Samanyolu düşleri ya da dünyaya yazmak...
Tophane-i Âmîre’de ‘Sessiz Zarafet, Çağdaş Hat, Hilye ve Tezhip Sergisi’ mottosuyla yeni bir sergi açıldı. Seçkin kültür adamı ve koleksiyoner Mehmet Çebi’nin hayat verdiği sergide çağdaş hat sanatımızın pek çok eseri yanında birbirinden çağrışımlı tesbihler de bulunuyor. Sıcak bir Ağustos cumartesi günü boğazdan gelip Tophane-i Âmire kubbelerini yalayan serinliğin tesellisi altında birkaç tur, dura düşüne, ölçe biçe, sora cevaplaya gezdim sergiyi. Onlarca tabloya yansıyan görsel, estetik hatta sosyolojik evreni çözmeye çalıştım. Renk, üslup ve malzeme yönünden birbiriyle yarışan tesbihlerin göz kadar imgeye, günlük hayat kadar el emeğine soyut bir küre kıvrımı silsilesiyle koşuşlarına şahitlik ettim. Göz ile imge, anlam ile kültürel dünya, yetenek ile emek arasında gidip gelirken kendimi bir anlığına samanyolu düşlerine dalmış buldum.
Sebepsiz değildi şüphesiz bu halim. Girişte hemen sağda biraz da boyutundan dolayı buraya yerleştirildiğini düşündüğüm Cevat Huran ve Ferdin Velizade’nin çalışmasına dalmıştım. Celi sülüs tarzında Cevat Huran’ın başarısının öteden beri tanığıyım. Fakat bu çalışmanın bana telkin ettiği daha geride fakat mutlak bir çarpıcılık vardı. Hat sanatı da doğası gereği görseldir ve göstermek hüneri de içerir. Tezhibin gökkuşağı sakinliğiyle renklendirip korumaya aldığı yazı uzayı, her şartta bakın, burada ben de varım havası taşır. Hele devasa boyutta bir tablo şekil yönünden bu duyguyu kendiliğinden telkin eder. Mehmet Çebi, ‘sessiz’lik vurgusunu bu tablodan almışsa büyük bir dikkat sergilemiş. Çünkü, Huran’ın bu eserini tam da sessizliğin senfonisi saymak yeterlidir. Bu esere dakikalarca bakarken, Hz. Mevlana’nın Fihi Mafih’de söylediği bir sözü hatırladım. Hz. Osman’dan dem vuran Mevlana, birgün minbere çıkan Hz. Osman’ın hiçbir cümle kurmadan cemaate baktığını ve bir süre sonra orada bulunanların bu sessiz bakışın heybetinden ürperdiklerini anlatır.
Estetik ürperti için değil ama maneviyatını bulmuş özgür duyuşlar için elzemdir. Kur’an’ın anahtarı sayılan Fatiha Suresi’nin merkeze alındığı bununla beraber hareketli bir döngüsellikle bütün ‘Kitap’ın’ yazıya döküldüğü bu çalışma bende samanyolu duygusu yarattı. Böylece renkten, şekilden asıl öze, ruhların kelebekler misali birbirine doğru kanat vuruşlarına şahit oldum. Cevat Huran’ın diğer eserlerinde de, kendi sınırlarını aşıp daha çağdaş, modern ile klasik arasında örümlenen kişilik yoklayışları buldum. Hele, Huran’ın ‘Muhabbet’ isimli çalışmasını görünce, hat sanatının esnek olduğu kadar yazı mekanını ne türden uçuşlara açabileceğini bunun için cüret kadar ustalık gerektiğini hissettim. Sanırım, ‘Muhabbet’ bu serginin en şiirsel tablosudur. Abdullah Çoban, Ayşe Karakuş, Cevad Huran, Emre Sessiz, Gürkan Pehlivan, H. Hüsnü Türkmen, İ. Halil İslam, M. Enes Huri, Mustafa Özçelik, Osman Kul, Said Abuzeroğlu, S. Ahmet Bursalı, Zeynep Çolak Saka’nın tablolarına bütün olarak bakınca Türkiye’de son otuz yılda oluşan sosyal sınıfın mekan algısının da değiştiği yorumunu yaptım. Sanırım artık minimal olandan gösterme ve büyük boyutu bir kayma var yaşama şekillerinde. Bu sergi sosyolojik okumayı da hak ediyor bence.
Sergi vesilesiyle Gürkan Pehlivan’a ve onun atmosfer kurma gücüne ayrıca vurgu yapmak isterim. Çağdaş hat sanatımızın üslup ötesinde benim ‘korkusuz geçişkenlik’ dediğim olguyu en iyi işleten sanatçılarından birisi o. Tek çizgiden değil çizgiler arası çağrışımın çekiminden yararlanması sanat adına büyük gelişim. Yekpareliği parçalarken kendi bütünlüğünü yaratma iştiyakı her eserinde dışa vuruyor. Söz gelimi ‘en dışta makıli hat ile ‘Muhammed’ yazısı, harf karalaması…’ ile başlayan Hilye-i Şerif’inin renkten biçime , üsluptan özgüvene, emekten cürete değin pek çok olguyu içerdiğini düşünüyorum.
İmkan olsaydı her bir sanatçının en az bir eseri üzerinde durmak, tezhip kadar tesbihlerde yakaladığım çağrışımları dile dökmeyi arzulardım. Fakat genç bir sanatçının, Emre Sessiz’in, serginin ‘sessizlik’ mottosuyla da örtüşen ‘işlerine’ dikkat çekmek isterim. Sanatta nesiller sadece yeniliklerle gelmezler, bilip görmediğimiz, duyup işitmediğimiz farklı evrenleri de yakınımıza getirirler. Bugünlerde samanyolu düşüne dalmak isteyenler için bu sergi kaçırılmayacak bir fırsat. Yazı dünyaya bir bakıştır ve dünyayı sanatçılar yazar en güzel haliyle.
