Bitmeyen kültür sanat kabileciliğimiz

Bir yazarın, bestecinin ya da filozofun adını duyar duymaz ilk refleksimizin politik siciline gitmesi yalnız kültürel bir kabalığı anlatmıyor, daha da derin bir zihinsel daralmayı ele veriyor. İnsan bir romanı, şiiri ya da senfoniyi estetik kudretiyle değil de yazarıyla aynı politik hatta durup durmadığına göre değerlendirmeye başladığında sanat eserini insan ruhunun karmaşık derinliklerinden çıkararak ideolojik saplantı hanesine yazıyor. Böyle bir yerde hakiki okurluk gelişmez.

Bugün birçok insanın kültürle ilişkisi sanat eserinin kendisine ne söylediğinden ziyade sanatçının hangi mahalleye ait olduğu üzerinden kuruluyor. Böyle bir iklimde kültür, insanı büyüten o devasa alan olmaktan çıkıyor, kendi yankısını dinlediği steril bir odaya dönüşüyor. Okur artık bir romanı anlamak için değil de sanki kendisine benzeyen insanları bulmak için okuyor. Böyle olunca edebiyat da düşünce de yavaş yavaş ufalıyor. Zira insanın yalnız kendi mahallesinin sesini duyduğu yerde zihinsel olarak büyümesi mümkün değil.

Oysa insanlık kültür-sanat alanı hiçbir zaman ahlaken kusursuz insanların kurduğu tertemiz bir alan olmadı. Büyük sanatçıların, düşünürlerin ve romancıların hayatlarına yaklaştıkça çoğu zaman büyük eserlerle büyük kusurların yan yana yürüdüğü görülür. Mesela Martin Heidegger hâlâ Nazi Partisi üyeliği ve savaş yıllarındaki suskunluğu yüzünden sert biçimde tartışılıyor. Richard Wagner’in antisemitizmi hemen her yerde konuşuluyor. Picasso’nun özel hayatındaki tahakkümcü ilişkiler her daim eleştiri konusu olmuştur. Sartre’ın totaliter rejimler karşısındaki seçici körlüğü de herhalde sonsuza dek tartışılacaktır. Fakat bütün bunlar insanlığın kültürel hafızasını bir gecede sıfırlayamaz. Çünkü sanat tarihi bir azizler galerisi değil, insan ruhunun bütün çelişkileriyle yürüdüğü devasa bir hafıza alanı.

Üstelik bu durum yalnız Batı kültürüne özgü bir mesele de sayılmaz. Doğu edebiyatı da büyük ölçüde çelişkilerin içinden doğdu. Tolstoy’un ahlak anlayışıyla özel hayatı arasındaki gerilim, Céline’in karanlık politik diliyle roman kudreti arasındaki çatışma, Ezra Pound’un faşizme yakınlığıyla şiir tarihindeki etkisi aynı insanlık problemine işaret ediyor. Büyük sanat çoğu zaman kusursuz karakterlerden neşet etmiyor, insan ruhunun çatlaklarından çıkıyor. Çünkü sanat biraz da insanın kendi iç karanlığıyla hesaplaşma biçimi.

Müzikte de aynı durum geçerli. Bedřich Smetana’nın Çek milliyetçiliği “Má vlast”ın içindeki büyük duygusal coğrafyayı ortadan kaldırmıyor. Wagner’in fikirlerinden rahatsız olmak başka bir şey, opera tarihindeki etkisini silmeye çalışmak başka bir şey. Caravaggio bir katildi fakat barok resmin ışığını değiştirdi. İnsanlığın ortak kültürü yalnız “bizim gibi düşünenlerin” ürettiği eserlerden oluşmuyor. Birbirine itiraz eden, birbirini öfkelendiren, hatta bazen birbirinden nefret eden zihinlerin asırlar boyunca kurduğu büyük bir diyalogdan doğuyor.

Bizde de durum farklı sayılmaz. Kemal Tahir’i yalnız politik pozisyonu üzerinden okumaya kalktığınızda Türk romanının en büyük zihinsel hamlelerinden birini ıskalarsınız. Nâzım Hikmet’i yalnız ideolojik kimliğine sıkıştırdığınızda Türkçenin gördüğü en büyük şiir damarlarından birini budamış olursunuz. Çünkü büyük sanatçılar yalnız kendi mahallelerinin yazarı hâline geldikleri anda küçülür. Hakiki edebiyat ise insanı kendi mahallesinin dışına taşıyabildiği ölçüde büyür.

Bizde sağcı okur solcu yazarı överken tedirginleşiyor. Solcu okur muhafazakâr bir yazarı beğendiğinde kendi mahallesine ihanet etmiş gibi davranır. Bir yazarı sevmenin bile politik açıklama gerektirdiği tuhaf bir atmosfer var. Böyle bir yerde insanlar romanlardan çok kimliklerle ilgileniyor enteresandır. Oysa kültür dediğimiz şey tam da insanın kendi kabilesini aşabildiği yerde anlam kazanan bir olgu.

Bence hakiki okur biraz da kendi ezberlerini askıya alabilen insandır. Sevdiği fikirleri tekrar eden metinlerin arasında dolaşmak yerine zor olanı seçer. Sana itiraz eden bir zihnin içindeki estetik ihtişamı görebilen metinlerin içinde kaybolmayı seçer. İnsan kendisine en uzak fikirlerin içinden insan ruhuna dair en sahici cümleleri öğrenir bazen. Zaten büyük edebiyatın dönüştürücü tarafı da buradadır.

Hakikat duygusu ideolojik kamplardan çok daha geniş bir şey. Büyük romanlar, büyük senfoniler, büyük filmler yalnız kendi mahallesine seslenen propaganda metinleri olsaydı asırlar boyunca yaşayamazlardı. Onları ayakta tutan şey, insanlığın ortak yarasına temas edebilmeleri.

Kendi mahallesinin alkış memuru gibi davranan insan kültür taşımaz. Kendi dünyasını sarsacak cümlelere açık olma cesareti… Sanatın ve kültürün gerçek kurtarıcısı işte burada saklı.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.