Ayasofya'ya karşılık Ruhban Okulu denmesinden mi korkuluyor?

Heybeliada Ruhban Okulu için geri sayım başlamış, eylül ayında görkemli bir açılış olacakmış, bunu coşkuyla kutlayacaklarmış.

Ama biz haberi Fener Rum Patriği Bartholomeos’tan duyuyoruz. Resmi ziyaret için gittiği Yunanistan’da müjdeyi veriyor.

Hürriyet’ten okuduğumuza göre, Başbakan Miçotakis de heyecan ve mutlulukla karşılıyor.

Eylül ayı, görkemli açılış ve coşkuyla kutlama hazırlığını Fener Patriği’nin ağzından aktarıyorlar.

Fakat niye oradan öğreniyoruz? Böyle bir gelişmeyi önce iktidardan duymamız gerekmez mi, neden onlar bize söylemiyor, bir çekinceleri mi var?

Boşa sormuyorum, iktidar kendi popülist propagandasının utangaçlığını yaşıyor muhtemelen.

AK Parti Sözcüsü Çelik, eski bir tartışmada CHP’li Namık Tan’ın Mavi Vatan eleştirilerine tepki gösterirken Yunan basınını sevindirmek, coşturmakla suçlamıştı.

O zaman da uyarmıştım, özellikle dış politika böyle ucuz hamaseti kaldırmaz diye.

Demiştim ki; siz Heybeliada Ruhban Okulunu açmaya hazırlandığınızda, buna söz verdiğinizde de Yunan, Rum basını çok seviniyor, coşkuyla karşılıyor.

Yunan medyasını sevindirmesi, yaptığınızın yanlış ve Türkiye’ye karşı olduğunu mu kanıtlar? Bu nasıl saptırma, nasıl safsata?

İşte muhalefete karşı tepe tepe kullandıkları o tatlı karalamalar, dönüp dolaşıp bir kez daha iktidarın ayağına acı acı dolanıyor.

Ruhban Okulu’nu açma hazırlıkları en son haziran 2024’te gündeme gelmişti. Milli Eğitim Bakanı Tekin, adaya gidip tadilat çalışmalarını yerinde incelemişti.

Üstünden 2 yıl geçti, iktidar hâlâ Ruhban Okulu’nu açma mahcubiyetini üzerinden atamadı.

Ne vardı oysa sıkılıp sakınacak... Tadilat artık tamamlanıyormuş, nereye kadar gizlenecek? Sırası gelip açıldığında herkesin haberi olmayacak mı?

Eli kulağında, Fener Patrikhanesi açılışa geri saymaya bile başlamış, iktidarın ketumluğunda hâlâ değişen bir şey yok.

İnanmazsanız o gün yazdıklarıma bakın:

AK Parti’nin ilk döneminde ha açıldı ha açılacaktı, 2010’dan sonra bahsi edilmez oldu, 1971’de kapatılan Heybeliada Ruhban Okulunun açılması şimdi yeniden gündemde.

Karar gazetesi, iktidarın sessizce yürüttüğü hazırlıkları haziran başında manşetten duyurmuştu.

Milli Eğitim Bakanı’nın hafta sonu tâdilat gerekçesiyle okula gitmesi aslında iktidarın ısınma hareketiymiş. Bakan, Fener Patrikhanesi ve Rum Cemaati temsilcileriyle peşreve tutuşmuş.

Karar’ın manşeti sorulduğunda Bakan Tekin, niyeti doğruladı. Kendisi şahsen açılmasını arzu ediyormuş. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da özel talimatı olmuş, ders çalışsınlar diye.

E Allah’ın bildiğini kuldan saklamanın âlemi ne! Ayasofya’ya karşılık Ruhban Okulu açıldı, denmeyecek. Endişeye gerek yok.

Madem yapılacak bir jest, mahcup mahcup değil de bari göstere göstere, tam yapılsa...

İç popülizm için, din düşmanlığıyla göz boyamak uğruna Batı’yla sertleşir gibi yaparak yumuşamaya devam edilirse korkarım kozlar boşa gidecek. Ruhban Okulu açıldığıyla kalacak, iktidar da Batı’dan umduğunu bulamayacak.

Ne derler, yarım yumuşama kutlu doğumla sonuçlanmaz.

ÜMMET-İ MUHAMMED'İN DUYMAK İSTEDİĞİ ÖZELEŞTİRİLER

İktidara yardımcı Akit gazetesi aynen şöyle sunuyordu:

“Bilal Erdoğan, toplumun kanayan yarası haline gelen adam kayırma ve torpil beklentilerine dair sert bir özeleştiri yaparak dikkatleri üzerine çekti.”

Sert özeleştiri, dedikleriniyse şu çerçeveye oturtuyorlardı:

“Başkaları yapınca torpil, adam kayırma diye kızarız. Ama kendimize olursa ne ala...’ diyerek toplumdaki ahlâki erozyona parmak bastı. ‘Böyle Muhammed ümmeti olabilir miyiz’ sorusunu yönelten Erdoğan, adaletin ve liyakatin herkes için eşit şekilde savunulması gerektiğini ifade ederek...”

Yalnız; Bilal Bey iktidar adına mı sert özeleştiri yapıyor, Ümmet-i Muhammed adına mı? Orası tam anlaşılmıyor, okura bırakmışlar, ne anlarsa artık.

Kendini düzeltmesi gereken iktidar değil Ümmet-i Muhammed, sonucu da çıkarılabilir. Ümmet-i Muhammed’in iktidardan duymak istediği özeleştiriler olduğu da...

THY gibi kurumlarda akraba atamaları, partizan kadrolaşma, Kartal İmam-Hatip ile AK Parti ve Tügva kartvizitlerinin ikbal kapılarını açtığı şayiaları o yarayı kanatıyorsa hangisi olduğu çok fark eder. Etki ve inandırıclık için tabii.

Aynı açmaza, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçenki Danıştay töreninde söylediklerinde de rastlıyoruz.

“Yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici, dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız” derken sadece yargıya mı sesleniyor, iktidara da bir hisse düşer mi?

“Yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı müdahale hoş karşılanamaz” sözünün muhatabı, CHP mi meselâ?

Kitabın ortasından sözler bunlar. “Dindarların iyi insan olduğu yargısındaki bozulmayı düzeltmeliyiz” cümlesi gibi.

İhtiyacı doğru tespit ediyor hepsi, tam isabet. Yerini, adresini, sorumlusunu bulursa iktidarın da hayrına, milletin ve memleketin de.

YORUMLAR (6)
6 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.