Sultan, şair de olsa sultandır

Osmanlı Padişahları, ya cenkten cenge koşar, ya sefahatten sefahate...
Yıldırım Niğbolu’ya yıldırım gibi yetişmiş, Fatih İstanbul’u fethetmiş, Yavuz İran’dan Mısır’a kadar bir sürü memleketi hallaç pamuğu gibi atmış, Kanuni Avrupa’nın ta ortasına gitmiş, Viyana’yı alayazmış.

Ondan sonrakiler de kah orada kah burada gününü gün etmiş.

Böyle bir tarih kültürü var piyasada...

Bir tarafı doğru.

Fakat, başka doğrular yeterince bilinmediği için zamane cengaverleri sanal ve gayrı sanal alemde dal-kılıç dolaşıyor.

Başlarında bir kavuk. Sırtlarında bir kürk. Bellerinde galvanizli kılıçlar! İçleri boş. Böyle sultanlar süslüyor hayalleri.

Dizilerdeki artistlerden anca o kadar sultan olur.

Halbuki, sultanlar arasında ilim, irfan, sanat erbabı olanlar pek çok.

Bir kere çoğu şair.

Hem de ciddi ciddi şair.

Bugün Avni’den bahsetmek istiyorum ama, şairliğinden önce ilmini, irfanını anma ihtiyacı duyuyorum.

Avni, biliyorsunuz, Fatih Sultan Mehmed’in mahlasıdır.

Fatih Sultan Mehmed, Arapça, Farsça, Rumca, İtalyanca, Latince ve Türkçe biliyor.

Bu dilleri, felsefi metinleri okuyacak kadar biliyor.

Demek ki, bizim profesörlerin çoğundan... Hatta kendisi hakkında ahkam kesenlerden daha sağlam bir lisan bilgisine sahip.

Roma’yı, eski Yunan’ı biliyor.

Matematik, kelam, felsefe biliyor.

Tarih ve mitoloji de biliyor.

Başka şeyler de biliyor... Ali Kuşçu’yu İstanbul’a o çağırmış. Rasathane’yi o kurdurmuş.

Uzatmayalım. Eni konu alim, bugün kullanılan tabirle entelektüel bir sultan.

Ve şair.

“İmtisal-i cahidü fillah olupdur niyyetüm

Din-i İslamın mücerred gayretidür gayretüm” diye başlayan cihad gazeline, bizim dolaştığımız mekanlarda çerçeveletilip duvara asılmış olarak rastlardık.

Fakat bütün şiirlerini Muhammed Nur Doğan Hoca’nın hazırladığı Divan’dan okudum. (Eminönü Belediyesi Yayını, 2004.)

(Divan’da cihad gazelini görmedim. Bir hikmeti vardır. Belki bu gazelde ‘Avni’ mahlası yok. Ondandır. Veya benim bilmediğim bir ilmi sebep.)

Güzel güzel okuyordum Avni şiirlerini.

Öyle fahri şairlik cüppesi giydirilmiş bir sultan değil.

Hele bazı gazelleri muhteşem.

“Bir güneş yüzlü melek gördüm ki alem mahıdur

Ol kara sünbülleri aşıklarının ahıdur”

“Gamzesi öldürdügine lebleri canlar virür

Var ise ol ruh-bahşın dini İsa rahıdur”

“Avniya kılma güman kim sana ram ola nigar

Sen Sitambul şahısun ol Kalata şahıdur.”

Sen, İstanbul’un şahısın. O ise Galata’nın şahı. Çok ümitlenme sana ram olmasını.

Tam padişah şiiri!

Daha ileride bir başka ‘Galata’ bahsi geçiyor.

“Bağlamaz firdevse gönlüni Kalata’yı gören

Servi anmaz anda ol serv-i dil-arayı gören”

Bu Galata’da bir iş var.

Şu gazel, Prof. Doğan’a göre Peygamberimiz için yazılmış.

“Yüzün meh-i id ü ser-i zülfün şeb-i Esra

Gamzen yed-i Musa leb-i lalün dem-i İsa”

Şiire nüfuz etmiş dini geleneği burada da görüyorsunuz. Bayram hilali, Miraç gecesi, Musa’nın eli, İsa’nın kanı...

Şu şiirde de Peygamberimiz’i bir yöneliş hissedebilirsiniz.

“Bir şaha kul oldum ki cihan ana gedadır

Bir maha dutuldum ki yüzi şems-i duhadur.”

Şems ve Duha. Güneş, kuşluk vakti.

Veya, Şems ve Duha sureleri...

Türkçenin letafetine bakar mısınız?

“Gönül gamını niçe safha-i beyana yazam

Kalemden od çıkuban korkaram ki yanayazam.”

Avni, bir çok gazelinde sultanlığını hissettiriyor.

“Ol şeh-i hüsn ü cemale kul oldun Avniya

Sana olmuşdur müsellem mülk-i Osman var ise.”

Şiirler güzel ama... Şu beyti okuyunca irkildim.

Karamanoğlu’na meydan okuyor. Saltanatına göz diken adamı şiirin diliyle tehdit ediyor.

“Bizimle saltanat lafın edermiş ol Karamani

Huda fırsat virürse ger kara yire karam anı.”

Demek ki sultan, şair de olsa sultandır.

YORUMLAR (11)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
11 Yorum