İngiltere’de aşırı sağın yükselişi
Londra - Birleşik Krallık’ta yerel seçim sonuçları demokrasinin beşiği olarak görülen ada ülkesinde bir şeylerin ciddi ciddi değiştiğini gösteriyor. Önceki gün gerçekleşen yerel seçimlerin en net kazananı büyük sermaye ile ilişkisi, ABD ile yakınlığı eleştirilen aşırı sağcı Reform Partisi ve lideri Nigel Farage oldu.
Türkiye’deki yerel seçimlerin tek seferde ve ülke genelinde aynı anda hem meclisleri hem başkanları belirlemesinden farklı olarak Birleşik Krallık’ta yerel seçimlerin yapısı çok parçalı. Bazı seçim bölgelerinde dört yılda bir toplu seçim yapılırken bazılarında her yıl ilçe meclisinin üçte biri yenileniyor. Belediye başkanlarının seçiminin ilçe meclislerinin seçimi ile birlikte yapılması da gerekmiyor. Fazla detaya girmeden yapılacak yorum son seçimlerin, bu parçalı seçim sistemi nedeniyle tüm ülkenin ya da seçmenin tercihini göstermediği. Dolayısıyla son seçimler başkent Londra’nın tümünü yansıtmadığı gibi ülkedeki ilçe meclislerinin de yaklaşık üçte birini ilgilendiriyordu. Fakat tüm bu veriler sandık sonuçlarının ülkede siyasetin ne yönde ilerlediğine dair çok güçlü bir fikir verdiği gerçeğini değiştirmiyor.
Seçim bölgelerindeki partiler arasında oy değişimleri, daha önce bir partinin çok güçlü olduğu yerde kaybetmesi ve bu trendin sadece tek bir yerleşim merkezi ile sınırlı olmaması gibi veriler seçmenin genel duygu durumunu anlamaya izin veriyor.
Şu ana kadar daha çok tepkisel bir siyasi hareket olarak görülen Farage’ın liderliğini yaptığı Reform Partisi hatırı sayılır sayıda ilçe meclisinde sandalye kazandı. İlçe belediye meclislerinde 500 kadar yeni sandalye kazandı. Bazı ilçelerde çoğunluğu elde etti. Bu da partinin toplumsal tepkinin uç bir sözcüsü konumundan iktidar emanet edilebilecek temsil meşruiyetine erişmekte olduğunu gösteriyor. İlk kez, daha çok İşçi Partisi ağırlıklı olan başkent Londra’da Havering ilçe meclisinin kontrolü Reform’a geçti. Çok merkezi bir ilçe olmasa da ülke siyasetinin ana dinamiği olan başkente orta sınıf banliyölerinden giriş yaptı.
Sandıklardan gelen ilk sonuçlar göreve geleli iki yıl olan İşçi Partisi’ne karşı ara seçimlerde görmeye alışık olduğumuz bir uyarıdan ziyade İngiliz siyasal sisteminde daha yapısal bir yeniden konumlanmaya işaret ediyor. Bugüne kadar Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi hakimiyeti arasında iki partili bir sistem varken ana akım partilerin her ikisi de ciddi oy kaybı yaşıyor. İktidardaki İşçi Partisi büyük kaybetti ama Muhafazakâr Parti de kazanmadı. Daha doğrusu korktuğu gibi kaybetmedi. Partinin yeni lideri Kemi Badenoch sonuçlardan gayet mutlu açıklamalarda bulundu. Son genel seçim yenilgisinden sonra değişmeye çalıştıklarını ve “değişimin zaman aldığını” söyledi.
Nigel Farage’ın zafer sarhoşluğu ile söylediği “Britanya siyasetinde büyük tarihsel değişim” sözünün altını doldurmak için erken. Ancak iki ana partinin de seçmenlerin beklentilerine karşılık üretemedikleri de ortada. Özellikle iktidardaki İşçi Partisi seçmenlerinden büyük şehirlerdeki daha sol görüşlüler Liberal Demokratlar ve Yeşillere yönelirken işçi kesimi ise Reform’u tercih ediyor.
Brexit sonrasında özellikle geleneksel işçi sınıfı seçmeninin siyasal tercihleri belirgin biçimde değişti. İşçi Partisi’nin tarihsel tabanını oluşturan bu kesimin bir bölümünün kimlik, göç ve güvenlik gibi başlıklarda daha sert politikalar savunan partilere yönelmesi İngiliz siyasetinde uzun süredir devam eden yeniden hizalanmanın önemli bir göstergesi. Nitekim Endüstri Devriminin beşiği ve İşçi Partisi’nin kalelerinden Manchester’da “60 yılın en kötü sonucu” alındı.
Başbakan Keir Starmer’in daha önce birçok istifanın eşiğine geldiğinde yaptığı gibi “sorumluluğu alıyorum ancak bunun üstesinden gelecek olan da benim” demesi durumunu pek kurtaracak gibi durmuyor.
Bu sonuçlardan hareketle genel seçimlerde İşçi Partisi kesin kaybedecek ya da Reform iktidara geliyor demek zor. Yerel seçimlerle genel seçimler arasında seçmenin tepki düzeyi değişebiliyor. Birleşik Krallık’ın dar bölge çoğunluk sistemi (first-past-the-post) küçük ve orta ölçekli partilerin ulusal ölçekte iktidara yürüyebilmesini zorlaştıran bir yapı sunuyor. Bu nedenle Reform’un yerel seçimlerdeki başarısının doğrudan genel seçim sonuçlarına aynı ölçüde yansıyacağını varsaymak için henüz erken.
Ancak iki partili İngiliz siyaseti çok partili Avrupa siyasetine benzeme eğiliminde. Dünyada birçok ülkenin yaşadığı güvenlik kaygıları, gelir eşitsizlikleri, ekonomik bozulma gibi sorunları Birleşik Krallık daha şiddetli yaşıyor. Pandemi ve Brexit gibi iki depremin ikisinden de kötü performans ve kaos ile çıkan ülkenin kısa vadede durumunu nasıl düzelteceğine dair net bir çıkış yolu görünmüyor.
Her şeye rağmen dünyanın en büyük ekonomilerinden birisine sahip, yapay zekâ gibi konularda kıta Avrupası’na göreceli üstünlüğü olan, güçlü, üretken, değişime açık bir eğitim sistemi bulunan Birleşik Krallık için çizilen felaket senaryoları fazla kötümser. Ancak merkez partilerin seçmenlerin sahici endişelerine çözüm üretememeleri, gelir adaletsizliğinden göçmenlere, yapay zekânın yarattığı belirsizliklerden enflasyona kadar şoklara çare bulamamaları siyaseti atomize etmeye ve uçların rağbet görmesine neden oluyor.
