Oğullar, kızlar, damatlar, gelinler ve fonlar
Dün Fatma Betül Sayan Kaya’nın fotoğrafları Reuters’tan Bloomberg’e tüm dünya medyasındaydı.
Bu kez Hollanda’da polise direnen Nene Hatun olarak değil.
Reuters haberi dünyaya, iktidar partisinin genel başkan yardımcısının, fon krizinden hemen önce yaptığı hisse işlemlerinden büyük kazanç sağladığı iddiaları üzerine görevlerinden ayrılması diye geçti.
Bloomberg rakamları da yazdı:
Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin iddiasına göre Fatma Betül Sayan Kaya, nisan ayında Özata Denizcilik’e yaklaşık 63,4 milyon lira yatırmış, eylülde 1 milyar 344 milyon lira çekmişti.
Eşi İlyas Kaya için öne sürülen rakamlar ise yaklaşık 99,7 milyon liralık yatırım ve 826 milyon liralık çekimdi.
Peki nasıl oldu da ülke tarihinin en yaygın ve sert ayrımcılığıyla mücadele ederek elde edilmiş bir kariyerin sonu telaffuz edilmesi ve bir ömür tüketilmesi zor paraların geçtiği, normal insanların anlamakta zorlandıkları bir finans yolsuzluğu hikayesiyle bitti?
Aslında karşımızda bu sonla uyuşmayan çok parlak bir hikaye var.
Fatihli, muhafazakâr, hukukçu bir ailenin üniversite sınavında derece yapmış kızı.
Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği’ni burslu okuyup şeref derecesiyle bitiriyor.
Ardından New York Üniversitesi’nde meme kanserinin termal görüntülenmesi üzerine yüksek lisans yapıyor.
Sonra Türkiye’ye dönüp Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitiriyor.
Elektrik-elektronik mühendisi. NYU yüksek lisansı. Tıp doktoru.
Kardeşlerin kariyerleri de çok parlak.
Hatta başarı bir sonraki kuşakta devam ediyor.
Fatma Betül Sayan Kaya’nın oğlu 2024 LGS’de bütün soruları doğru cevaplayarak 500 tam puan alan 352 öğrenciden biriydi.
Yani güçlü referansları olsa da bu klişe bir eğitimsizlik, liyakatsizlik hikayesi değil.
Tam tersine Türkiye standartlarının çok üzerinde bir eğitim ve başarı hikâyesi var.
O halde soru daha ilginç:
Bu kadar başarılı insanlar nasıl böyle hikâyelerin içine düştüler?
Cevabı sadece Fatma Betül Sayan Kaya’nın kişiliğinde ararsak bence asıl hikâyeyi kaçırırız.
Çünkü onun yükseliş tarihine bakmak gerekiyor.
Kaya AK Parti’de 2009’dan beri vardı.
Ama asıl büyük yükselişi 2014 sonrasında başladı.
Ve bu tarihler AK Parti’nin de değişmeye başladığı yıllardı.
Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığından ayrıldı. Bülent Arınç aktif siyasetin dışına çıktı.
Ali Babacan ekonomi yönetiminden ayrıldı. Beşir Atalay, Sadullah Ergin gibi isimler merkezden uzaklaştı. 2016’da da Ahmet Davutoğlu Başbakanlık ve AK Parti Genel Başkanlığından gitti.
Binali Yıldırım’ın Başbakan olduğu, gücün Erdoğan’ın etrafında toplandığı, ikincil aktörlerin zayıfladığı bir dönemde boşalan siyaset alanına girmiş, hızlıca iktidarın parçası olmuş isimlerden biri Kaya.
Bu yeni dönemin önemli özelliği, eski AK Parti’deki farklı siyasi merkezlere değil doğrudan Erdoğan’a bağlı bir yükselme hattının oluşmasıydı.
Fatma Betül Sayan Kaya bunun en parlak örneklerinden biriydi.
2015’te MKYK’ya girdi. 2016’da 35 yaşında bakan oldu.
Bugün fon soruşturmasında adı geçen, tutuklanan isimlerin önemli bir kısmının yükseliş ve kendilerine boş alan bulma hikayeleri aynı dönemde başlıyor.
Mesela Alkin kardeşler.
Yani kişilere takılırsak ana resmi ve kurulan ilişki ağlarını göremeyiz.
Asıl değişen sistemdi.
