İstanbul Erkek Lisesini Kim Cezalandırıyor?
Dün yaklaşık 18 milyon öğrenci 1 milyondan fazla öğretmen bu yılki eğitim öğretim süreçlerini bitirip tatile girdi. Herkes bir oh çekip tatilin kollarına kendini bıraktı. Eylül’e kadar kitap, defter, kalem, ödev, öğretmen gibi eğitime dair kelimelerin hayatımızdaki yerini başka kelimeler alacak.
Antik Romalı düşünür Seneca “Ahlak Mektupları”eserinde “İnsan, aklıyla canlıların önünde tanrıların ardındadır. Yetkin akıl da insana özgü bir şeydir.” diyerek insanı önce diğer canlılardan sonra da kendi içinde ayırmanın ön bilgisini verir.
Devletler de tarih boyunca insanları akli melekelerine ve kabiliyetlerine göre sınıflandırıp bu sınıflandırmalara uygun eğitime tabi tutmuşlar; devletin bekası için onlara makamlar, mevkiler, görevler vermişler.
Tarihimizde bunun en bariz örneği Osmanlı’daki devşirme sistemidir. Devşirme sistemiyle alınan Hristiyan çocuklar istidatlarına göre sınıflandırılırdı. Yüksek istidata sahip olanlar saray okulu olan “Enderun”da eğitim alır, sadrazamlığa kadar yükselirdi. Diğerlerine de Yeniçeri Ocağı’nda asker ve zanaatkar olarak görev verilirdi.
Günümüz Türkiye’sinde tüm okullarda eşit eğitim verilir. Ancak LGS puanıyla öğrenci alan okullarda verilen eğitimin eşitlik dozu daha yüksektir. Bu okullarımızdan akla ilk geleni İstanbul Erkek Lisesi. Lise, son yıllarda eğitimin dışında farklı sorunlarla Türkiye’nin gündeminden düşmüyor. Türkiye’nin gündemine düştükleri son olayları, mezuniyet töreninde öğrencilerin okul müdürüne sırt çevirmeleri ve velilerin İstanbul İl Milli Eğitim Müdürüyle tartışmaları.
İstanbul Erkek Lisesinin tarihine bakarak okulun sık sık gündem olma nedenlerini daha sağlıklı öğrenebiliriz.
İstanbul Erkek Lisesi, 1884-1885 eğitim öğretim yılında matematikçi ve aynı zamanda bir deniz subayı olan Mehmet Nadir Bey tarafından "Numune-i Terakki" adıyla açılır. Okul, 1888 yılında kız öğrencileri için özel bir müfredat oluşturarak kız öğrencileri de almaya başlar. Eğitimi önceleyen ailelerin gözde okulu kalan Erkek Lisesi aileler tarafından her zaman tercih edilip teveccüh görür.
1897 yılında Padişah II. Abdülhamid'e karşı planlanan darbeye okulun bazı öğretmenlerinin karıştıkları gerekçe gösterilerek okul devlet tarafından satın alınır. Sonra da “Osmanlı Maarif Nezareti”ne (Eğitim Bakanlığına) bağlanır.
Erkek Lisesi, 1911 yılında Almanca eğitime geçer. Bu yıllar Osmanlı’nın Almanya ile siyasi anlamda da yakınlaşma yıllarıdır. Bu yakınlaşma malumunuz bizi Almanya’nın yanında Birinci Cihan Harbi’ne sürükler. Almanca eğitime geçildiği 1911’den günümüze değin İstanbul Erkek Lisesinde Alman öğretmenler görev yapmaktadır.
İstanbul Erkek Lisesi, Birinci Cihan Harbi’nin yaşandığı 1914-1916 yılları arasında eğitime ara verir. Okulun izci teşkilatında görevli son sınıfın tüm öğrencileri 1915 Çanakkale Cephesi’nde şehit düşerler. Bu acıyı simgelemek amacıyla okulun kapı ve pencereleri siyaha boyanır. İstanbul Erkek Lisesinin simgesi olan renklerden biri bu nedenle siyahtır.
Cumhuriyet tarihinin başlangıcı 1923'te "İstanbul Erkek Lisesi" adını alan okul, 1933 Cağaloğlu'ndaki tarihi Düyûn-ı Umûmiye binasına taşınır ve halen burada eğitim vermektedir.
1964 yılında karma eğitime geçen İstanbul Erkek’te kız erkek öğrenciler bir arada eğitim görmeye başlar..
12 Eylül askeri darbeden bir yıl sonra 1982’de istanbul Erkek’e Anadolu Lisesi statüsü verilir. Sayısal dersler Alman öğretmenleri tarafından Almanca, sözel dersler Türk öğretmenler tarafından Türkçe verilmeye devam eder.
Cumhuriyet tarihi dahil bir buçuk asırlık eğitim öğretim boyunca İstanbul Erkek Lisesi hep teveccüh edilen bir okul olageldi. İstanbul Erkek’te okumak tıpkı Galatasaray, Kabataş gibi okullarda okumak gibi her öğrencinin hayalini süsledi. Bu hayal gün geçtikçe daha büyük bir iştiyakla devam etmektedir.
İstanbul Erkek, 2024 eğitim öğretim yılına kadar Galatasaray’dan sonra LGS’de en yüksek puanla öğrenci alan okulken 2025 yılında Galatasaray’ın önüne geçerek birinci okul oldu. Günümüzde LGS’den yaklaşık 500 tam puan alan öğrenciler İstanbul Erkek’te okuma hakkı kazanıyor. Bunun diğer bir anlamı ülkenin en üst beyinleri bu okulda okuma hakkı kazanıyor ve bu okulda eğitim alıp mezun oluyorlar.
