Rengini tadını kaybeden toplum
Milletler değerleriyle vardır. Bu değerlerle yetişecek bir insan tipi hedeflenir. Eğitim sistemi bu değerlerle donanmış insan tipini hazırlamaya odaklıdır. Dünyanın gidişine göre özellikler yenilenir. Hep dendiği gibi “Değişme değişmez kanundur”. “Ben değişmem” diyenleri türlü belalar bekler.
Klasik Osmanlı döneminin bitişinden beri insanımıza yüklediğimiz özellikler aşındı. İnsan merkezdedir. Çağa uygun insan yetiştiremezseniz bozulma ve düşüşü önleyemezsiniz. 3. Selim’le başlayan ve 2. Mahmut’la devam eden yenileşme dönemini başlatmaya bunun için ve gitgide zayıfladığımız için mecbur kaldık. Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet’te kendimiz kalarak yeni şartların insanını aradık.
Başardıklarımız var, başaramadıklarımız var. Sebepleri üzerinde yeterince kafa yorduğumuz söylenemez.
Bu hareketlerin dengesi önemlidir. Kendinden şüpheyi güçlendirebilir. O şüphenin makul sınırı aşanı içeriyi içerden kemirir. İktidarlar, aydınlar, öncüler, önderler, güven kaybının getirdiği düşüşle mücadele ederler. Bünye kendini bu insan grupları aracılığıyla savunur. Yetersiz kalınırsa kimlik ve aidiyet zayıflaması doğar. Yakın tarihin değişmeleri içinde en önemli meselelerden biri ve şimdi yaşadığımız budur.
GÜVENSİZLİK AŞISI
Kimlik krizi yaratan şartlarda semiren Türk düşmanlığıdır. Düşmanlığın doğrudan Türklüğü tartıştırması ve bunu politika haline getirme yenidir. Tarihi tersine çevirir gibi bir olmaz iştir ama yaşıyoruz.
İnsanlarınızı iyi yetiştirmezseniz, ortak değerlerde buluşturmayı başaramazsanız, içerde hoşnutsuzlukları bir yöne yönlendirme projelerine gün doğar. Son dönemde bunlar oldu.
Türk devleti aleyhinde çok yönlü çalışmaların hücuma dönüşmesi beklenmeyen bir gelişme değildi.
Kimlik ve dolayısıyle güven krizi doğurması kaçınılmazdı. Doğurdu ve insan yapımızda çözülme başladı.
Toplumun ortaklaştığı değerlerin sadece adı kaldı. Artık ne dinden, ne pozitif ahlaktan, ne de milliyetten mayalanan bir toplumun varlığından bahsedebiliyoruz. Geçici bir dumanlanma da olsa görüşü ve anlamayı önlüyor.
Kendine ait ne varsa değersiz görür hale gelmiş bir halk çoğunluğuyla muhatabız. Değer siyaseti yapanlar değersizleştirilmiş bir toplum yarattılar demek de doğrudur. Bu yıkıcı zıtlığın farkında olmadan yaşıyoruz.
ACI AMA GERÇEK
Sözü dosdoğru söylemeden kurtuluş arayamayız: Bu toplumun insanlarının ona buna çatmaktan başka bir ortak özelliği kalmadı. O onu dışlıyor, bu bunu, şu şunu. Dövecek, sövecek adam arar hale geldik.
Kendine bakan yok. “Ben neyim?” diyeni ara ki bulasın!
Anlayan da hoş gören de yok. Birine göre meziyet olan diğerine göre hata. Öyle böyle bir hata değil, idamlık bir hata hem de. Hatalar içinde yüzdüğümüz halde çok zaman bir hata veya hata zannedilen veya uydurulan yanlış, insanı siliyor ve diğeri için “Kahrolsun!” deme fırsatına dönüşüyor. Hak hukuk düşünen yok. Benden değilse kahrolsun!
Buraya birden gelmedik. Tek tek bizim yaptıklarımız bu yolu açtı. Birbirimizi sevmiyoruz. Konu başkası olunca insanın hata edecek bir mahlûk olduğunu unutuyoruz. Sonrası güvensizlik sendromudur, paniklemedir, nereden saldırı geleceğini paranoya halinde yaşamadır.
Bu durumda canlı refleksi nasıl işler biliyoruz. Tek mesele ayakta kalmaktır. Bunun için ne lazımsa yapar.
Yalan dolan düşünmez olur. Değersizleş(tir)me salgını böyle yayılır.
Durmadan öteki’ni suçlamakla çok yüzlülük kök salar ve çürütür. Orada ahlâk barınmaz. Böyle bir toplum kolay kolay birleşemez. Hak saklasın, ancak bir harp olacak ki içindeki fesadı, kıskançlığı, darlığı bastırsın. İstiklâl Harbi’nde böyle birleştik. Cumhuriyet’in ilk nesli o heyecanla memlekete sarıldı. Sonrası yine bozulma dönemine dönüştür.
Bozgun bir yerde değil, her yerde. Şimdikilerin derinleştirdiği, biz değişmedikçe kim gelse değişmeyecek olan bozukluklarımız ve yetersizliklerimizin üzerine gitmemiz gerekecek.
TESPİT VE TEŞHİS İŞİN BAŞI
Son yıllara bakarsak, devlet gücünü verdiklerimiz kurallara aldırmazlıkla değerleri yok ettiler.
Bozulmayan tarafımız kalmadı. Bunlar doğru. Bu durumda dindarımız dinden değil! Milliyetçimiz milletten habersiz! Soldan gidenimizin ne olduğu belli değil! Bu da doğru.
Dediklerime itiraz edecekler, örneklerden bir örnek Özgür Özel’e bakabilir. Adam çalışkan, hırslı. Fakat neye çalıştığını bildiğini bize tam düşündüremiyor. Çalıştığı bizim hayrımıza mı emin olamıyoruz. Halkın dediği bu. “Atatürk’ün partisiyiz” diyor, Atatürk neyi istediyse ondan köşe bucak kaçıyor. Türk devletini kuran partinin genel başkanı Türk diyemiyor. Cumhuriyet diyor, Cumhuriyet’in değerleriyle arasına mesafe koymaya çabalıyor. Olacak iş mi?
Türk’e düşman SDG-YPG(PKK) yapılanmasına, siyasi ayağı Dem’e karşı konuşamayan devlet kurucu parti genel başkanı olur mu? Memleket gibi onun da kimliğini unutmuş gibi bir hali var desem ağır kaçar mı? “Unutmuş” demek hafif kalır, kimliğini kaybetmiş görünüyor deseniz kim ağır diyebilir? Dindarımız dinden değilse, milliyetçimizin milletten haberi yoksa onun durumu da buysa.. söylemek niçin ağır olsun?
Göreceksek bunları görelim! Ve nasıl düzeleceğimize kafa yoralım!
