Afrika kalkınma finansmanının kör noktaları
Afrika’nın kalkınma finansmanı açığı, kıtanın karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri ve bu sorunun özünde bir tasarım problemi yatıyor. Yurtiçi tasarrufları üretken yatırımlara yönlendirecek araçlar ve düzenleyici mekanizmalar olmadığından, kıtanın sermayesinin büyük bir bölümü kısa vadeli devlet borçlarında sıkışıp kalmaya devam ediyor.
Bu durum temel bir soruyu gündeme getiriyor: Gerçekten kalkınmayı finanse edebilecek bir kalkınma finansmanı sistemi kurmak için ne gerekiyor?
Yanıt istihbarattır. Bütünleşmiş ve ileriye dönük makro-finansal analizler, sistemin işleyip işlemediğini ve beklenmedik şoklar kırılganlıkları ortaya çıkarmadan önce risklerin nerede biriktiğini tespit edebilir.
Afrika şu anda finansal istihbaratın üç temel unsurundan yoksun; bunların ilki, koşullu yükümlülüklerin net bir şekilde görülebilmesidir. Bu durum en açık şekilde, bir tür denetimin bulunduğu kriz içindeki ekonomilerde değil, yakın makro-finansal gözetim altında olmayan ülkelerde görülmektedir. İronik bir şekilde, bunlar çoğu zaman yeni finansal araçların en hızlı yayıldığı ülkelerdir.
İkinci kırılganlık, kalkınma finansmanı kurumları ile hükümetler arasındaki makroekonomik görüşmelerin niteliğinden kaynaklanıyor. Bu etkileşimler yalnızca işlem odaklı yürütülüyor. Her ne kadar karar vericilere ülkenin mali durumunun istikrarlı olduğu konusunda güven verseler de, yeni yükümlülükler makroekonomik risk değerlendirmelerine nadiren dahil edilir; bu da baskıların birikmesine yol açmaktadır.
Son olarak, yeni finansal araçların fiyatlandırılması için Afrika genelinde ortak bir analitik ölçüt bulunmamaktadır. Nairobi’de kredi artırımlı bir tahvil, Abidjan’da karma finans aracı ve Lagos’ta garantili bir altyapı tahvili gibi finansal araçları karşılaştırılabilir koşullarda değerlendirecek ortak bir çerçeve olmadığı sürece, riskler sistematik olarak yanlış fiyatlandırılmaya mahkum. İlk gecikme gerçekleştiğinde ise yatırımcılar seçerek geri çekilmez; bunun yerine varlık sınıfının tamamından çıkış yaparlar. Bu nedenle, piyasaların olgunlaşması için gerekli olan performans geçmişi oluşamaz.
Bu durum kurumsal bir başarısızlıktan çok yapısal bir sorun. Küresel makro denetim kurumları, tasarımları gereği sistem açısından önemli görülen büyük piyasalara odaklanmaktadır; bu nedenle Afrika’daki sermaye piyasalarının büyük bölümü radar dışında kalıyor. Bölgesel kalkınma bankaları gerekli makroekonomik uzmanlığa sahiptir; ancak analitik çalışmaları sermaye akımlarını ve koşullu yükümlülükleri izlemekten ziyade istikrarı sağlamaya odaklıdır.
Ulusal düzenleyiciler ise dar yetki alanları içinde faaliyet gösteriyor. Kredi derecelendirme kuruluşları da çoğunlukla ülke borcuna odaklanıyor; yeni kredi mimarisinin dayandığı yerel ve karma finansman araçlarına değil. Sonuçta ortaya, mevcut bilgileri bir araya getirip sistem genelinde risk değerlendirmesi yapabilecek hiçbir kurumun bulunmadığı parçalı bir analitik ortam çıkıyor.
Bununla birlikte yeni bir kurum oluşturmak ne gerekli ne de pratik. Gelişmiş ekonomilerde piyasa, olgun bir alıcı taraf ve satıcı taraf ekosistemi aracılığıyla fiyatlama ve risk değerlendirmesini kendi içinde entegre eder ve bu yapı sermaye tahsisini yönlendirir. Afrika’da bu ekosistem henüz yeterince gelişmiş değil; yatırım bankacılığı kapasitesi sınırlı, yatırımcı tarafı araştırması ise yetersiz. Ancak bu sadece geçici bir durum.
