Ülkenin çıkış yolunu Kürtler çizebilir mi?

PKK’nın silah bırakma süreci CHP tartışmaları ve jeopolitik gerilimlerle kenarda mı kaldı derken iktidardan yasal düzenleme kapıda açıklamaları ve Selahattin Demirtaş’ın mektubu geldi.

MHP lideri Bahçeli baştan beri sürecin ilerlemesi için çaba gösterse de iktidarın büyük ortağının ayak sürüyen ve meseleyi komisyona havale eden tutumu bu sefer yasal süreci sahiplenen bir tona evrildi. Parti sözcüsü Ömer Çelik’in ilk kez “öncelik” belirten ifadeler kullandı.

“Artık yeni bir aşamadayız. Komisyon raporunun gereklerinin yerine getirilmesini temin etmek üzere silah bırakmayı ve terör örgütünün varlığını ve illegal yapılarını tam anlamıyla sona erdirmeyi temin etmek üzere yasal bir çerçeve ortaya çıkacaktır. Bu yasal çerçevenin ortaya çıkmasının, biz çok gecikmeden bir an evvel Meclis gündeminde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.” Çelik açıklamasının sonunda tespit, onay süreci, devletin ilkeleri gibi konunun çetrefilli boyutlarına girse de “çok gecikmeden bir an evvel Meclis gündemi” ifadesi arkası getirildiği takdirde “yeni bir aşamaya geçildiği” hissini veriyor.

Ortaya ciddi bir yasa teklifi çıkana, farklı partilerle konu paylaşılana ve kamuoyu meseleye vakıf olana kadar henüz bir adım atılmış değil ama hazırlıklarda belli bir aşamaya gelindiği anlaşılıyor.

Selahattin Demirtaş’ın “…süreç artık somut, elle tutulur, gözle görülür adımlar gerektiriyor, mecbur kılıyor. Bu adımlar da öyle taviz falan değil, hepimizin ortak yaşamı için ana sütü gibi hak ve helal olan adımlardır.” Çağrısıyla iktidarın açıklamalarının eşzamanlı olması beklentilerin ve niyetlerin en azından bir ölçüde örtüştüğüne yorulabilir.

Kritik olan bundan bir süre önce PKK’nın gerçekten ve tüm unsurlarıyla silah bırakıp bırakmayacağı üzerinden giden tartışmalar artık ne zaman ve nasıl bırakacağına evrilmiş durumda. Eğer bir yol kazası yaşanmazsa Cumhuriyet tarihinde çok kritik bir eşik geçilmiş olabilir.

Tam da bu kavşakta Kürtlerin önünde siyasal denge kurucu bir rol oynama fırsatı duruyor. Türk siyasetinde kimlik haritasını çok kabaca milliyetçi-muhafazakarlar, sekülerler, Kürtler olarak tarif edecek olursak ilk ikisi farklı gerekçelerle tıkanmış durumda. Cumhur İttifakı’nın temsil ettiği milliyetçi-muhafazakar kamp iktidar gücünün yozlaştırıcı etkisi, iktidarda kalmanın bizatihi kendisinin amaç haline gelmesi, ilkesel eşiklerin oportünist tutumlara kurban edilmesi, uzun süreli iktidarla sokaktan kopuş ve sistemin aşırı merkezileştirici baskısı ile Türkiye için yeni bir hikaye yazma potansiyelini kaybetmiş durumda.

Seküler kesimde ise kendi içinden ve dışından bariyerler var. İç sorunları son mutlak butlan kararındaki gibi iktidarın mühendislik çabalarına kucak açan elitler, kapsayıcı bir yeniden inşa çabasına direnen katı ulusalcı damar, geçmişin yükü olarak sayabiliriz. Muhalefetin elinde olmayan dış faktörler ise en az iç açmazlar kadar sorunlu. Basının daralan alanı sebebiyle iletişim imkanlarının sınırlanması, sivil toplumun ya marjinal muhalif ya iktidara entegre ya da apolitik konuma gerilemesi, yargı eliyle siyasetin kurallarının şekillendirilmesi, sermayenin idari vesayet karşısında kırılganlığının zirve yapması yeni bir hikaye yazılsa bile bunun pratiğe dökülme ihtimalini sınırlandırıyor.

Kürtler bu iki kesim arasında belirleyici bir rol oynayabilir. Demografik ağırlık, seçim matematiği sebebiyle tarafların ihtiyaç duyması, iki kampla da ilişki kurabilmesi bunu mümkün kılıyor.

PKK’nın silah bırakması süreci nedeniyle iktidarla mecburi de olsa bir ilişki kanalı var. Bu kanal “AK Parti ile iş birliği yapma mahcubiyeti”ne kurban edilmeden işlerlik kazanabilir. PKK ve Kürt meselesi konusunda aktif katkı veren bir rol Kürtlerin iktidar tabanı ile duygusal ortaklığını tahkim edebilir.

Türkiye’nin sorunlarında DEM Parti’nin de tabanının da tutumu belli. Bazı başlıklarda DEM Parti ile CHP tabanı neredeyse birebir aynı düşünüyor. Ancak muhalefet kanadında yeni parti kurulsa bile muhtemel adayların hepsinin üstünde yargı kılıcı sallanıyor. Kaldı ki Kürt oyları olmadan muhalif bir adayın yüzde 50 eşiğine yaklaşması hiç kolay değil.

Hikayesi sönümlenen, siyasetsizliği siyaset olarak kodlayan AK Parti’nin demokrat bir adım atması da yön arayışındaki muhalefetin yeni bir dil inşa ederken ihtiyacı olan taban ve dinamizm de Kürtlerin katkısına ihtiyaç duyuyor.

Bu katkıyı sağlamak ise örgüt aktivizminden kurtulmayı, Türkiye’yi ve ülkenin geçtiği darboğazı sadece Kürt meselesi penceresinden okumaktan vazgeçmeyi gerektiriyor. Bunun için başta anadil olmak üzere kimlik başlığını geri plana atmak da gerekmiyor. Önceliklendirme ve geniş perspektif yeni bir dil kurmayı mümkün kılabilir. Kaldı ki son dönemde ağırlık kazanan “Ankara’da güçlü Kürt siyaseti” tanımı da bu sürece oturuyor.

Yolun kolay olması aşikâr. Demirtaş’ın mektubunu “Eğer ki kimse buna yanaşmıyor veya cesaret edemiyorsa da umutsuzluğa gerek yok; biz varız, çare biziz. Nasıl mı yapacağız? Cesaretle konuşarak, ezberleri bozarak birlikte yapacağız, merak etmeyin.” sözleriyle bitirmesi önemli. Ancak bu ifadelerin altının nasıl dolacağına dair cevap var mı? Önemli olan bu.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.