İki imza ile bütün hedefleri vuran füze
Kötü komşu insanı ev sahibi yaptırır sözünün bir somut örneği Türkiye’nin savunma şirketleri.
Kıbrıs Harekatı öncesi ve sonrasında ABD ile girilen mücadele ve nihayet gelen s
Silah ambargosu Türkiye’nin yerli savunma şirketlerinin kurulmasını sağladı.
1975’de kurulan Aselsan, 1973’de kurulan TUSAŞ, 1972’de kurulan TÜBİTAK- Sage 1982’de kurulan Havelsan ve 1988’de kurulan Roketsan.
Özellikle füze geliştirme konusunda Roketsan ve Tübitak-Sage iki önemli merkez.
Çok sayıda kısa-orta-uzun menzilli füzeler geliştirdiler.
Roketsan’ın ürettiği Tayfun 560 km menzille en uzun menzilli yerli füzesi Türkiye’nin. 2022’de
İlk olarak test edildi.
Savunma çevreleri 1000 kilometre üstünü bir hedef olarak konuşuyorlardı ki geçen hafta sürpriz bir füze görücüye çıktı.
Türkiye’nin en prestijli savunma sanayi fuarı SAHA’da 6 bin kilometre menzilli “Türkiye ilk kıtalararası balistik füzesi “YILDIRIMHAN” tanıtıldı.
Üstelik Milli Savunma Bakanlığı Ar-Ge Merkezi’nin standında.
Bugüne kadar füzeler üzerine çalıştığı bilinmeyen MSB AR-GE’nin bu büyük sürprizi o günden beri dünyada ve Türkiye’de gündem.
Dünyanın yarısı vurabilecek bir füze yapmak, bayağı bir korku salmak da demek.
Füzenin ABD’de San Diego üssünü vurabildiğini gösteren bir video sosyal medyada viral oldu. Bloomberg sanki resmi bir videoymuş gibi haberini yaptı.
İsrail başta olmak üzere pek çok ülkede bu uzun menzilli füze konuşuldu.
Türkiye’de düşmanlara korku salan bu füze günlerdir tvlerden ve medyada övülüyor.
Fuarı ziyaret edenler en önce Yıldırımhan’a gidiyor ve önünde fotoğraf çektiriyor.
Füzenin uzun menzil dışında bir özelliği de her yöne uygun bir köşesinin olması.
Füzenin başında Atatürk’ün imzası var. Sonunda ise füzeye ismini veren Yıldırım Beyazıt’ın tuğrası.
CHP lideri Özgür Özel, Atatürk’ün imzasının olduğu ön tarafını arkasına alarak fotoğraf çektirdi, füzeyi İslam dünyasına müjde olarak duyuran İhsan Şenocak ise Osmanlı tuğrasıyla.
Herkese hitap edebilme özelliği füzeyi dış saldırılardan da koruyor.
Kimse gerçeğini yazmak ve konuşmak istemiyor.
Aslında MSB standında yer alan bu füze aslında yok. Bu bir hedef ve perspektif füzesi.
Kısa bir süre sonra teknik olarak böyle bir füzenin şu anda olamayacağını kısık seslerle söyleyen savunma uzmanları bile çok fazla konuşma yanlısı değil.
Sektör çok devlet bağımlısı olduğu için, belki de bu caydırıcılıktan herkes memnun olduğu için kimse işin aslını fazla kurcalamıyor.
Atatürk’ün imzasını görenler onun hatırına, Osmanlı tuğrasını görenler onun hatırına susuyor.
Ama zaten Türkiye’nin savunma sanayinde böyle PR’lasra ihtiyacı olmadığınu bilenler, bu tarz arkası boş işlerin olan işlere de zarar vereceğini düşünüyor olmalı
Çünkü fuarda herkesin önce ziyaret ettiği Yıldırımhan’ı fuarı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan görmeye gitmedi. Önünde bir fotoğraf vermedi.
Fuarda yaptığı konuşmada Yıldırımhan’dan bahsetmedi.
Sırrı saklamak için herhalde bunu yapmadı. Füze az ötede sergileniyordu. Normalde böyle başarıları ilk ondan duyardık. Ama hayır tek kelime etmedi ve hala etmiyor.
Daha da ilginci SAHA Fuarı’nın başındaki Baykar yöneticisi Haluk Bayraktar da Yıldırımhan’ın önünde fotoğraf vermedi, hiçbir röportajında ve konuşmasında herkesin konuştuğu Yıldırımhan’dan bahsetmedi.
Yine fuarda çok iyi bir anti-Palantir vizyonu konuşması yapan Selçuk Bayraktar da Yıldırımhan’dan tek kelime bahsetmedi, önüne gidip o pozlardan birini vermedi.
Ortada tuhaf bir durum olduğu açık.
Türkiye’nin parlayan savunma sanayisinin böyle haberlere ihtiyacı olmadığı da.
Tabii Türkiye’de savunma sanayi konusunda bağımsız ve özgürce yorum yapabilen uzman ve gazeteci olmadığı da.
