Mahşer yazısı
Müslüman toplum olarak bir “Mahşer kültürü”müz var. Bir çoğumuz hak tıkanmasına maruz kaldığımızı düşündüğümüz durumlarda “Mahşere havale” ediyoruz. İnanıyoruz ki “Orada” adalet gerçekleşecek. Haksızlıklar son bulacak.
Mahşer, İslâm inancında, öldükten sonraki dirilişte gerçekleşecek büyük muhasebe ortamı. En şeffaf ortam. Diğer ifadeyle “Din günü.” Yani ceza ve mükafat günü. “Din gününün maliki” olarak Yaradan’ın huzurunda yaşanacak bir mutlak adalet zemini.
Kur’an’ın bildirdiğine göre insanın hayatında yapıp ettiği her şey en ince ayrıntısına kadar yazılıyor. “Göz – kaş işaretiyle bir başkasıyla alay etmek” bile yazılıyor. Hatta davranışların arkasındaki “niyetler” bile kaydediliyor. Belki de görüntüleniyor, filme alınıyor.
Her insan bir “hayat kitabı” oluşturuyor. Belki de “hayat filmi.”
Mahşer ortamında insana, okunmak üzere bu “hayat kitabı” verilecek, ya da “hayat filmi” seyrettirilecek.
İnsan kitabı okuduğunda şaşıracak, “Bu kitap nasıl bir kitap ki, büyük küçük bir şey bırakmamış her şeyi kaydetmiş.”
Belli ki insanın hayatında ahval-i adiyeden saydığı şeyler var, önemsemediği, bodoslama gittiği, ayrıntısına bakmadığı, kırıp geçirdiğini fark etmediği, kendisi için normal gördüğü ama başkalarının hukukunun çiğnendiği şeyler…
Belki hayat filminde gördükleri karşısında şaşkına dönecek, “Bu ben miyim gerçekten?” diyecek.
Eller, ayaklar, hatta deriler tanıklık edecek. Nasıl konuşur el, ayak ya da deri? “Dile konuşma gücü veren ele, ayağa, deriye de verir” denilecek. Yetim başı okşadıysan da yazılıyor, gücün yettiği birisine saldırdıysan da…
Medya mensupları… Bizler… Yazı yazanlar… Kalem, defter, klavyeler, yazılar tanıklık edecek. “Nûn. Vel kalemi vemâ yasturûn.”
Hadi gel de çamur at, yargıla, infaz et, haysiyetini yarala, iftira et, gıybet et, ölmüş kardeşinin etini ye…
“İnsan kardeşinden kaçacak, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacak.”
Zannediyorum ki herkes kaçmayacak böyle, bir aile içinde bile hukuk ihlalinde bulunanların durumunu anlatıyor bu Kur’an bilgisi. Annenin hukukunu ihlâl mi ettin, babanın, çocuklarının ya da eşinin? Bunlar da kaydediliyor demek ki…
“Eyne’l mefer - Kaçacak yer neresi?” diye panikleyecek insan? Kaçacak yer yok. Rüşvet, torpil yok. “Milyon dolarlar”la iş bitirme anlamına gelen bilmem ne borsası işlemiyor orada.
Orada gizli tanıklara da hacet yok. Yaradan’ın tanıkları her şeyi en berak notlarla getirip koyacak ortaya.
Orada “yüzü kara çıkmak” var, ne kötü, ne zor…
“Yüzleri ak çıkanlar” da olacak kuşkusuz. Temiz bir hayat kitabı ile gelenler…
“Ahiret müflisi” diye bir insan tipini anlatıyor Rabbin elçisi… Dünyada iken “iyi bir hayat kitabı” yazdırdığını düşünüp de oraya gitmiş olan… Ama muhasebe anı geldiğinde, ilişkili dünyadan insanlar – belki varlıklar, çıkıp gelecekler ve “Benim ayağıma basmıştı, beni gıybet etmişti, benim şu hukukumu ihlâl etmişti” diye iddiada bulunacaklar. Dağ gibi yığılan iyilikler dosyasından birer ikişer alıp gidecekler ve sonunda ortada iyilik diye bir şey kalmayacak. “İflâs.”
Titizlik istiyor demek ki hayat. Girdi’nin Çıktı’nın farkında olmayı gerektiriyor. Dilini, elini, hatta gözünü – kaşını, yani hayata dair tüm hamlelerini, “Mahşer ortamında savunabilmek” hassasiyetiyle icra etmeyi gerektiriyor.
“Mahşer aydınlığında yaşamak” diyorum ben buna. “Sırat köprüsünden geçiyor” gibi yaşamak. Titiz yaşamak. Hayat kitabına giren her kelimenin, çizginin farkında olarak yaşamak. Yaradan ile buluşulacak. “Likâullah – Allah ile buluşmak” diyor Kur’an buna. Rabbin huzurunda durulacak. Nasıl bir duruş bilmiyoruz. Ama o olacak. Seni “insan haysiyeti”nde yaratmış, “ahsen-i takvim” diye nitelemiş bu haysiyeti, onunla istiyor huzuruna yeniden.
“Allah’ı görüyormuş gibi bir hayat” diye tanımlıyor Allah’ın elçisi titiz bir hayatı. “Sen onu görmüyorsun, evet, ama O’nun seni gördüğü bilinci”ni kuşan hayat seyrinde.
“Nerede olursan ol, O sekinle birlikte” çünkü. O seninle birlikte ama sen kiminle birliktesin?
Kur’an’da defalarca “O görüyor, biliyor, O haberdar” uyarıları var. “Allah’ı gafil sanma” diyor Kur’an. “Zalimler Allah’ı yaptıklarını görmüyor sanmasın” diyor.
Gücün, hırsın, öfkenin, gözleri görmez kıldığı zamanlar olur. Böyle zamanlarda “Allah’ın senin üzerindeki gücünü düşün” uyarısı yapılmış insana.
“Mahşer uyarısı”nı, sadece kendi işimiz zora girdiğinde hatırlamak da bir yanılgı. Onu bir hayat disiplini halinde yaşamak önemli. Hatta daha çok başkasına hatırlatmak için değil, kendi hayat kitabımıza yönelik bir hassasiyet iksiri olarak bakmak önemli.
Biliyorum ki çok garantili hayat yaşamıyoruz. Hayat kitaplarımız da çok büyük garantiler içermiyor. Onun için zaman zaman (meselâ yarın Kadir gecesi, onun ikliminde olmak üzere) kendi hayat kitabımıza bakmak, savunulamayacak sayfaları tespit edip, tevbe kapısını çalmak, helâlleşilmesi gerekenlerle helâlleşmek, açtığımız yara varsa sarmak, hep başkalarını yargılamaya yönelmiş gözlerimizi kendimize çevirmek… “Acaba Rabbimin katında nasıl görünüyorum” gibi bir kaygıyı dert edinmek…
İşte böyle bir “Mahşer yazısı” geldi içimden, sizlerle paylaştım. Kadir gecemize hazırlanalım. Hepimiz için uyanış – diriliş gecesi olsun.
