‘İslam NATO’su kuruluyor!’ Peki, hangi düşmana karşı?

Suudlarla ilişkilerimiz bir ara epeyce limonileşmişti. Bununla paralel olarak Mısır ve BAE ile de bozuşmuştuk. Sonra aradaki buzlar aniden çözüldü, ilişkilerimiz düzeldi ama yine de aramızın beraberce bir askeri ittifak oluşturacak kadar düzelmiş olduğunu görmek şaşırttı herkesi.

Aslında daha önce de “İslam NATO’su” oluşturma planları gündeme gelmiş, hatta bu yolda bazı zirveler düzenlenip bazı imzalar atılmıştı. Ama onların devamı getirilemedi. Bu bakımdan şimdiki girişimi değerlendirmek için önce derinliğini ölçmek gerekiyor.

Esas olarak da “Bu bizim kendi stratejik hamlemiz mi, yani Türkiye’nin milli çıkarları doğrultusunda Ankara’da tasarlanmış bir proje mi” sorusuna cevap bulmalıyız. Bildiğimiz kadarıyla bu anlaşma geçen yıl Suudi Arabistan ve Pakistan arasında “taraflardan birine yönelik saldırının her ikisine yapılmış sayılacağı” açıklanarak imzalanmıştı. Bilahare bu savunma ortaklığının Mısır ile Türkiye’yi de içine alacak şekilde genişletilmesine karar verildi.

Diğer yandan, askeri ittifaklar somut tehdit algılarına istinat eder. Söz gelimi NATO Avrupa’ya yönelik Sovyet tehdidine karşı oluşturulmuştu. Mekke Anlaşması için ise belirli bir tehditten söz edilmiyor, hatta hiçbir ülkenin hedef olmadığı bilhassa vurgulanıyor.

Ancak bütün dünyada bunun “İran’ı çevreleme” amacına yönelik bir Sünni ittifakı oluşturma girişimi olduğu düşünülüyor. Bunun fazla gerçekçi bir değerlendirme olmadığını söylemek lazım. Bilhassa kalabalık birer Şii nüfus barındıran Suudi Arabistan ve Pakistan’ın böyle bir mezhep eksenli oluşum içinde yer almaları beklenemez.

İkincisi, Suudilerin tehdit algısı farklı olsa bile Türkiye komşusu İran’la ilişkilerini belirli bir dengede sürdürmek istediğini geçtiğimiz süreçte net bir şekilde gösterdi. Pakistan zaten “İran’ın güvenilir dostu” olarak Washington ve Tahran arasında arabulucu durumunda.

Suudi Arabistan ise halihazırda İran’la -en azından fiilen- savaş halinde. ABD ile İsrail’in geçen şubatta İran’a karşı başlattıkları saldırının ortaklarından biri Riyad. Daha geçtiğimiz günlerde Irak’taki İran yanlısı milis gruplara yönelik olarak Suudi ordusu hava saldırıları düzenledi. Buna karşı Yemen’deki İran yanlısı Husiler de Arabistan’daki Aramco tesislerini vurdu. Üstelik Mekke Anlaşmasının imzalandığı günün ertesinde.

Böyle bir tabloda İran’ı çevrelemeye yönelik olduğu söylenen bir askeri ittifaka katılmanın Ankara ve İslamabad için ne anlama geleceği bellidir.

Mekke İttifakının jeostratejik bakımdan İran’ın bölgesel nüfuzuna karşı bir denge oluşturması mümkün görülse bile özellikle Türkiye en eski sınırlara sahip bulunduğu komşusunu düşman ülke kategorisine yerleştirmeye istek gösteremez.

Peki öyleyse dünyanın üç farklı coğrafyasında yer alan ve kendi bölgesel tehdit algılarına bağlı stratejik önceliklere sahip bulunan üç ülke için “ortak tehdit” ne olabilir?

Bu oluşum İran’ı çevreleme amacını taşımıyorsa İsrail’i mi hedef alıyor yoksa? Baksanıza, hükümet yanlısı yayınlarda söz konusu anlaşmanın en fazla İsrail’i endişelendirdiği üstüne basa basa söyleniyor günlerdir.