Ama ne önemi var. İki imza yeterli. Füze şu anda 6 bin kilometre öteleri vuramasa da gönülleri vurduğu kesin.
O anlamda hedef tam isabet.
Kötü komşu insanı ev sahibi yaptırır sözünün bir somut örneği Türkiye’nin savunma şirketleri.
Johnson Mektubu ile gerilen ilişkilerle başlayan, ardından Kıbrıs Harekatı sonrasında ABD’nin
silah ambargosuyla netleşen NATO’ya bağımlı kalınamayacağı fikri Türkiye’nin yerli ve resmi savunma şirketlerinin kurulmasını sağlamıştı.
1972’de kurulan Tübitak- Sage, 1973’de kurulan TUSAŞ, 1975’de kurulan Aselsan, 1982’de kurulan Havelsan ve 1988’de kurulan Roketsan’dan bahsediyoruz.
Füze geliştirme konusunda Roketsan ve Tübitak-Sage iki önemli merkez.
Çok sayıda kısa-orta-uzun menzilli füzeler geliştirdiler.
Roketsan’ın ürettiği Tayfun 560 km menzille en uzun menzilli yerli füzesi Türkiye’nin. 2022’de
ilk olarak test edildi.
Savunma çevreleri 1000 kilometre üstünü bir hedef olarak konuşuyorlardı ki geçen hafta sürpriz bir füze görücüye çıktı.
Türkiye’nin en prestijli savunma sanayi fuarı SAHA’da 6 bin kilometre menzilli “Türkiye ilk kıtalararası balistik füzesi “YILDIRIMHAN” tanıtıldı.
Üstelik Milli Savunma Bakanlığı Ar-Ge Merkezi’nin standında.
Bugüne kadar füzeler üzerine çalıştığı bilinmeyen MSB- AR-GE’nin bu büyük sürprizi o günden beri dünyada ve Türkiye’de gündem.
Dünyanın yarısı vurabilecek bir füze yapmak, bayağı bir korku salmak da demek.
Füzenin ABD’de San Diego üssünü vurabildiğini gösteren bir video sosyal medyada viral oldu. Bloomberg sanki resmi bir videoymuş gibi haberini yaptı.
İsrail başta olmak üzere pek çok ülkede bu uzun menzilli füze konuşuldu.
Türkiye’de düşmanlara korku salan bu füze günlerdir tvlerden ve medyada övülüyor.
Fuarı ziyaret edenler en önce Yıldırımhan’a gidiyor ve önünde fotoğraf çektiriyor.
Füzenin uzun menzil dışında bir özelliği de her yöne uygun bir köşesinin olması.
Füzenin başında Atatürk’ün imzası var. Sonunda ise füzeye ismini veren Yıldırım Beyazıt’ın tuğrası.
CHP lideri Özgür Özel, Atatürk’ün imzasının olduğu ön tarafını arkasına alarak fotoğraf çektirdi, füzeyi İslam dünyasına müjde olarak duyuran İhsan Şenocak ise Osmanlı tuğrasıyla.
Herkese hitap edebilme özelliği füzeyi dış saldırılardan da koruyor.
Üzerindeki Atatürk imzası ve Osman tuğrası muska işlevi görüyor.
Kimse gerçeğini yazmak ve konuşmak istemiyor. Bu halinin bile yarattığı korku ve caydırıcılık faydalı bulunuyor olmalı.
Kısa bir süre sonra teknik olarak böyle bir füzenin şu anda olamayacağını kısık seslerle söyleyen savunma uzmanları bile çok fazla konuşma yanlısı değil.
Savunma çevrelerinde kısık sesle ve sostal medyada müstear hesaplardan ancak yapılan değerlendirmelerde, fuarda sergilenen sistemin gerçek bir operasyonel füze tanıtımından çok “konsept model” veya “gelecek vizyonu” niteliğinde olduğu söylendi önce.
Türkiye’nin 6000 kmye en yakın tezgahtaki projesi Cenk yaklaşık 2000 km hedefiyle geliştirme aşamasında.
Savunma analistlerine göre 6 bin kilometrelik menzil gerçek bir kıtalararası balistik füze sınıfına giriyor ve bu seviyede bir sistemin geliştirilmesi; yıllar süren test süreçleri, büyük üretim altyapısı, uydu ve erken uyarı sistemleri entegrasyonu gerektiriyor.
Ayrıca NATO üyesi bir ülkenin böyle bir kapasiteyi aniden ortaya çıkarmasının ciddi diplomatik sonuçlar doğuracağına dikkat çekiliyor. Teknik detaylar da soru işareti yaratıyor
YILDIRIMHAN için belirtilen sıvı nitrojen tetroksit yakıtı, modern ICBM sistemlerinde artık yaygın tercih edilmiyor. Günümüzde birçok gelişmiş balistik füze sistemi daha hızlı reaksiyon ve uzun süreli hazır bekleme kapasitesi sağlayan katı yakıt teknolojisini kullanıyor.
