Batı’nın Türk / Müslüman Meselesi

Bu coğrafyaya yönelen tarihî bakış hatırlanmadan, bugün yaşananları kavramak güçtür.

Hristiyan Avrupa’nın şuuraltında Türkleri Anadolu’dan çıkarma meselesi birinci derecede önemli yer tutar. Sadece şuuraltılarında değil, I. Dünya Savaşı öncesi anlaşmalarında büyük ölçüde Avrupa’dan çıkarılmış olan Türklerin Anadolu’dan da sürülmesi planlanmıştı.

I. Dünya Savaşı’na girerken Avrupalılar için Türkleri Anadolu’dan çıkarmak yetmezdi. Türk milletini tarih sahnesinden silmek gerekirdi. Bu, Haçlı Seferleri’nin son halkası olarak okunabilecek bir tarihî zihniyetin devamıydı.

Tüm dünyanın, özellikle de İslam coğrafyasının sömürgeleştirildiği bir dönemde, Anadolu da karış karış, bölge bölge paylaşılmıştı.

Bir avuç idealist -asker ve sivil- aydın, elden gelen her türlü çabayı göstererek, bulunan her vasıtayı kullanarak bir çıkış yolu aradı. Türk milleti, canını dişine takarak bu toprakların yeniden ve ebediyen Türk yurdu olması için büyük bir mücadele verdi.

I. Dünya Savaşı uzak bir tarih değil. O savaşa bu açık tavırlarla giren Avrupa devletlerinin ıslah olduklarını düşünmek gerçekçi değildir. Böyle bir geçmiş ortadayken, duyguların değiştiğini düşünmek, tarihle bağı zayıf bir iyimserlikten öteye geçmez.

İngiltere, Fransa ve Amerika’nın tarihsel hafızasında sömürgecilik döneminin izleri ne ölçüde silinmiştir, bu soru canlılığını korumaktadır.

Türk/Müslüman meselesine bakışlarında bir değişimden söz edilebilir mi? Milletlerin hafızası ve zihniyeti kısa zamanlarda kolay değişmez. Her ne kadar etkileşim ve iletişim dünyasında yaşasak da, ilk sarsıntıda derinlerde saklı olan hakikat açığa çıkar. Nitekim ABD Başkanı George W. Bush’un, “Bu bir Haçlı seferidir” sözüyle başlayan Irak işgali unutulmuş değildir.

Bu tarihî arka plan, yaşananları daha iyi anlamamıza imkân verir; milletlerin hafızasında bazı acılar kolay silinmez. Gazze’de yaşananlar da bunun hâlâ sürdüğünü gösterir.

Aynı tarihî yönelim, bölgedeki diğer güçlerin tavırlarında da açıkça görülür.

Yanı başımızda bulunan Rusya’nın Karadeniz ve Boğazlar üzerindeki tarihî ilgisi bu bölgenin stratejik önemini sürekli canlı tutmuştur.

Bosna’da, Kırım’da, Çeçenistan’da yaşananlar hâlâ hafızalardadır.

Bu gerçekler, tarihin yalnızca geçmişe ait bir vakıa olmadığını hatırlatır.

Bu milletin gücü, imanından gelir. Bu iman, Anadolu’nun kısa sürede İslamlaşmasını sağlamış; bu topraklarda asırlar sürecek bir varoluşun zeminini kurmuştur. Mesele bu “iman meşalesi”ni yeniden yükseltebilmek ve o ruhu yeniden diriltebilmektir.

İman, insanlara ve toplumlara bir hareket gücü verir. Hayatı ve medeniyeti taşır. Geçmişte bu güç vardı; yeniden kazanılması mümkündür. İnşa edilecek olanın ruhunu da yönünü de iman belirler.

Yahya Kemal Beyatlı, Avrupa’da sefir olarak görev yaptığı bir dönemde, bir resepsiyonda kendisine “Türkiye’nin nüfusu kaçtır?” diye sorulur. O da tereddüt etmeden “80 milyon” der. O dönemde Türkiye’nin nüfusu 15 milyon civarındadır. Bunu kendisine hatırlattıklarında “Hayır” der, “Verdiğim rakam doğrudur. Biz ölülerimizle birlikte yaşarız.” Büyük şairin muhteşem cevabı, bu toprakların ruhunu ve hakikatini anlatır.

Anadolu, bu büyük tarihî yürüyüşte merkezdir.

Bu toprakların onca badireye rağmen “Müslüman yurdu” olarak varlığını sürdürmesinin hikmeti, Viyana önlerinde başlayan savunma hattında yatmaktadır. Macar ovalarında, Balkan dağlarında, Bosna’da, Tuna boylarında, Akdeniz’in derin sularında, tarihin sessizliğinde yatan yüz binlerce şehit, bu toprağın sessiz muhafızlarıdır. Yerin altında Anadolu’yu yurt tutmak için canını vermiş nice şehit var. Onlar bu toprağın hafızası ve hayat kaynağıdır.

Bu tarih ve iman, Türkiye’yi yeniden kendi hakikatiyle karşı karşıya getirir.

Asıl soru şudur: Türkiye kendi rüyasına dönebilir mi?

YORUMLAR (4)
4 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.