü binânın alt katında bir kitapçı aklımda, maalesef düşün düşün ismini bir türlü çıkaramadım, oysa orada renkli resimli İngilizce kitaplarını karıştırmayı pek severdim. Ömerpaşa Sokak’ın Bağdat Caddesi’ne kavuştuğu köşedeki çamların arasındaki iki katlı Muhtar Özkaya Halk Kütüphânesi ise bilhâssa yağmurlu ve soğuk havalarda sığınağımdı. Plaj Yolu ile Şaşkınbakkal arasında şimdiki gibi sıra sıra mağazalar bulunmuyordu, sadece Yapı ve Kredi Bankası’nın giriş üstü dörder katlı, asansörlü, kaloriferli, dâireleri parke döşemeli ve gömme banyolu ikrâmiye apartmanlarına gelmeden Demirel mağazasını ve fırını anımsıyorum. Karşı sokağın içindeyse Hayat Pastahânesi’ni. Bu pastahâne sonradan el değiştirip Yeni Hayat olacaktı. Kâzım Kulan Çarşısı ve Suâdiye Sineması ‘70 yılında yoktu. Kâzım Kulan Çarşısı’nın yerinde, sokağın caddeyle kavuştuğu köşede, Kâzım Kulan’ın ‘51’de yaptırdığı ev, Suâdiye Sineması’nın yerindeyse Hüseyin Kuru’nun bakkalı bilinirdi. Atlantik Sineması’nın olduğu pasajda Nis Pastahânesi, Atlantik Fotoğraf Stüdyosu veYedi Kardeşler Lokantası gibi dükkânları anımsıyorum, epey sonra girişe bir de Kafkas Mobilya Sarayı açılacaktı. Atlantik’te Pazar günleri saat 10.00’da “Çocuk Sineması” olurdu. Sinemanın terasında da gece kulübü bulunuyordu, orada Erol Büyükburç’un, Ertan Anapa’nın ve Alpay’ın sahne aldığını unutmadım.

Sakibe Hanım’ın tek katlısını, Fifi’nin ve Tevfik Paşa’nın köşklerini atlıyorum, Yağcıların üç katlı köşkünü artık ara ki bulasın, ama onu geçince Mehmet Küçük Deveci köşkü metrûk hâlde duruyordu, yanındaki İhsan Sami Garan’ın köşkü ‘67’de yıkılıp yerine cadde tarzı Garan Apartmanı kondurulmuştu. Karşı sırasında Vamık İsvan Bey’in köşkünün yerine dikilen Danış Bey ve Eren apartmanları hayli görkemliydiler. Ayşe Çavuş Caddesi’nin Bağdat Caddesi’ne çıktığı köşedeki arsa boş, Nevzat İnanoğlu’nun orada duran frigorifik kamyonlarına bayılırdım.

Ben böyle yazıyorum da bir arkadaşım Şaşkınbakkal’daki Asya Pastahânesi’ni atlama dedi, yahu Şaşkınbakkal’daki Asya Pastahânesi Caddebostanı’ndakinin şubesi olarak 3 Ekim 1981 günü açıldı, inanmayan Milliyet’in aynı günlü nüshasına baksın, üstelik ‘70’de Caddebostanı’ndaki Asya bile yoktu. Bundan epey önce de birisi Selamiçeşme’nin ‘60’lı yıllarını anlatırken yazısına Bağdat Pastahânesi notunu düşmüştü. Muhterem karıştırıyordu. Çünkü, Alman pastasını pek sevmem ama Bağdat Pastahânesi’ninki nefisti, bu nedenle iyi biliyorum, Dursun Ali orayı ‘76’da açıp ‘82’de kapatacaktı.

TURSİL YERİNE GÜNEŞ ALIRSAN KİTAP PARASI KALIRDI

Uğur Apartmanı’na girmeden Ali Bakkal’a uğrayacağımdan Selamiçeşme’nin Şal ve Yıldızlar pastahânelerini başka bir sohbete bırakıyorum. Annem bakkaldan deterjan ve Gripin almamı istemişti, paradan artırabilirsem de kitap alacaktım. Omo, Tursil, Persil ve Çiti deterjanlarını kullanıyorduk. Galiba Tursil dört yüz yirmi beş kuruş yerine dört yüz kuruşa inmişti. Bu yüzden annem beş yüz gramlık Tursil almamı îmâ etmişti de, ben bir yerine iki kitap almak için ondan daha ucuzunu bulmak niyetindeydim. Plastik torba içinde Güneş vardı, ancak her bakkalda olmuyordu, bir de piramit şeklindeki kutusunda Star vardı, kutusunun tasarımı benim hoşuma giderdi de, annemin tercihi değildi. Gripin’e gelince Aspirin gibi mucize ilâçtı, nezle, grip başlangıcı, baş, diş, adale, sinir, lumbago, romatizma, kadınların muayyen zamanlarındaki sancıları, artık aklınıza hangi ağrı gelirse, bir Gripin yuttuğunuzda hemen kesiliveriyordu. Üstelik, Gripin almak için eczahâne aramanıza da gerek yoktu, her bakkal dükkânında satılıyordu. Onlar gibi Opon da ağrı kesiciydi. Her bakkal ifâdesini kullanıyorum da, Emin Âli Paşa Caddesi üzerinde tek bakkal vardı, kışları nüfusu iki bin beş yüzden beş yüze kadar inen bir semtte ikinci bakkal dükkânını açmaya, belki de adam kafayı yedi gözüyle bakılırdı.

Gripin bakkallarda tekli kaşe olarak satılırdı. Tabletleri beş yüz miligram parasetamol ve otuz miligram kafein içeriyordu. Yetmişime geldim, inanın bugüne kadar hiç Gripin veya Opon içmedim, çünkü yutamıyordum, yutabilene de hayret ederdim. Onu yutmak içinse meşakkatlı bir hazırlık yapıyordunuz, deve gözü kadar büyük tableti birkaç saniye suya daldırıp dilinizin üstüne öyle koyuyordunuz, sonra da başınızı arkaya atıp bir bardak hafifçe soğuk suyla yutmaya çalışıyordunuz. Öf be, yazarken bile ter bastı. Buna rağmen ecza dolaplarımızın olmazsa olmazıydı. Başka? Varislilerin ve hemeroidlilerin dolaplarında Glyvenol pomad, çıbandan çok çekenlerinse dolaplarında Pertev kara merhemi mutlaka bulunurdu. Egzama ve ustura yaraları için Kanzuk deri merhemi ve her türlü kesik için Puretest tentürdiyotu da öyle...

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.