Mach 25 hızı ise atmosfere yeniden giriş yapan balistik başlıkların ulaşabileceği teorik hız seviyelerine işaret ederken, “Mach 9 hipersonik seyir” iddiasının hangi uçuş profili için kullanıldığı net değil.
Sektör çok devlet bağımlısı olduğu için, belki de bu caydırıcılıktan herkes memnun olduğu için aksi bir şey söyleuen herkes de sırtına dış güçler konuşturuyor bunu damgasını yiyeceği için kimse işin aslını yüksek sesle fazla kurcalamıyor.
Kendi adıyla konuşan sayılı savunma uzmanlarından Sıtkı Egeli, Yıldırımhan'ı geliştireceğini ilan eden kurum, yani MSB Araştırma Geliştirme Dairesi’ne dikkat çekiyor.
Türkiye'nin uzun menzilli füze sistemlerinin geliştirilmesinde TÜBİTAK-SAGE ve Roketsan gibi iki merkezinin bulunduğunu hatırlatan Egeli, DW Türkçe’ye şöyle demiş:
"MSB ARGE ise daha çok bakım-onarım tesisi niteliğindeki askeri fabrikaların ve tersanelerin şemsiye kuruluşu. Bugüne kadar füze alanında bilinen bir yeteneği, altyapısı ve ürünleri yok. Yıldırımhan vizyonuyla, Roketsan ve SAGE'den çok daha ileri teknik ve teknolojik imkanlara sahip üçüncü bir merkez mi yaratılacak? Hedeflenen bu ise ne kadar ilave maliyetle ne kadar sürede gerçekleşecek?"
"Bu nitelik, bu denli uzun menzile sahip olacağı ilan edilen bir füze için son derece sorunlu hatta imkansız bir nitelik" diyen Egeli, 6 bin km menzilli tek kademeli bir füze tasarlamak matematiksel olarak mümkün olsa da ortaya çıkacak füzenin verimsiz olacağını ve bunu gerçek hayatta imal edip konuşlandırmanın fiziksel ve maliyet-etkinlik açılarından imkansız hale geleceğini belirtiyor.
"Teknik olarak uzun menzilli füzeler, 'ölü ağırlıktan' (boş yakıt tankları ve motorlar) kurtulmak için çok kademeli yapıları kullanır; bu da füzelerin kıtalararası mesafeler için gereken yüksek hızlara ulaşmasını sağlar. Mevcut şeklinde Yıldırımhan'da bu özellik yok."
Sektör dışında olanlar kutlamalara devam ederken, sektörden gelen bu itirazlar üzerine MSB sözcüsü bir açıklama yaptı ve Yıldırımhan iddiasını bir level aşağıya çekti:
“Üç ton harp başlığı taşıma kapasitesine sahip YILDIRIMHAN füze sistemine yönelik laboratuvar test süreçleri başarıyla tamamlanmış olup saha testlerine ilişkin çalışmalar planlanan takvim doğrultusunda sürdürülmektedir.”
Farkındaysanız ilk günkü büyük heyecan dalgası sönümlendi.
Ama zaten Türkiye’nin savunma sanayinde böyle balon PR’lara ihtiyacı olmadığını bilenler, bunun zaten hali hazırda prestijli bir sektöre ve itibara da zarar vereceğini düşünüyor olmalı
Nitekim devlette bundan bir rahatsızlık olmalı ki fuarda herkesin önce ziyaret ettiği Yıldırımhan’ı fuarı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan görmeye gitmedi. Önünde bir fotoğraf vermedi.
Fuarda yaptığı konuşmada da Yıldırımhan’dan bahsetmedi.
Sırrı saklamak için herhalde bunu yapmadı. Füze az ötede sergileniyordu. Normalde böyle başarıları ilk ondan duyardık. Ama hayır tek kelime etmedi ve hala etmiyor.
Daha da ilginci SAHA Fuarı’nın başındaki Baykar yöneticisi Haluk Bayraktar da Yıldırımhan’ın önünde fotoğraf vermedi, hiçbir röportajında ve konuşmasında herkesin konuştuğu Yıldırımhan’dan bahsetmedi.
Yine fuarda çok iyi bir anti-Palantir vizyonu konuşması yapan Selçuk Bayraktar da Yıldırımhan’dan tek kelime bahsetmedi, önüne gidip o pozlardan birini vermedi.
Ortada tuhaf bir durum olduğu açık.
Türkiye’nin parlayan savunma sanayisinin böyle haberlere ihtiyacı olmadığı da.
Ve tabii Türkiye’de savunma sanayi konusunda bağımsız ve özgürce yorum yapabilen uzman ve gazeteci olmadığı da.
Ama tüm bunların ne önemi var. İki imza yeterli.
Atatürk’ün imzasını görenler onun hatırına, Osmanlı tuğrasını görenler onun hatırına füzeyi çoktan bağırlarına bastılar bile.
Füze 6 bin kilometre öteleri vuramasa da gönülleri vurduğu kesin.
O anlamda hedef tam isabet.