2014 sonrasında AK Parti içindeki frenler zayıflarken, Türkiye’de iktidarı dışarıdan denetleyen mekanizmalar da giderek zayıfladı.
Eleştirel medyanın alanı daraldı.
Parlamentonun denetim gücü azaldı.
Yargı üzerindeki siyasi etki tartışmaları büyüdü.
Düzenleyici kurumlarla siyasi iktidar arasındaki mesafe kısaldı.
2017’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle güç daha da merkezileşti.
Ve fırsatı görenlerin önünde büyük bir alan açıldı.
Tasfiyelerle hızlıca elde edilmiş makamlar, güç, siyasetin gözüne bakan iş dünyası, bir kol uzaktaki bankalar, kamu kaynakları.
Ve giderek daha az denetim.
İnsanları yalnızca iyi eğitimleri ve iyi niyetleriyle baş başa bırakırsanız ne olur?
Hele de ortada insanları birbirine bağlayan ve sınırlandıran dava da artık eskisi kadar heyecan verici değilse.
Bugün biraz da bunun cevabını görüyoruz.
Toplumu ikna için daha az çaba, daha az tebliğ, daha az İslamcılık ama daha fazla aile ,imkanlar arttığı için daha fazla bireysel kurtuluş için Umre ziyareti.
Yaptıklarını bir çeşit rövanş duygusu ve bu benim ve ailemin hakkı fikriyle meşrulaştıran insan profilleri.
Mesela faizsiz finans sistemi kurup, insanların dolandırarak satın alınmış özel jetle Umre ziyaretleri bu anlayışın sonuçları.
TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın iddiasına göre Kaya ve eşi de 2025’te hacca, bugün fon soruşturmasında tutuklu bulunan 28 yaşındaki Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’a ait özel jetle gittiler.
AK Parti gençlik kollarından yetişmiş genç bir adam Muhammed Yarız.
O meşhur şarkıdaki gibi soralım: 25 yaşında yüz binlik araba nereden geldi bu para?
Pusula’nın patronlarının özel jeti ve milyonlarca dolarlık yatı var.
Çok da yeniler. Jeti 2025’de 19,5 milyon dolara almış. Yatı ise Mayıs ayında 14,5 milyona.
Jetle ilk Umre seferleri yapılmış. Yatla da bir yaz tatili nasip olmuş.
Peki nasıl almış bu yatı ve jeti?
Finans işiyle uğraşan biri herhalde çıkarıp nakit olarak kasadan vermemiştir diye düşünürken ilginç bir bilgi ulaştı:
Bu jetin ve yatın finansmanında Vakıf Katılım kredileri kullanıldı.
Faizsiz finans patronları yat ve jetleri için de faize bulaşmayacak kadar hassasiyet göstermiş anlaşılan.
Ama hassas oldukları konuları biraz karıştırmışlar.
Şimdi hikayenin biraz daha derinine inelim.
Vakıf Katılım’ın Genel Müdürü Mehmet Ali Akben. Akben 2023’ten beri orada.
Peki bundan önceki işi neydi?
BDDK Başkanıydı.
Sekiz yıl boyunca.
Ve Akben’in BDDK Başkanlığı döneminde verilen önemli izinlerden biri de bugün fon krizinin merkezindeki Tera Grubu’nun bankası içindi.
Tera Yatırım Bankası’nın kuruluş izni 27 Ekim 2021’de çıktı.
Faaliyet izni 7 Nisan 2023’te verildi.
Her iki kararda da BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben’in imzası var.
Akben Mayıs 2023’te BDDK’dan ayrıldı.
31 Ekim 2023’te Vakıf Katılım Genel Müdürü oldu.
Arada yaklaşık beş ay var.
Üstelik Bankacılık Kanunu’nun 86’ncı maddesinde BDDK Başkan ve üyelerinin görevden ayrıldıktan sonraki iki yıl boyunca kurumun düzenlediği ve denetlediği sektör ve alandaki özel kuruluşlarda görev alamayacağı yazıyor.
Bu hüküm Akben’in Vakıf Katılım Genel Müdürlüğüne atanmasında uygulanmamış.
Ama Tera Yatırım Bankası’na izin veren BDDK Kurulu’nda Akben’den başka tanıdık bir isim daha vardı.
Mustafa Balcı.
Mustafa Balcı’nın oğlu İskender Balcı.
İskender Balcı kim?
Fon krizinin en acayip hisselerinden Özata Denizcilik’in bağımsız yönetim kurulu üyesi.
