‘Mukteza-yı hal’e uygun değişiklik

Yeni bir anayasa yapılsa, partiler bu anayasa üzerinde kendilerinden biraz taviz vererek uzlaşsa, herkesin asgari müşterekleri o anayasaya dercedilse, sonunda bu anayasa Meclis’te kabul edilse ve milletin onayına sunulsa, kötü mü olur?

Bu memleketin insanlarını üçe beşe bölüp, her grubu kendi beğeneceği anayasayla yönetmek herhalde mümkün değil.

Sokakta yan yana yürüdüğüm bir insanla ayrı anayasal sistemlere tabi olacağız.

CHP’li arkadaşım parlamenter sistemle yönetilecek, ben ise Başkan’ın yönettiği bir vatandaş olacağım.

MHP’lilerin anayasası en milli anayasa olacak.

HDP’liler de kimseden geri kalmayacak…

Muhakkak başka toplulukların gönüllerinde başka aslanlar yatıyordur.

Bana saçma geliyor. Sizi bilmem.

Uzlaşmak; kabul etmekte zorlandığın bir şeyin, kendini daha da zorlayarak, ‘öteki’ni anlamaya çalışarak, mümkün olan en alt seviyesine razı olmaktır.

Sen ‘çok milli’ istiyorsun. Öteki ‘az milli’, bir başkası ‘hiç milli’

Siyaset birbirine zıt ya da birbirinden farklı yönlere giden bu üç çizgiyi telif etme sanatıdır.

Bir dil bulursun, bir yöntem bulursun, lüzumu varsa yumurtanın bir ucunu kırarak düz satıh üstünde durdurursun.

İyi olurdu böyle olsaydı.

Ben, tam anlattığım gibi değilse bile, buna yaklaşan bir çalışma olur diye umuyordum.

Şimdi piyasaya yayılan taslak metinlere bakınca gördüm ki yeni bir anayasanın uzağındayız.

Kimin suçu olabilir yeni anayasa yapılmaması?

Önceki dönem Meclis’te ciddi bir çalışma vardı. Yavaş da olsa komisyon mesafe kat ediyordu.

Önce 48 maddede uzlaşıldı dediler. Sonra maddelerin sayısı 60’a çıktı.

“Hadi getirelim Meclis’e. Olancasını kabul edelim.”

CHP kendince böyle meydan okumuştu.

Dönemin başbakanı Erdoğan, bırakır mı böyle bir ‘meydan okuma’yı ortada?

Hodri meydan!

Haydiii! CHP sırra kadem bastı.

Yani yeni anayasa konusunda AK Parti’yi samimiyetsizlikle suçlamak akıl karı değil.

Fakat olmadı. Ne yapalım?

12 Eylül ayıbını onarma işini, Meclis aritmetiğinin daha müsait olacağı, uzlaşmanın daha mümkün olacağı başka bir zamana bırakalım.

İşlevsel bir iş yapalım.

Şu anda Türkiye nasıl yönetiliyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AK Parti’nin tabii lideri olduğunda kimsenin tereddüdü yok.

AK Parti iktidarı, tabii liderinin bu konumunu can u gönülden benimsiyor.

Başbakan Binali Yıldırım Türkiye’nin bu realitesine uygun davranıyor.

Sonuçta ülke Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde yönetiliyor.

Bunda sadece Erdoğan’la AK Parti arasındaki özel yakınlık sebebiyle değil, memleketin içinde bulunduğu şartlar dolayısıyla da zaruret var.

Tecrübeyle gördük ki ülkeyi, ülkenin varlığını, bütünlüğünü hedef alan saldırılar karşısında Erdoğan hiçbir siyasetçiyle, hiçbir liderle kıyaslanamayacak bir mukavemete sahip.

(CHP bunu göre göre muhalefet tezini ‘bölünme’ kavramı üzerine kuruyor. Garip.)

Öyleyse, ‘zarurete binaen’ bu fiili durumu mevzuata yansıtmakla yetinecek bir düzenleme yapılsın.

Yani ‘mukteza-yı hal’e uygun bir değişiklik. (Mukteza-yı hal: Şartların gerektirmesi.)

AK Parti’nin MHP’ye verdiği metinde böyle bir çerçeve gördüm.

MHP’nin itirazları olacaktır. Nitekim olmuş. Cumhurbaşkanı’nın yargılanmasını mümkün kılacak TBMM kararının dörtte üç değil de üçte iki çoğunlukla alınmasını istemişler.

AK Parti’nin buna benzer itirazları dikkate alarak bazı tashihler yapması muhtemeldir.

Bu tür ihtilafların büyüyeceğini zannetmiyorum.

Metin, Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini tabir caizse ‘tevhid’ ediyor.

Nerede tevhid ediyor?

Uzlaşılırsa ‘Başkan’da. Uzlaşılmazsa ‘Cumhurbaşkanı’nda.

Böyle bir düzenleme, ‘fiili durum’a intibakta zorluk çekenler için bir ‘prospektüs’ vazifesi görebilir.

Yeni bir anayasa değil elbette. Fakat kabul edelim ki çok esaslı bir nitel ve nicel değişiklik.

Hayırlı olur inşallah.

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
2 Yorum