İngiliz sağcısı mı, Türk berberler mi?

İngiltere’de yerel seçimlerin ilk sonuçları ülke siyasetinde uzun süredir konuşulan büyük dönüşümü görünür hale getirdi. Nigel Farage liderliğindeki Reform seçimlerden birinci parti olarak çıkarken, iktidardaki İşçi Partisi yüzlerce koltuk kaybetti, Muhafazakâr Parti ise tarihi bir gerileme yaşadı. Sonuçların ardından Farage, “İngiliz siyasetinde gerçekten tarihi bir değişim. Bugün büyük, çok büyük bir gün” dedi.

Seçimlerin diğer dikkat çekici sonucu ise göçmen dostu, Filistin yanlısı Yeşiller’in yükselişi oldu. Özellikle genç, çokkültürlü ve göçmen yoğun bölgelerinde güç kazanan Yeşiller, Hackney’de tarihindeki ilk belediye başkanlığını kazandı.

Türk ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu Hackney uzun yıllardır İşçi Partisi’nin en güçlü kalelerinden biri olarak görülüyordu. Yeşiller Partisi lideri Zack Polanski seçim sonuçlarını değerlendirirken, “İki partili siyaset ölmek üzere değil. Öldü ve gömüldü. Yepyeni siyaset Yeşiller Partisi ile Reform Partisi arasındaki mücadele” dedi.

Bu yeni sağ popülizmin en ilginç sembollerinden biri son aylarda “Türk berberleri” tartışmalarıydı.

Farage uzun süredir İngiltere’nin ana caddelerindeki değişimi “ülkenin çöküşünün” işareti olarak anlatıyor. Ona göre kapanan dükkânlar, boşalan şehir merkezleri, artan göç ve değişen mahalle dokusu aynı hikâyenin parçaları. Bu anlatının merkezine ise özellikle Türk berber dükkânlarını yerleştirdi.

Bir videoda Türk berber dükkânlarının “ülkenin her yerinde mantar gibi bittiğini” söyleyen Farage, bazı dükkânların kara para aklama ve organize suç için kullanıldığını ima etti. Başka bir videoda ziyaret ettiği bir berber dükkânında alaycı biçimde “Vergi ödeyen bir berber dükkânı mı? Yok artık” dedi. Bazı dükkânların sadece nakit çalıştığını, gerçek müşterisi olmadığını ve “arkalarında Lamborghini bulunduğunu” söylemesi büyük tepki çekti.

Çünkü son yıllarda Türk berberleri İngiltere’nin değişen şehir hayatının en görünür unsurlarından biri haline geldi. Ülke genelinde yaklaşık 20 bin berber dükkânı bulunuyor ve bunların önemli kısmı kendisini “Turkish barber” olarak markalıyor. Uzun çalışma saatleri, uygun fiyatları ve müşteri ilişkileriyle özellikle genç erkekler arasında büyük popülerlik kazanan bu dükkânlar, aynı zamanda göçmen girişimciliğinin de sembollerinden biri olarak görülüyor.

Bu nedenle Farage’ın mesajı yalnızca ekonomiyle ilgili değil. Asıl mesele kültürel dönüşüm hissi. Farage’ın siyaseti sürekli şu duygunun üzerine kurulu: “Eskiden İngiltere farklıydı, şimdi tanınmaz hale geliyor.”

Ancak bütün bu tartışmalar aslında Farage’ın nasıl bir siyasetçi olduğunu da gösteriyor. Farage klasik anlamda bir İngiliz milliyetçisi değil.

O ne Britanya İmparatorluğu nostaljisi yapan aristokrat bir muhafazakâr ne de açık biçimde beyaz üstünlükçü bir figür. Daha çok göç, kültürel çözülme, elit karşıtlığı ve “ülkenin kontrolünü kaybettiği” hissi üzerine kurulu bir popülizm üretiyor.

Brexit kampanyasının ünlü sloganı “Take Back Control” bu siyasetin özeti gibiydi. Farage “Britanya dünyayı yeniden yönetmeli” demiyor; “Britanya artık kendisini yönetemiyor” diyor. Bu nedenle geleneksel İngiliz muhafazakârlığından da ayrılıyor.

Monarşi, devlet kurumları ve aristokratik devlet kültürü üzerine kurulu eski muhafazakâr çizgiye karşı Farage sürekli Westminster elitlerini, bürokrasiyi ve Londra merkezli sistemi hedef alıyor.

Bu yüzden birçok kişi onu Avrupa’daki klasik aşırı sağdan çok Trump’s yakın görüyor. İ

Ancak Farage açık biçimde “İngilizler üstün ırktır” diyen bir siyasetçi de değil. Buna rağmen göç, çokkültürlülük ve “ülke değişiyor” hissi üzerinden siyaset yaptığı için aşırı sağ seçmenlerle ortak bir alan oluşuyor.

Türkiye’de kendisini “seküler milliyetçi”, “Kemalist”, “Batıcı” ya da “modernist” olarak tanımlayan bazı çevrelerin Nigel Farage gibi figürlere sempati duyması ilk bakışta çelişkili görünüyor. Çünkü Farage’ın siyaseti Avrupa’daki göç karşıtı sağ popülizmin parçası ve bu çizginin hedeflerinden biri çoğu zaman Müslüman göçmenler.

Ama zaten bu kesimlerin milliyetçiliği de etnik değil kültürel bir savunma refleksi.

Özellikle son 15-20 yılda Türkiye’de siyasal İslam’ın güçlenmesiyle birlikte seküler yaşam tarzını tehdit altında hisseden önemli bir şehirli kesim oluştu. Bu nedenle Avrupa’daki İslam karşıtı ya da göç karşıtı söylemleri, “ırkçılık”tan çok “seküler hayat tarzını koruma refleksi” olarak okuyabiliyorlar.

Burada “millet sevgisi”nden çok “kültürel savunma psikolojisi” belirleyici oluyor.

Yani aslında karşımızda milletlerini sevmeyen milliyetçiler var. Bu kesimlerin bir kısmında “kendi toplumundan yabancılaşma” duygusu var.

Bu yüzden bazıları için “millet” kavramı soyut bir aidiyet olmaktan çıkıp kültürel olarak seçilmiş bir topluluğa dönüşüyor. Yani herkesi kapsayan bir ulus fikrinden çok “Benim yaşam tarzımı paylaşan insanlar”ön plana çıkıyor. Bu noktada Avrupa sağındaki “medeniyetçi” dil çekici hale geliyor.

Dolayısıyla bazı Türk seküler milliyetçileri kendilerini Farage’a “Türk” oldukları için değil, “İslamcı olmayan modern hayatı savunan insanlar” olarak yakın hissedebiliyor.

Ama bu platonik bir aşk.

Çünkü Avrupa aşırı sağının önemli kısmı Türkleri de tam anlamıyla “Avrupalı” görmüyor. Hatta Müslüman kimliği nedeniyle Türkler de çoğu zaman bu dışlayıcı söylemin potansiyel hedeflerinden biri.

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.