‘Ben bu hikayenin sonuna doğruyum’ ya da Elif Sofya
Yaş altmışın yoluna koyulduğunda zamanın çevrimi kendiliğinden hızlanır. Şehrin hangi köşesine baksanız anı kırpıntıları göverir. Karaköy Köprüsü’nü geçerken sanki vapurlardan geçmişin parçacıkları köpürür. Bir sisli günde Sezai Karakoç ile ta Beşiktaş’a dek yürünmüştür bu yolda, unutulur değildir. Şu Fransız Geçiti’ndeki binaların dış cephesi üzerine konuşulmuştur bir dostla. Karaköy Lokantası’nda nice şair, meslektaş ve sırdaşla buluşulmuştur. Yaprak ciğerini güzel yaparlar, enginar göbeği desen benzersiz. Yemek ve edebiyat üstüne duman tüttürülmüştür. Bazen bir Macar müziği girer araya.
Tünel’den yukarıya çıkılmıştır yıllarca. Bazen ta Fransız Kültür’e dek yürünmüştür. Gah Fransızca kursu için gah kültürel etkinlikler adına. Yapı Kredi Yayınları hep ana durak olmuştur. Kimler kimler için? Sabri Koz. Güven Turan. Nursel Duruel ve elbette Murat Yalçın. Belki Fıccın’da buluşulacaktır bir öğle arası. İlk kez ortaokul talebesi iken Diriliş’in bürosunda karşılaşılmıştır doğuştan sanatçı bu zarif adamla. Edebiyat Fakültesi merdivenlerinde, Sevil Kiras ile buluşulmuştur. Yan yana inilip çıkılmıştır. Fakat bir an var ki hep hatırlanır. İlhan Berk uzun süren sabah telefonları sonunda bir vesileyle sözü Bodrum’dan İstanbul’a gelmek isteğine ( talebi diyelim) getirmiştir de TRT adına bir davet vazife bilinmiştir. Ve İlhan Berk, eklemeden geçemez ‘ Erdem, biliyorsun Ben Richmond’da kalırım’. İstiklal Caddesi 227 numaradadır Richmond. Ve zihin buraya ayrıca bağlanır. Çünkü…
Yıllar yıllar evvelinde, otuz oldu mu? Belki o kadar. Richmond’un salonunda artık öykücü arkadaşımız Murat Yalçın bizi yeni bir isimle buluşturmuştur. Kimler yoktur ki orada? Neredeyse yazan çizen hepimiz. Elif Sofya ile Murat Yalçın evlenmişlerdir. Biz de şahit olmuşuzdur. Şiirleriyle buluşacağımız Elif Sofya, Elif olarak ailemize katılmıştır, daha yakınımız olmuştur. Öyle ya boşuna değildir, Atlas doğduktan birkaç ay sonra, Murat Yalçın ile Elif Sofya’nın yanlarında Simurg ile bizi görmeye Moda’ya gelişleri. Resimler, videolar var. Şimdi her sabah önünden geçerken oturduğumuz Moda Çay Bahçesi’nin sesler, gülüşler, şiirler dallara asılmıştır. Elif Sofya yakında, daha yakındadır ama anılar sabit kalmaz. Mesela TRT2 adına kendisine yapılan bir teklifi incelikle iade edişi unutulur değildir. Herkesin ekrana varmak için insan çiğnediği zamanlarda olmuştur bunlar. Elif Sofya daima kendisi olmaya çekilmiş tabiatı bir yaşam hakkı diye kullanmıştır.
Her ama her yandan bu denli anılar dökülmek zorunda mı? Onlar nasıl toplanır? 14 Mayıs 2019 da mıydı? Kıraathane İstanbul Evi’nde program yaptığımda ‘ Dünyanın Hayhuyundan Şiirin Dik Âlâsına’ diye onunla konuştuğumuz? ‘Dik Âlâ’nın YKY baskısını ‘şiirin en dik sesiyle’ diye imzalamış. Fakat ben bu imzalı kitabın son sayfasına ve arka kapağının içine kurşun kalemle sorular sıralamışım; ‘bir yandan minör-patetik bir şiir yazdığını gözlemliyorum, bu bağlamda senin şiirsel çıkış yakınlıkların var mı, bir de kendini en uzağında hissettiğin şiir damarı hangisi?’ diye sormuşum. ‘Kelimelerin kirpisi oldum ‘ diyorsunuz, şair gerçekten kelimelerin kirpisi midir?’ ‘Doğa ve insan olmayan canlılar gerçekten yeniden varoluşun mayası neden olsunlar’ işte bunları ve daha nicesini sormuşum. ‘Tekno endüstriyel uygarlığın prototip olarak özgürlük sınırları çizmesi’ne getirdiği itirazları açmasını istemiştim.
Sorularımın gerekçeleri Elif Sofya’nın yazdıkları kadar etik tavrından kaynaklanıyordu. Kendi tabiatını dayatmaya değil açmaya meyilliydi şiirinde. ‘Yaşama bir dışarı çıkış’ önerisiydi şiirinin mayası.
Yaşadıklarımız bizi yok ediyordu. Ve, Dik Âlâ’nın bir yerinde ‘Ben bu hikayenin sonuna doğruyum’ diyordu şair. Hikayenin sonu, Elif Sofya’nın sürdürdüğü poetik tutarlılıktı. Beni asıl sarsan hâl ise sonradan karşıma çıktı. Bir Şair Masası şiirinde Elif Sofya adeta kendi ölümünü öngörerek altmışlarında bir şair masası’ndan dem vurmuştu. Altmış bir yaşında aramızdan ayrılırken, ‘bir şair nasıl öteleyecek / ölümden sonrası varlığını’ diye sormuştu. Bu hem kendisine hem de hepimize açılan bir kucaktı. Eminim ki pek çok çağdaşı gibi henüz yeterli okumayı bulamamış şiirsel yüküyle Elif Sofya, bir eşik olarak kabul görecek ve hikayenin sonundaki asil başlangıcı elinde tutacaktır. ‘Ben bende duracağım’ özgüveni onun her halinin ışıltısı ve cevheri oldu çünkü. Şimdi edebiyat kadar şiir ortamımız Elif Soyfa’yı baştan, hikayeyi bütünleyerek okumaya başlayabilir. Bizimse anılarımız sonsuza dek sürecek gibi. O sırrına erilmez bir bilişle bunu da söylemiştir ‘Çok uzun bir ağaç oldum bir süre/ Gökyüzü geçilmezdi boyumdan öteye’.