Tera Portföy’ün beş fonunun Özata’nın fiili dolaşımdaki hisselerinin bir ara yüzde 95,9’una ulaştığı dönemde şirket yönetiminde.
Özata’nın piyasa değeri bir ara yaklaşık 292 milyar liraya çıkmıştı.
Aynı günlerde Ford Otosan 282 milyar, Ereğli 292 milyar liraydı.
Yani Yalova’daki tersane borsada Ford Otosan büyüklüğüne ulaşmıştı.
İskender Balcı 28 Ağustos’ta istifa dilekçesini verdi. Yani krizin patlak vermesinden hemen önce.
31 Ağustos’ta yönetim kurulundan ayrıldı.
Gerekçesi “kişisel nedenler”di.
Birkaç hafta sonra fon krizi patladı.
SPK Özata hisselerindeki işlemler nedeniyle 11 kişi hakkında piyasa dolandırıcılığı suçlamasıyla savcılığa başvurdu.
İskender Balcı hakkında bu işlemlere katıldığına dair açıklanmış bir adli tespit yok.
Fakat İskender Balcı yalnızca eski BDDK Kurul üyesi Mustafa Balcı’nın oğlu değil.
Bir de kayınpederi var.
Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik. (Bunu ilk olarak Barış Pehlivan yazmıştı)
Yani fon krizinin sembol şirketlerinden Özata’nın yönetimindeki isim:
Tera Yatırım Bankası’na izin veren BDDK Kurulunun üyelerinden Mustafa Balcı’nın oğlu.
Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in damadı.
Mustafa Balcı ile Osman Çelik de dünür.
Üstelik bu aile ilişkisi yeni değil.
Mustafa Balcı 2017’de BDDK Kurul üyeliğine atandığında da tartışılmıştı.
Çünkü Osman Çelik o sırada Hazine Müsteşarıydı.
Çelik, dünürünün atanmasında hiçbir rolünün olmadığını, hiçbir makamla konuşmadığını, hatta aday olduğunu dahi bilmediğini söylemişti.
Aynı günlerde damadı İskender Balcı’nın Ekonomi Bakanlığı’ndaki kariyeri ve New York ticaret ataşeliğine atanması da tartışılmıştı.
Çelik, damadının kendisi kamuya geçmeden önce Ekonomi Bakanlığı’na girdiğini ve New York görevlendirmesinin yönetimin takdiri olduğunu açıklamıştı.
Yani yine liyakatsiz bir atama yok karşımızda. İyi eğitimli biri var.
Ama bu iyi eğitimli gençlerin diğer iyi eğitimli gençlerden farkları onları itekleyen babalar ve kayınpederleri.
Üstelik bütün bu insanlar yıllardır birbirini tanıyorlar.
Mehmet Ali Akben, Mustafa Balcı ve Osman Çelik’in kariyerlerinde aynı kurumların isimleri tekrar tekrar karşımıza çıkıyor:
Türkiye Finans.
Vakıf Katılım.
BDDK.
Yani ortada birbirini denetlemeyecek bir ilişki ağı, boş bir alan, aile bağları ve tamahkarlıktan oluşmuş bir toksik zemin var.
İşte fon krizi bu toksik zemin üzerinde yeşerip dal budak saldı. Diğer pek çok bilmediğimiz yolsuzluklar gibi.
Oğullar, kızlar, damatlar, gelinler, dünürler, eski mesai arkadaşları, siyasetçiler, bürokratlar, bankacılar, fon yöneticileri…
Cihattan vazgeçmiş insanlar çekirdek ailelerini kalkındırmayı farz bildi.
Lidere hesap vererek inşa edilmiş kariyerlerde topluma hesap vermek değersizleşti.
Fatih’ten kapalı sitelere taşındıkça mahalle baskısı da azaldı.
Özgür medya, bağımsız yargı, kamu denetimi korkusu Allah korkusuyla birlikte azaldı.
Belki de yaşadığımız sadece bir fon krizi değil.
Bir nepotizm krizi.
Ama alıştığımız anlamıyla, liyakatsiz çocukların makam sahibi yapıldığı kaba nepotizmden söz etmiyorum.
Daha sofistike ve belki daha tehlikeli bir şeyden.
Bu kadar başarılı, eğitimli insanı böyle hikâyelerin içine sokan düzen nasıl kuruldu?
Hikayenin sonunda Nene Hatun’un nasıl 2 milyar TL’si oldu?
