Şampiyon belliyse lig neden başlıyor?
Ülke futbolunda gelenek haline geldi bu sene bu takımı şampiyon yapacaklar söylemi.
Bu takımın ismi de hep Fenerbahçe…
Dönüp gerçeklere baktığımızda, sarı-lacivertli camianın en son şampiyonluk kupasını kaldırdığı tarih 2013-2014 sezonu. Şampiyonlar Ligi’ne en son ayak bastığı yıl ise 2008… O dönem takımın başında olan efsane teknik adam Luis Aragonés vefat etti. Maçları yayınlayan kanal zamanla bir film - haber kanalına dönüştü. O unutulmaz karşılaşmaları anlatan spiker Sabri Ugan ve yorumcu Ziya Şengül aramızdan ayrıldı; hepsinin toprağı bol olsun. Ekonomi ise tıpkı bugün olduğu gibi adeta "uçuyordu.”
Şimdi geldik 2026-2027 sezonuna… "Tarihin en süper ligi" iddiasıyla başlıyoruz.
Konumuz aynı "Fenerbahçe bu yıl hükümet eliyle şampiyon yapılacak, hatta bu iş için Adalet bakanı görevlendirilmiş."
Kim söylüyor bunu? Tribün lideri Sebahattin Şirin. Daha önce benzer iddiaları ortaya atan kimdi? Kendini ülkenin en iyi hakem ve yorumcusu sanan Ahmet Çakar. Ortak noktaları ise aşikâr…
Teoriler sadece bununla da sınırlı kalmıyor. Çerçeve yasa kapsamındaki "açılım" süreci nedeniyle Karadeniz halkının tepkili olduğu, bu ateşi söndürmek için de şampiyonluğun Trabzonspor’a verileceği konuşuluyor.
Hatta Mohamed Salah transferi de bu yüzden yapılmış! Halk Mısırlı yıldızı öyle bir benimsemiş ki dedesinin dedesinin Trabzon doğumlu olduğuna inananlar var.
Cuma namazına gideceği camide izdiham bekleniyormuş…
Diğer tarafta, bir diğer "şampiyon yapılacak" takımın futbol direktörünü dinliyoruz. Lukaku transferini açıklarken Belçikalı golcünün ağzından Fenerbahçe lafının hiç düşmediğini anlatıyor. Baksak Lukaku da doğuştan Fenerbahçeli çıkacak!
İnsan bu söylemleri dinlerken kendine sormadan edemiyor:
Avrupa’nın dev bir kulübü Salah’a kesintisiz 15 milyon euro net maaş önerse, Mısırlı yıldız yine Karadeniz’i mi seçerdi? Ya da Lukaku, başka bir kulüpten 6 milyon euro net teklif alsa rüyalarında "Fenerbahçe" diye sayıklar mıydı? Osimhen, maaşına 1 milyon euro fazla veren bir takım gördüğünde ilk uçakla oraya gitmez miydi?
Nitekim daha dün Beşiktaş’a imza atan Vlahović açıkça söylemedi mi? "Beklediğim bir takım var, teklif gelirse oraya imza atacağım; gelmezse 12 Ağustos’ta kararımı vereceğim" dedi ve dediği tarihte imzayı attı.
Yapılan transferlerin hepsi çok iyi ve başarılı. Profesyonel futbolda duygusallık, imzalanan kontratın tutarı kadardır.
Şampiyonlar masada veya senaryolarda değil, düdük çaldığında sahada belirlenir. Biz buna inanarak maçları izlemeye çalışıyoruz.
Beğenmediğimiz bir durum olduğunda diğer kanallarda Premier Lig, La Liga, Serie A izleriz. Büyük çoğunluk olarak futbol izlemeyi seviyoruz.
En iyi transferi Italiano
Avrupa’da çift maçlı haftayı hatasız geçen temsilcilerimiz, tabiri caizse güle oynaya bir üst turun yolunu tuttular. Dün akşam Dolmabahçe’de sahaya çıkan siyah-beyazlılar üstün bir oyunla kazanmasını bildi.
Bu sezon Avrupa kulvarında çıktığı 4 maçın 4’ünü de kazanan Beşiktaş, üstelik bu karşılaşmaların hiçbirinde kalesinde gol görmedi. İkili mücadeleleri kazanan, az top kaybeden ve topsuz oyunu disiplinle sürdüren bu takım; zamanla kanat bindirmelerini de ritmine sokarsa bize fazlasıyla keyifli maçlar izletir. Saha içine bakıldığında; kadro değeri 8,4 milyon avro olan Hradec Králové, 225 milyon avroluk dev rakibine karşı iyi direndi direnmesine ama en nihayetinde tecrübesizliğinin kurbanı oldu.
Siyah-beyazlı yönetim, cömert bonservis ve maaş bütçeleri ayırarak etkili bir kadro kurmaya devam ediyor. Yeni transferlerin takıma uyum sağlamakta zorlanmadığı da ortada. Ancak eğri oturup doğru konuşalım: Beşiktaş’ın bu sezonki en iyi transferi, teknik ekibinden başkası değil. Ön alanda baskı futbolunu benimseyen bir akıl var ve bunu sahaya çıktıkları her maçta net biçimde hissettiriyorlar. Dün akşam Dolmabahçe’deki pres gücü de bunun en taze kanıtıydı.
UEFA ülke puanı sıralamasında 3. eleme turu maçlarının ardından 9. sıradaki yerimizi iyice perçinledik.
Sonuca dönersek; elbise biçmek yerine destek, dikkat ve özenle takip etmek gerek takımlarımızı.
