Gizli gizli demokrasi geliyor

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçti. İsmine bakarak anlıyoruz ki kanundan önce millî tersleşme ve toplumsal parçalanmaya maruz kalmışız. Teröristleri affedince bu hâl düzeldi. Belki hiç hapsetmeseydik, demokratik demokratik istediklerini yapmalarına izin verseydik , karışmasaydık daha güçlü bir millî dayanışmamız ve büs-bütün bir toplumumuz olurdu.

Ama “Bu af kanunu değil” diyorlar. Aman biz de hata yapmayalım. Yoksa yalan haberi kasten yaymak suçu işleriz. Bakın siz de yanılmayın. Doğru haber, iktidarın söyledikleridir ve bunların ne olduğu resmî beyanlardan anlaşılır. İktidarın söyledikleri doğru haber olduğundan o söylenenlere zıt her şey yalan haberdir ve sizi suça götürür. Ne de olsa demokratik bir hukuk devletiyiz.

“Doğru dürüst yazsana. Niçin saçmalıyorsun?” diyebilirsiniz. Haklı da olursunuz ama yaşadığımız ortamda nasıl doğru dürüst yazabilirim!

BİN KİLOMETRENİN İLK ADIMI

Olan biten, garabet içinde garabet. Demokratikleşiyoruz. Ama demokratikleşmek için çıkardığımız kanunları halktan yani demostan gizleyerek kanunlaştırmak zorundayız! İmralı, DEM ve Kandil, taslağı hazırladı. Halkın haberi oldu mu? Açıkta tartışıldı, eleştirildi mi? Peki halkın, milletin kendisinin haberi olmadı da vekillerinin haberi oldu mu? İmzalayana kadar, hatta imzalarken bile imzaladıkları şey onlardan gizlendi. Kanunlar çıkana kadar kimseye söylenmez, değil mi? Hikmeti hükûmet budur. Yoksa çatlak sesler çıkar. Kanun tehlikeye girer. Ne yani, bir de halka mı açıklayacağız çıkacak kanunları!

Asıl söylemek istediğim, son haftalarda tekrarlanmaya başlayan yeni bir tema. Bu kanun, af değil sakın, bu kardeşlik kanunu, uzun bir yolun ilk adımıymış. Önce çok sayın Abdullah Öcalan Bey söyledi. Galiba şöyleydi: Bu, bin kilometrelik bir yolun ilk adımıdır. Sonra yine çok sayın Babacan, Erbakan ve Arıkan’la birlikte dedi ki: “Daha önümüzde uzun bir yol var. Bu uzun yolun belki ilk kilometre taşı diyebiliriz bu yasa teklifi için.” Görüldüğü gibi toplumsal bütünleşme şimdiden gerçekleşmiş görünüyor. Dört lider de kanunun uzun bir yolun ilk adımı veya ilk kilometre taşı olduğunu ifade ediyor.

DEMOKRASİDE HER ŞEY HALKA SÖYLENMEZ

Şimdiii. Demokrasiye doğru gittiğimize göre demosun o yolun sonunda ne olduğunu bilme hakkı yok mu? Lütfen hedefinizde ne olduğunu demosa söyler misiniz? Gerçi “ilk adım”ı gizli tutmayı tercih ettiniz ama demokratikleşirken “Yol uzun. Sonunda ne var söylemem.” diyebilir misiniz? Bizi nereye götürüyorsunuz?

Şimdi dört liderden birine haksızlık yapıyorum. Çok sayın Öcalan aslında bin kilometrenin sonunda nereye varmak istediğini açıkladı. Hem de ciltlerle kitap yazarak açıkladı. Bin kilometrenin sonunda Demokratik Konfederalizm var. Çok sayın Öcalan’ın kitaplarını ücretsiz sunan “Pirtukxaneya Azad” (ücretsiz kütüphane - https://pirtukxaneyaazad.com/demokratik-konfederalizm/ ) sitesindeki tarife göre “Demokratik konfederalizm, Kürt halkının kendi demokrasisini kurma ve kendi toplumsal sistemini organize etme hareketidir.” Demokratik konfederalizm kurulduğunda her topluluk kendi sınırları içinde yöneticilerini seçme , güvenlik kuvvetlerini teşkilatlandırma , kendi eğitim teşkilatını ve müfredatını kurma hakkına sahip olacak.

TOM BARRACK DER Kİ

İşte yolların sonu. İlk adım gizlendi ama gidişat aslında belliydi. Olması gerekeni en açık söyleyen de bazılarının genel vali dediği, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi çok sayın Tom Barrack’tı.

Ondan adım adım -mealen - aktarıyorum:

Sayın Barrack, önce, bizim için millet devletinin (ulus devletin) değil, Osmanlı’nın “millet sistemi”nin daha uygun olduğunu buyurdu. Acaba Barrack, Osmanlı’nın millet sistemini , kelimeleri bugünkü anlamlarında anlayıp milletler konfederasyonu gibi bir şey mi sandı? Osmanlı millet sisteminin milletle bir ilgisi yoktur. Kiliselerin, dinî teşkilatların ayrılığı ve her dinin müntesiplerini kendi şeriatıyla yönetmesi demektir. Neyse…

Ardında Barrack, İsrail’in bölgede güçlü millet devleti istemediğini ilan etti. İşte Irak, ulus devlet özelliğinden çıktı. Suriye belki ardından geliyor. Türkiye ve İran da onları izlemeli… İsrail’e göre. Bu yapayalnız, tecrit edilmiş bir tez değil. Bakın kimler destekliyor: ABD, Öcalan, İsrail, siyasî İslamcılar… Yetmez ama evet bence!

Barracak, en son, “D emokrasi bu bölgenin harcı değildir. Buralara otoriter lütufkâr (benevolent) monarşi daha uygun dedi.

1918

Öcalan ve Barrack, erkekçe ve açıkça söylüyor ama diğerleri suspus. Neyse önümüzde uzun bir yol varmış. İnşallah benim ömrüm yetmez. Ne demişti Yahya Kemal, 1918 şiirinde:

Ölenler öldü, kalanlarla muztarip kaldık.

Vatanda hor görülen bir cemâatiz artık.

Ölenler en sonu kurtuldular bu dağdağadan.

Ve göz kapaklarının arkasında eski vatan,

Bizim diyâr olarak kaldı tâ kıyâmete dek.

Ben de göz kapaklarımın ardında bizim diyar olarak üniter, millî, laik Türkiye Cumhuriyeti kalsın istiyorum.

YORUMLAR (4)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.