Özgür Özel “evet” diyerek ne yapmış oldu?
Kürt meselesi, bir mesele olarak çok uzun süre önce raf ömrünü doldurmuştu. İktidarın birçok ihmali yanında tamamen antidemokratik olan kayyum gibi uygulamalar meselenin ömrünü uzattı. Oysa muhakkak surette çözülmesi gereken bir problemdi, Türkiye böyle bir problemle gereğinden fazla yürümüştü ve bitmesi gerekiyordu. Nihayet şimdi umut verici bir noktaya varıldı.
Daha önce denenen açılım ve çözüm süreçlerinde de meselenin çözülmesi gerekirdi. O dönemlerin şartları gereği sonuç alınamadı ama orada kazanılan tecrübe şimdi üçüncü denemede fazlasıyla işe yaradı. Bu kez hızlı ve daha kolay adımlar atılabildi ve çözüm çerçeve kanunu Meclis’ten geçti.
Önemli, gerekli ve değerli bir adım atıldı.
Kanun metninde Türkiye’yi rahatsız edecek bir madde bulunmuyor. Problemin büyüklüğü ile kıyaslandığında metin çok kolay ve çok basit bir çözüm anahtarı sunuyor. Gayet tabii böylesine büyük meselelerin çözümü sadece kanunla olmaz, hatta kanunun tatbikatıyla da olmaz; bu en başta bir duygu meselesidir. Gerçek çözüm, Kürtlerin kendilerini eşit ve güven içinde hissedecekleri bir duyguya erişmesinden geçiyor. Ama bunun için de öncelikle PKK’nın tasfiye modelinin ve dağdakilerin hayata karışması yönteminin belirlenmesi gerekiyordu. Yani barışa mutlak engel teşkil eden ve şiddeti diri tutan örgütün ortadan çekilmesi yeter değilse de gerek şarttı. Süreçteki mesai bunu büyük ölçüde sağladı, Meclis de kanun çıkararak gerekli zemini oluşturdu.
Şimdi bu noktada en az çözüm kadar konuşulan bir noktaya da bakalım…
Kanun Meclis’ten yüksek bir kabulle geçti ama en çok tartışılan Yeni Parti Grubu’nun ve Genel Başkan Özgür Özel’in tutumu oldu.
Özel ve yönetim “evet” derken milletvekillerinin yarıdan fazlasının “hayır” demesi elbette merak uyandıracak bir husustur. Adı gibi yeni bir parti ve ilk ciddi sınavda böyle parçalı bir tutum sergilemişse konuşulmayı hak eder. Özellikle de söz konusu olan Kürt meselesiyse…
Baştan söyleyelim, Özgür Özel’in kararı doğrudur. Özel ve yönetimi kanuna “evet” diyerek “Yeni Parti’nin neresi yeni?” sorusuna cesur ve anlamlı bir cevap vermiştir. Grubunun yarıdan fazlasının karşı tutumuna rağmen, partisini çözüm hattında tutarak, hem en geniş tanımıyla demokrat seçmen ve bilhassa Kürt seçmenle Yeni Parti’nin bağını korumayı başarmıştır. Başını kuma gömmemek, çok haklı gerekçeleri olsa da bunlara sığınmamak, ülke için fırsatı elinin tersiyle itmeden doğru yerde durmak liderliktir. Özel, sadece arkadaşlarının hapiste olmasını ve bütün teşkilatlarının ağır baskı altında bulunmasını gerekçe göstererek -ki bu çok haklı bir gerekçe olurdu- çözümün özüne girmeden sürece karşı çıkabilirdi. Kimse de onu ayıplayamazdı. Ama bu yolu tercih etmedi, en büyük partinin başkanı olarak ülkenin ihtiyacı olan mutabakatı bozmadı ve çözüm sürecinin hasar almasına mani oldu.
Elbette Özel de bu sürecin bir yanıyla yarım asra ulaşan kanlı ve acılı bir dönemin sonunu getirme ihtimali içerirken bir yandan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oy hesaplarının parçası olduğunu biliyor. Elbette, eğer DEM seçmeni Erdoğan’a istediği veya umduğu desteği vermezse sürecin birden tersine döneceğini hesap ediyor. Ve elbette çözüm sürecinin sadece bu kanundan ibaret olmadığını sürecin yeni aşamalarının daha sıkıntılı olacağını görüyor.
Bütün bunlara rağmen çözüm safında olmayı tercih etmesi hem çözümün gereğine inanmasından hem de “hayır” diyecek olsaydı bunun partisine değil sadece Cumhur İttifakı’na yarayacağını bilmesindendir.
Ne çözüm karşıtı oldu ne de rakibine böyle büyük bir kozu verdi. Merkezde alan genişletmek isteyen bir partiyle yakışan tavır da buydu ve böylelikle Yeni Parti iktidar yarışının içinde kalmayı başardı. Özgür Özel, meydanlardaki direnci kadar siyaset koridorlarındaki maharetiyle de partisinin iddiasını diri tutmayı becererek zor bir sınavı başarıyla geçti.
