Başarısız olmak istediler ve başardılar
Hz. Osman’a karşı başlatılan isyanı Prof. Dr. Ahmet Akbulut da etraflıca tartışıyor. (Sahabe Dönemi İktidar Kavgası, OTTO.) Medine’nin yerli ahalisi olan Ensar’ın bu ihtilafa karışmamasını şöyle izah ediyor:
“Beni Saide’de devlet başkanlığını Kureyş’e kaptıran bu kitle Hz. Ebubekir ve Ömer’in halife seçimine onları yaklaştırmamaları sebebiyle siyasi hayattan dışlanmışlardı. Velayetin Kureyşleşmesi Ensarı kendi yurdunda ikinci sınıf vatandaş durumuna düşürmüştü. Bu kırgınlığın izlerini Hz. Osman’ın kuşatılması sırasında görmek mümkün olmaktadır. Genel olarak Ensar’ın bu işe karışmadığı görülmektedir. Bu konuda Ensar şöyle düşünmüş olabilir; madem ki yönetme hakkı Kureyş’in, o halde siyasi kargaşayı önlemek de Kureyş’in görevidir.”
Kendisi de Ensar’dan olan ve Hz. Osman’ın beytülmalin başına getirdiği Zeyd bin Sabit Ensar’ı halifeye destek olmaları için iknaya çalışıyor. “Ey Ensar topluluğu, siz Allah’a ve onun elçisine yardım ettiniz. Öyle ise Peygamber’in halifesine de yardım ediniz” şeklinde çağrıda bulundu. Zeyd’in bu çağrısına topluluk adına Ensar’dan Sehl bin Huneyf “Ey Zeyd! Osman seni Medine’nin hurmalarıyla doyurdu” yani bizi doyurmadı ki yardımda bulunalım şeklinde cevap verdi. Zeyd Ensara “İkinci kez çağrıda bulundu. Ensar’dan Ebu Eyyub “Sen yardım et ona, çünkü sana çok hurma ağacı verdi” şeklinde tepki gösterirken Ka’b bin Malik de “Osman Muzeyne kabilesinin zekatını toplamak için Zeyd’i görevlendirdi ve onlardan aldığı zekâtı ona bıraktı” dedi.”
Ensar’ın şikayetçi olduğu bu tarz ilişkiler, Medine’nin hurmaları, zekat parasının bir bürokrata tahsisi gibi uygulamalar size de tanıdık geliyor mu?
Günümüzde de bazı ‘seçkin’ insanların milletin tamamına ait olan imkanlara, zenginliklere, servete daha kolay, emeksiz, sadece yukarıdakilere yakınlıkları dolayısıyla ulaşabildiklerine şehit oluyor muyuz?
Yok canım! Bizde böyle şeyler olmaz! Biz sütten çıkmış ak kaşığız!
İlgili bölümde Hz. Aişe’nin, Hz. Talha ve Zübeyr’in, Abdullah ibn Mesud’un, Ebu Zer’il Gıfari’nin ve başka sahabelerin Hz. Osman’ın icraatıyla eleştirilerine de yer veriliyor. İbn Arabi’den de bir görüş var: “Sahabeden hiçbir kimse Osman’ın ne aleyhine çalıştı ne de müdafaa etti.”
Sonunda Hz. Osman şehid ediliyor. Ahmet Akbulut’un yorumu şöyle:
“Eğer Medineliler istemiş olsalardı dışarıdan gelen yaklaşık bin yabancının işini hemen bitirebilirlerdi. Çünkü başkentte eli silah tutan yirmi binden fazla Müslüman vardı.”
“Klasik anlayışın aksine Hz. Osman’ın öldürülmesi olayını ne bir darbe ne de bir isyan olarak görüyor, ümmetin yönetim sorumluluğunu taşıyanlara karşı yapılan ve ibret alınması gereken ‘ilk Müslüman ihtilali’ şeklinde değerlendiriyoruz. Çünkü hadise yönetimin uygulamalarından zarar gören halkın gerek aktif ve gerekse pasif olarak direnmesi sonucu bir halifenin devletin başından uzaklaştırılmasıdır.”
Bir karşı görüş olarak değil de bir kişisel kanaat olarak, benim gördüğüm, kolektif, bir bakıma ‘icma’ halinde bir beceriksizlik. Böyle bir krizi çözmek isteselerdi yolunu bulabilirlerdi. Çözemediler.
Benim ara sıra sorduğum soru burada bir işe yarayabilir.
Başarısız olmayı hedefleyip başarısız olursan başarmış mı olursun başaramamış mı?
Allahu Alem, başarısız olmak istediler ve başarısız oldular. Yani başardılar.
Ardından Medineliler Hz. Aliye biat ediyor.
Aralarında Talha bin Ubeydullah ve Zübeyr bin Avvam da var. Bu iki sahabi Hz. Ali’den Basra ve Kufe valiliklerini istiyorlar. Hz. Ali kabul etmiyor. Sonra da Hz. Ali’nin halife olmasından rahatsız olan Hz. Aişe ile ittifak ediyorlar.
Bir taraftan da Şam valisi Muaviye ibn Ebu Süfyan Hz. Ali’yi Hz. Osman’ın katline dahli olmakla suçluyor, nüfuzlu kimselere Hz. Aliye karşı isyana teşvik eden mektuplar yazıyordu.
Hz. Ebubekir’in, Hz. Osman’a saldıran oğlu Muhammed b. Ebubekir’in Muaviye’ye yazdığı mektup ve Muaviye’nin cevabı kayda değer.
“Her hayırlı işte ileri Ali iken, sen de sen iken kendini onun ayarına çıkardığını görüyorum. Ali Müslüman olma bakımından insanların ilki, niyetçe insanların en doğrusu, zürriyet yönünden insanların en temizi, eş bakımından insanların en faziletlisi, Peygamberin amcasının oğlu olması itibarı ile de insanların en hayırlısıdır. Sen ise melun oğlu melunsun, Allah’ın dinine karşı tuzak kurmaya ve Allah’ın nurunu söndürmeye çalışmanız da son bulmadı.”
Muaviye zamanın Arap dâhilerinden. Cevabı manidar.
“Biz babanla beraber Peygamber’in hayatında Ali ibn Ebi talib’in bize olan üstünlüğünü de açık olarak görürdük. Allah Peygamberi için katındakini seçip ona vaadini tamamlayıp onun davetini ortaya koyarak delilini parlatınca Allah O’nun ruhunu aldı. Baban ve onun Faruk’u Ali’ye başkaldıran, ittifak ve dayanışma ile hilafet konusunda Ali’ye ilk muhalefet edenler idiler. Eğer bizim içinde olduğumuz bu durum doğru ise bu işi ilk yapan babandı. Şayet zulüm ise onu da baban kurdu. Eğer baban bizden önce bu işi yapmasaydı biz İbn Ebi Talib’e muhalefet etmez ve hilafeti ona teslim ederdik.”