Ne var ki geçiş süreçleri kendiliğinden yönetilmez. Piyasalar kendi bilgi altyapılarını sürdürebilecek derinliğe ulaşana kadar, daha büyük bir kurumun bu boşluğu doldurması gerekiyor. Bu noktada Afrika Kalkınma Bankası (African Development Bank – AFDB) benzersiz bir konuma sahip. Banka, 54 bölgesel üye ülkenin hükümetleriyle yakın çalıştığı için mali durum, borç yapıları ve iç politika kısıtları hakkında doğrudan bilgi sahibi.
AFDB aynı zamanda yerel emeklilik fonları, küresel varlık yöneticileri ve kalkınma finansmanı kuruluşlarıyla birlikte giderek çeşitlenen yeni finansal araçların yapılandırılmasında rol oynuyor. Hiçbir başka kurum bu ölçekte egemenlik erişimine, işlem görünürlüğüne ve yatırımcı erişimine sahip değil. Ancak bu rol, Banka’nın mevcut yetkisine tam olarak yansımış değil. Finansal sistem değiştikçe, Banka’nın görev tanımı da buna uyum sağlamalı.
Afrika’nın analiz açığını kapatmak için koşullu yükümlülüklerin, finansman yapısı tamamlandıktan sonra değil; garantiler verildiği anda izlenmesi gerekiyor. Her garanti, hükümetin bilançosuna ek yük getirir ve bu nedenle, ülkenin borç dinamiği ile hükümetin hangi koşullar altında bu yükümlülüğü yerine getirmek zorunda kalacağının dikkate alınması suretiyle, oluşturulduğu andan itibaren izlenmelidir.
Bir diğer öncelik ise yükselen varlık sınıfları için ortak analitik standartlar geliştirmektir; çünkü piyasalar, fiyatlama, izleme ve stres testi için ortak çerçeveler olmadan olgunlaşamaz. Bu tür standartları oluşturmak için AFDB’den daha uygun çok az kurum vardır: bankanın işlem hacmi, kıta çapındaki erişimi ve yatırımcı ilişkileri, bu standartların yaygın biçimde benimsenmesini sağlayacak gerekli güvenilirliği ona kazandırmaktadır.
Gerekli analitik kapasiteyi inşa etmek aynı zamanda derin bir kurumsal kültür değişimi de gerektirir. Kalkınma bankalarında ekonomik analiz ve proje finansmanı uzun zamandır paralel biçimde yürütülmektedir; ekonomistler raporlar üretirken, işlem ekipleri finansal işlemleri yapılandırmaktadır. Sistemin düzgün işlemesi için ekonomik istihbarat yalnızca bir araştırma ürünü olarak kalamaz. Gerçek zamanlı karar alma süreçlerini bilgilendirmeli, sermaye tahsisini ve risk değerlendirmesini yönlendirmelidir. Daha da önemlisi, bu dönüşüm dışarıdan dayatılamaz; kurumların kendi içinden gelerek yürütülmelidir.
En önemlisi ise finansal istihbaratın, koordinasyon platformlarının oluşturulması ve yurtiçi tasarruf reformundan ayrı düşünülemeyeceğidir. Bu üç unsur aynı sistemin birbirini güçlendiren parçalarıdır. İstihbarat olmadan platformlar risklerin fark edilmeden birikmesine yol açar; platformlar olmadan ise yeni finansal araçlar tek seferlik işlemlerin ötesine geçemez ve risk analistlerinin fiyatlandırabileceği bir piyasa oluşmaz.
Afrika, dünya çapında bir kalkınma finansmanı sistemi kurabilecek tasarrufa ve hedefe sahiptir. Şimdi ihtiyaç duyduğu şey, koordineli girişimleri işleyen sermaye piyasalarına dönüştürebilecek analitik altyapı ile bunu sürdürecek kurumsal ve siyasi destektir.
*Gomez Agou 2021-2025 yılları arasında Gabon’da Uluslararası Para Fonu eski temsilcisi olarak görev yapan Gomez Agou, Harvard Kennedy School’da araştırmacıdır.
© Project Syndicate
