Silahlar adaletin sesinin duyulması için susmalı

PKK’nın kendisini feshettiğini açıklamasının ardından iktidar Meclis’e silah bırakma sürecinin teknik ve hukuki çerçevesini düzenleyen bir yasa getirdi.

Bu, Türkiye’nin uzun süredir taşıdığı ağır meselenin yeni bir eşiğe geldiğini gösteriyor.

Onlarca yıldır süren çatışmanın ardından silahların susması çok mühim, çok sevindirici.

Fakat silahların susmasını gönülden arzulamamız ve desteklememiz, bunun hangi hukuki ve siyasi çerçevede yapıldığını sorgulamamıza mâni değil.

Bu yasa ne için çıkarılıyor?

Terör örgütünün tasfiyesini kolaylaştırarak demokratikleşmek, insan haklarını güvence altına almak, hukuk devletini güçlendirmek için mi?

Yoksa iktidarın ihtiyaç duyduğu siyasi sonuçları üretmek için mi?

***

Şimdi asıl mesele, terör örgütünün silah bırakmasının ardından topluma nasıl bir siyasi ve hukuki gelecek vaat edildiği.

Çünkü kalıcı barış, hukuk düzenine, adalet duygusuna ve siyasi güvene ihtiyaç duyar.

Hukukun iktidara göre değiştiği, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının tartışıldığı bir ülkede silahların susması tek başına arzulanan müspet neticeleri doğurmaz.

Toplumun karşı karşıya olduğu böylesine tarihî bir meselede doğal olarak daha geniş ve derin bir demokratikleşme perspektifi beklenirdi.

Fakat ortada bunların yerine esas olarak sadece adı konulmamış bir affın teknik ve hukuki sonuçlarını düzenleyen bir çerçeve var.

Böyle bir proje için toplumun her kesiminden katkı aranmalıydı. Masaya ülkemizin sosyologları, psikologları, ilahiyatçıları, hukukçuları, siyaset bilimcileri de davet edilmeliydi.

Ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiren böyle önemli bir düzenlemenin toplumun önüne kapsamlı biçimde konulmadan, geniş bir tartışma yürütülmeden hızla yasalaştırılması, sürece dair soru işaretlerini arttırıyor.

***

Bu düzenlemeye yekten “hayır” demek, sürece en şüpheci bakanlar için bile kolay değil.

Aklı başında herkes aynı şeyi istiyor: Daha fazla ölüm olmasın.

İnsanların bu talebini küçümseyerek, süreci yalnızca siyasi hesaplar üzerinden okumak yanlış.

Öte yandan iktidar koalisyonunun gerçek maksadının, hukuk devletinin güçlendirilmesi veya demokratikleşme olduğuna inanmak da çok zor.

Muhalefetin, “silahların bırakılmasını destekliyoruz, ama bunu hukuk devletinin tahkimi ve demokratik denetim şartıyla istiyoruz” demesi lazım.

Eğer silahlı çatışmanın sona ermesi Türkiye'yi daha adaletli bir ülke haline getirmeyecekse, silahlar susarken antidemokratik siyasi baskılar artarak sürecekse, temel insani haklar daralmaya devam edecekse, bu bir barış projesi değil, iktidarın günlük ihtiyaçlarına göre şekillenen bir siyasi mühendislik projesidir.

Muhalefetin bunu ortaya koyması lazım.

Seçilecek en yanlış tutum, açıkça pozisyon almaktan kaçınmaktır.

Siyasette, sorumluluklardan kaçarak bir varlık gösterilemez.

Muhalefetin bu tereddüdü, terörden zarar görenleri “sahipsizlik” duygusuna itebilir.

Mağdurların rızasını almadan, hüküm giymiş failleri affetmek adalet duygusunu zedeler.

Böyle bir durumda toplumdan her şeyi sineye çekmesi beklenmemelidir.

Türkiye’nin artık böyle bir lüksü yok.

Çünkü bu ülke yıllardır aynı hatayı farklı biçimlerde tekrar ediyor: Sonuca bakıyor, yöntemi görmezden geliyor.

Oysa hukuk devleti sonuçtan, demokrasi sandıktan ibaret değil.

Barış da sadece silahların susmasından ibaret değil.

Bir toplumun gerçek anlamda barışması için insanların yalnızca birbirini öldürmeyi bırakması yetmez; birbirine ve yaşadığı devlete güvenmesi gerekir.

Bu güven ise alelacele hazırlanmış bir yasayla değil, açık tartışmayla, adaletle ve eşit yurttaşlık duygusuyla kurulabilir.

Bugün yapılması gereken ne körlemesine “evet”, ne de sorumsuzca “hayır” demektir.

Yapılması gereken, silahların bırakılmasını desteklemek, ama demokratikleşme talebinden vazgeçmemektir.

Barışı savunmak, ama barış bahanesiyle yapılan düzenlemelerin, mevcut adaletsizlikleri sürdürmek için araçsallaştırılmasına karşı çıkmaktır.

Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca silahların sustuğu bir düzen değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı, adaletin tekrar konuşmaya başladığı bir düzendir.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.