Bizim çoktandır Netanyahu yönetimiyle aramızın olmadığı malum ama ABD yönetimiyle ilişkilerimizin görülmemiş derecede iyi olduğu bir dönemde İsrail karşıtı bir askeri ittifak oluşturmamız akla uygun mu? Diğer iki ülkenin de ABD sistemiyle ilişkisinin derinliği düşünülürse bu sorunun cevabı bellidir.

Bu bir yana, Riyad rejiminin Tel Aviv’le ilişkisi hiçbir zaman düşmanca olmamıştır. Son dönemde ise belirli vakalarda ortak tehditlere karşı omuz omuza mücadele ettikleri bile görüldü. Bu bakımdan Suudların öncülük ettiği demesek de içinde yer aldığı bir yapının tehdit algısını İsrail’in oluşturduğunu söylemek gerçekçi olmaz.

Üstelik şu da var: Gazze’de iki yıl boyunca aralıksız devam eden İsrail soykırımına karşı kınama bildirileri yayımlamak dışında bir şey yapamamış olan üç büyük İslam ülkesini bugün harekete geçiren şey ne olabilir?

Bütün bunlara karşılık, altına imza atılan anlaşma metni ortada olmadığından konunun siyasi boyutuna ilişkin kesin bir değerlendirme yapmak zor. Bunun yerine tarafların verdiği mesajlar üzerinden ne yapılmak istediğini anlamaya çalışmak durumundayız.

Öncelikle imzaların Suudi Arabistan’da atılmış olması kendi başına bir mesaj niteliğinde. İmza töreninin bu ülkenin herhangi bir şehrinde değil de Mekke’de düzenlenmiş olması ayrıca bir mesaj.

Kime mesaj? Herhalde en başta kendi toplumlarına. Ne mesajı? Mekke’de bir araya gelen üç ülkenin İslam adına hareket ettiği mesajı. Bu ittifakın dünyevi iktidar kavgalarıyla veya siyasi çıkar mücadeleleriyle değil, İslam ümmetinin birliği davasıyla ilgili olduğu mesajı. Orada atılan imzaların İslam birliğini gerçekleştirme hedefine yönelik bir adım gibi görülmesi gerektiği mesajı. Tesis edilmek istenen yapının İslam birliği ordusunu veya İslam NATO’sunu oluşturmayı hedeflediği mesajı.

Bu mesajlara Suudi Arabistan’da veya Pakistan’da kamuoyunun nasıl bir tepki verdiğini bilmiyoruz ama girişimin Türkiye’deki mütedeyyin camiada “Elhamdülillah! bu günleri de gördük” şeklinde coşkulu bir karşılık bulduğu gözden kaçırılmamalı.

Dış politikanın her unsurunu iç politika malzemesi yapmak bizim son dönemdeki milli alışkanlığımız. Ama elbette Mekke’deki imzalar yalnızca iç politikada şov maksadıyla kullanılsın diye atılmış değil. Burada en önemli motivasyon ABD’nin artık dolduramadığı ve doldurmak istemediği bölgesel güvenlik boşluğuna karşı alternatif bir çözüm üretme gerekliliği gibi görülüyor. Ayrıca her ülkenin kendince özel beklentileri de var.

Anlaşıldığı kadarıyla Suudi Arabistan bir yandan “İslam dünyasının lideri” görünme politikaları doğrultusunda, bir yandan da “daha bağımsız bir güvenlik mimarisi” arayışları çerçevesinde bu oluşuma ihtiyaç duyuyor. Türkiye açısından ise özellikle savunma yatırımları için finansal kaynak bulma imkanı öne çıkıyor.

Pakistan ile Suudi Arabistan’ın zaten uzun yıllara dayanan askeri ilişkileri olduğu için bugünkü ittifak çatısı altında da yeniden bir araya gelmeleri sürpriz değil.

Ancak geçtiğimiz bir yıl boyunca sürdürülen hazırlık görüşmelerinde masada yer alan Mısır’ın anlaşmanın imzalanması aşamasında ittifaktan çekilmesinin sebebi şimdilik meçhul. Kahire hükümetinin böyle bir askeri ittifak içinde yer almaya yönelik çekincelerinin ne olduğu bilinirse Mekke Anlaşmasının akıbetine ilişkin değerlendirmede bulunmak kolaylaşacaktır.

YORUMLAR (15)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.