1999 yılında Türk-Alman devletlerinin karşılıklı anlaşmaları üzerine İstanbul Erkek, Almanya'da üniversite eğitimi için geçerli olan Abitur programını kabul eder.
Abitur, Alman eğitim sisteminde en üst düzey lise bitirme diplomasıdır. Bu diplomadaki başarı Almanya başta olmak üzere Avusturya, İsviçre ve Almanca eğitim veren seçkin üniversitelerde öğrencilerin kabul görüp eğitim alma imkanı sağlıyor.
Yapay zeka bu durumu şöyle açıklıyor: ” Bu mesele, bir yandan öğrencilere küresel ölçekte muazzam bir akademik vizyon ve gelecek sunarken, diğer yandan yerel eğitim kadrosunun ve ülkenin kendi entelektüel geleceğinin zedelenmesi arasındaki hassas dengede duruyor.”
İstanbul Erkek’tenAbitur eğitimi alan ilk öğrenciler 2002’de mezun oldu. 2002’de Abitur eğitimi alıp mezun olan öğrenciden 77’si yurt dışına gitti. 2023 ‘te 166 mezundan 133'ü, 2024’te 176 mezundan 148'i, 2025’te 150 mezundan 143’ü Alman veya Almanca eğitim veren üniversitelere kaydını yaptırıp yurt dışına gittiler.
İstanbul Erkek’ten mezun olup yıllara göre yurt dışına giden öğrencilerin toplam sayısı yaklaşık 2000-2500 kişiyi bulur. Gidenlerin listesini okulun tarihinde görmek mümkün.
Türkiye’nin istidatı yüksek öğrencilerin yurt dışına gitme sorunu sadece İstanbul Erkek için geçerli değil. Galatasaray, Kabataş, LGS puanıyla öğrenci alan “Özel Azınlık Okulları" gibi
diğer okullar için de geçerli.
İstanbul Erkek’te öğrencilerin yurt dışı üniversite kabulu için Abitur diploması kadar Alman öğretmenlerin referansı da önemli. İstanbul Erkek’te öğretmenlerin yaklaşık %60-65’i Alman.
Son yıllarda öğrencilerin tamamına yakını yurt dışına gitmek için Alman öğretmenleriyle girdikleri dirsek temasını düşündüğümüzde okuldaki Türk öğretmenlerin konumunu tahmin etmek zor olmasa gerek.
Şairin “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” mısrasını bu öğretmen arkadaşların düştüğü durum için kullansak çok mu ileri gitmiş oluruz bilemedim.
İstanbul Erkek Lisesinin temel sorunu; Türkiye’nin en üst seviyeli okulunda eğitim gören en nitelikli beyinlerini; Alman öğretmenler, öğretmenlerin dirsek teması içinde olduğu Alman vakıfları ve Türkiye’de Almanlar için çalışan Türk-Alman dostu vakıfların Alman üniversitelerine yönlendirmeleri. Türk gençlerini Almanya için devşirmeleri. İstanbul Erkek Lisesinde kavganın karmaşanın sırt dönmenin ana sebebi bu.
Son sınıf öğrencilerinin tamamını Cihan Harbi’nde bu vatan için şehit eden İstanbul Erkek Lisesinin Alman Üniversitelerinin arka bahçesi olma konumuna düşmesi de başka bir vehamet.
Türkiye; Tüm masraflarını karşıladığı okutup mezun ettiği en mitelikli beyinleri Alman ve Almanca eğitim veren üniversitelere kaptırmasını ne kadar kabul edebilir? Aklı başında olan hangi devletin kabul edeceği bir durum?
Ayrıca devlet; besleyip, okutup, mezun ettiği öğrencilerin kendilerine sırt çevirmesine (bunun argodaki karşılığını siz ekleyin) ne kadar hoşgörülü davranır? Ne kadar hoşgörülü davranacağını merak edenler için Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinde devlete sırt çevirenlere devletin neler yaptığına bakıp tahmin edebilirsiniz?
Bu arada sahibinin gözü gibi bakıp besleyip koruduğu tavuğun başka bir kümese yumurta bırakma alışkanlığını terk etmeyince yine sahibi tarafından bulgur pilavında akşam yemeği olduğuna çokça şahit oldum.
Türkiye şimdilik İstanbul Erkek Lisesindeki bu genç beyinlere Almanya’ya veya yurt dışına gitmemek için bunların istidatlarına uygun imkan sunmak yerine İstanbul Erkek’te hem bir sınıf küçülmeye gitti hem de Almanca eğitim veren sınıfların ikisini İngilizce eğitim veren sınıflara dönüştürdü.
Hapinizin aklına gelen soruyu ben de sorayım: Türkiye Cumhuriyeti, gerek İstanbul Erkek gerek İstanbul Erkek gibi diğer okullardan daha eşit daha çok emek verip daha yüksek istidata sahip bu öğrencilerin yurt dışına gitmemeleri için ne yapıyor? Günlük hayatın yatay düzleminden kendini arındırıp bu öğrencilerin seviyelerine uygun bir dikeylik yönetimine sahip olmayan memurlarca bu okulları yönetmek onları baskılamak dışında bir şey yaptığını söylemek için pinokyo olmak lazım.
Yüksek istidatlı çocukların; İstanbul Erkek ve buna benzer okulları yurt dışına gitmek için tercih etmeleri ve devletin bunu bilip göz göre göre bu çocukları ülkeye kazandırmak için hiçbir şey yapmaması Birinci Dünya Harbi’nde şehit düşen İstanbul Erkek öğrencilerinin verdiği acı kadar acı bir durumdur.
Balzac Bilinmeyen Şaheser hikayesinde “Ressamlar tefekküre ancak ellerinde fırça varken dalmalıdır.” Türkiye’nin de tefekkürü nitelikli beyinleri elinde tuttuğu sürece bağlıdır.
