Çerçeve yasa aydınlatılmaya muhtaç
Terörsüz Türkiye’ adı verilen süreç, gecikmeli olsa da, nihayet bir yasa metnine kavuştu. Teklifin Meclis’teki görüşmeleri başladı.
Altında 360’a yakın (357) milletvekilinin imzası bulunduğuna göre, genel kurul müzakereleri de hızla sonuçlandırılır ve teklif büyük bir oy gücüyle yasalaşır…
Heyecanlanacak bir şey yok…
Oysa o kadar çok insan heyecanlandı ki…
Kolay değil, 1984’ten beri ülkeyi etkisi altına alan, toplamda 40 binden fazla insanın canına mal olmuş terörü sona erdirmeyi amaçlayan bir süreç bu ve çözüm yasayla teminat altına alınıyor. Dağdakiler dağdan, ovadakiler ovadan kendilerini silahlarıyla birlikte devlete teslim edecekler ve karşılığında önemli bir bölümünün geçmiş suçlarının cezası ertelenecek…
[Çerçeve yasanın özeti şu: ‘Teklif PKK/KCK’nın feshedildiğinin ve silah bıraktığının güvenlik kurumlarınca tespit edilip MGK tarafından teyit edilmesi gibi şartlara bağlanmış durumda. Ardından belirli örgüt suçları bakımından soruşturma, kovuşturma ve cezaların ertelenmesi öngörülüyor. Bazı ağır suçlar da kapsam dışında.]
Teklif her ne kadar Abdullah Öcalan’ı kapsamasa da, AK Parti grup başkanı Abdullah Güler, Öcalan’ın adada istedikleriyle görüşebileceğini duyurdu.
Zaten İmralı’da inşaat faaliyeti yürütüldüğünü daha önce öğrenmiştik…
Hepsi bu kadar mı?
Müzakerelerin bir tarafında bulunan ve sürecin yeni aşamasından fena halde heyecanlı görünen DEM Parti sözcüleri, teklifin bir ‘ilk adım’ olduğunu söylediklerine göre, süreç tamamlanmış sayılmayacak…
Zaten bu sebeple olmalı ki, teklife ‘çerçeve yasa’ adı verildi.
Ardından daha neler gelebilir?
Meclis’te 360’a yakın oy çokluğunu süreç sayesinde elde etmiş görünen iktidar, mevcut heyecanı tavsatmadan anayasa değişikliğini gündeme getirebilir; bu yolla erkene alınacak seçimle kazanılacak hakka da gerek kalmayabilir; yeni anayasaya Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı uzun yıllar makamında tutacak bir madde eklenebilir…
Bu arada, Dem Partililerin ısrarla talep ettikleri ve ‘ilk adım’ saydıkları teklife alınmamış bazı konular da o zaman söz konusu edilecektir…
Ancak DEM Partililer tarafından ısrarla talep edilen değişikliklere Meclis’te 360 oy bulmak hiç kolay olmayabilir… [Tabii, halkoyuna gidilmesi de gerekebilir.]
Düşünün, geniş bir heyecanı yansıtan ‘çerçeve yasa teklifi’ bile, aradan geçen birkaç gün içerisinde, kendisine destek çıkanların bazılarını kaybetmeye başladı…
En son, CHP milletvekili İlhan Kesici çok açık ifadelerle oyunun ‘Hayır’ olacağını duyurdu.
Sürece başından itibaren karşı çıkmış İYİ Partililerin muhtemel olumsuz oylarına ek olarak, kullanacakları oyu belirlemede zaten tereddüt yaşayan YENİ Parti içerisinde de teklife oy vermeyecekler çıkacağı, milletvekillerinin açıklamalarından anlaşılıyor…
Kafa karışıklığının sebebi öyle çok karışık değil.
Aşırı taleplerden kaçınılarak hazırlanmış olmasına rağmen, metin Meclis’e sunulana kadar gözlerden saklandı; milletvekillerinden boş sayfaya imza atmaları istendi; iktidar partileri içerisinde bile tartışılmadı hazırlanan metin...
DEM Parti’nin beklediği sonraki adımlarda nelerin gündeme taşınacağı ise asla telaffuz edilmiyor…
Başlarda ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin aşırı zorlayıcı tavrına karşı isteksiz görünen Cumhurbaşkanı Erdoğan, teklifin yasalaşmasıyla birlikte sürecin tam ve tek sahibi haline geliyor; bu da anlaşılabilir değil…
Geçmiş iktidarlarda toplumun katılımı beklenen hassasiyet gerektiren konularda, sorumlu politikacılar, yalnız kendi partililerini değil muhalefet partilerini de gelişmeler hakkında bilgilendirir, mesela savaş ihtimal dahilindeyse, sivil toplumu ve kanaat önderlerini de kazanmaya çalışırlardı.
Turgut Özal Körfez Savaşı’na gidilirken bunu yapmıştı.
Adalet ve Kalkınma Partisi de, ilk döneminin en keskin sınavı olan 1 Mart tezkeresi (2003) öncesinde farklı davranabilmişti.
Şimdi ise ‘al gözüm seyreyle’ anlayışı hakim…
‘‘Ya bu ilk adımdan sonra beklenen diğer adımlar atılmazsa?’’ türü sıradan soruları bile işitmek istemiyor politikacılar…
Oysa 2013-2015 yılları arasında yürütülen ilk ‘barış süreci’, iki tarafın müzakerecilerinin Başbakanlık Çalışma Ofisi’nde ortak bir açıklama yapmasına kadar varmışken, birdenbire bozulmadı mı? (28 Şubat 2015).
O zaman sorduğumda, süreci yürüten kadrodan bir siyasetçi, ‘‘Bozulması gerektiği için bozuldu’’ cevabını vermişti.
Bozulması gerektiğinde süreçler bozulur…
Hiç değilse Meclis’teki müzakerelerde dayatıcılık kokmayan yeni bir yaklaşım benimsense ve sürecin bundan sonraki aşamaları hakkında ilgili çevreler aydınlatılsa…
Çerçeve yasa metnine karşı çıkan siyasiler, sivil toplum temsilcileri ve patlayan heyecanı paylaşmakta zorlanan yorumcular da aydınlatılmayı bekliyorlar…
Geç kalınmış olsa da konu buna değer…
