İç güçler?

Joseph Nye, Uluslararası İlişkiler alanının ilk on ağır topundan biri. Diğer dokuzunda olmayan bir özelliği var, yazdıklarını uygulasın diye kendisine makam ve yetki verilmiş. Yalnız kendi ülkesinin değil Avrupa’dan Çin’e, birçok ülkenin dış politikasını etkilemiş. Ho Jintao döneminde Çin Dışişleri resmen randevu isteyip Nye’e, “Çin yumuşak gücünü nasıl arttırır?”, diye sormuş.

Üç güç: Sert Güç, en kolay anlaşılanı. Bir ülkenin ekonomik gücü, silahlı kuvvetlerinin gücü, devlet teşkilatının doğru ve hızlı çalışması. Yumuşak Güç, Nye’ın kısa tarifiyle, “Harvard’tan Holywood’a her şey”. Ülkenin kültürüyle, yaşam tarzıyla, refahıyla diğer ülke insanını etkileme gücü. Yabancı ülkelerin sizi takdir etmelerini, taklit etmelerini, size imrenmelerini ve sizinle birlikte hareket etmeye baştan hazır olmalarını sağlayan cazibe. İkisinin birlikte kullanımına da Akıllı Güç diyor.

Bütün bu düşünceler dış siyaset için, milletlerarası ilişkiler için geliştirilmiş kavramlar ve politikalar. Yalnız öyle mi? Acaba bu güçlerin bileşeni diye sayılan, tarif edilen şeyler ülkelerin kendi vatandaşlarını da etkiler mi?

TÜRKİYE İTER Mİ ÇEKER Mİ?

Uzun zamandır aklımda, çekim merkezi diye bir kavram var. Bizim insanlarımız, bizim vatandaşlarımız, günlük hayatlarında olup bitene, okuduklarına, duyduklarına bakarak, “İyi ki Türkiye’deyim.” diyor mu? Gençler ülke içindeki geleceklerine umutla ve heyecanla mı bakıyor, endişe ve ümitsizlikle mi? Bu saydıklarımın olumlu şıkları doğruysa Türkiye bir cazibe merkezidir, değil mi? Bu çekim, yalnız kendi vatandaşlarını değil, kendini Türkiye’ye yakın hisseden başka ülke vatandaşlarını da etkilemez mi?

Neydi sert gücün bileşenleri? Ülkenin ekonomisi, refah düzeyi. Gencimiz, çalışanımız, yaşlımız hâlinden, geçiminden mutlu mu? Devlet kurumlarının akıllı ve hızlı işlemesi, hep aynı işlemesi, herkese aynı işlemesi… Adaletinden istihdamına bunu gerçekleştiriyor ve insanımıza, “İyi ki Türkiye’deyim” dedirtiyor muyuz? Başka? Silahlı kuvvetlerimizin gücü. Son yirmi yıl içinde, başta FETÖ kumpasları, silahlı kuvvetlerimize çok darbe vuruldu. Yine de ve hâlâ ekonomi ve diğer kurumlarla kıyaslandığında silahlı kuvvetler ve silah sanayimiz, zayıf yanımız değil. Silah sistemlerimizdeki başarılar bunalmış insanımıza bir bahar esintisi etkisi yapıyor. Yeni bir füzenin, yeni bir İHA’nın haberi başka ülkelerde böyle sunulmaz, bu heyecanla karşılanmaz. Açık ki Türk kamuoyu olarak “Bari…” diyoruz. “Hiç olmazsa…” diyoruz.

YA YUMUŞAĞI?

Yumuşak Güç… Kültürümüz, siyasi değerlerimiz. Nye, bunların başka ülkelere tesirini kastediyordu. Ben, kendi insanımıza etkisine bakmak istiyorum. Kültür nedir? Her şeyden önce dil. O dille anlatılan tarih, o dille taşınan, yazılan edebiyat, sanat. Siyasi değerlerden maksat açıklık, siyasette ahlak, demokrasi. Nasılız? Demokrasimize, iktidarla muhalefetin karşılıklı ve içten muhabbetlerine baktığımızda siyasi değerlerde muhteşem yüzyılı yaşıyormuşuz gibi görünmüyor. Açıklık, hürriyet… Fazla açılırsak nereye gideceğimizi herkes biliyor—geçen haftaki yazıma atıf—herkesin bildiğini herkes de biliyor. Tarihimizde ve dilde ortadan çat diye kırılmış bir hâlimiz var. Osmanlıcılar Cumhuriyetçilere, Cumhuriyetçiler Osmanlıcılara pek de sevecen gözlerle nazar etmiyorlar. Bu kırılma dilde de yaşıyor. Millet diyenlerle ulus diyenler bir araya gelemiyor.

Dünyanın başka hangi ülkesinde insanlar tarihin dönemlerini mevzi tutup diğer dönemlerini ateş altına alır?

Derken, milletimizin isminde de tereddütler doğdu. Biliyorsunuz son iktidar sayesinde “Hepimiz Türk olmaktan kurtulduk”. Kurtulduk da ne olduk belli değil. “Biz” diyoruz ama o “biz”in ismini telaffuzdan imtina ediyoruz.

NO TURKEY

Biz bu yazının sonucuna gelelim. Sert gücümüz ve yumuşak gücümüz… Ve bunların ikisinin birlikte istimali… Akıllı gücümüz. Öyle ya. Düşünün. Kültürsüz, demokrasisiz, insanların ülke meselelerini açıkça tartışmaktan kaçındığı bir ortamda, en önemlisi, “biz”in ne anlama geldiğinde belirsizlik olan ortamda sert gücünüz tavan yapsa ne olur? Belki daha doğru soru şu: Böyle bir ortamda sert gücünüz gerçekten yükselebilir mi? Tersi de doğru. Ekonominin döküldüğü, dünyanın en yüksek enflasyonu ve pahalılıklarından birini yaşadığınız, devlet kurumlarının zafiyete düştüğü ortamda, yumuşak gücünüzün gücünü koruması mümkün mü?

Cazibe dedim… Çekim gücü dedim. Kendi insanınızı, kendi gencinizi cezbediyor musunuz? Çekim dediğim, “Ne mutlu Türk’üm!” demektir, bunu diyebiliyor, dedirtebiliyor musunuz? Yoksa bu sözü söylemekten çekinir, utanır hâle mi geldiniz? Onun yerine “Maalesef Türk’üm” mü desek, yoksa “Ne mutlu Türk değilim” mi? Belki en iyisi benim, “Türk’üm, özür dilerim”.

Hani kendimizi ensar zannediyorduk ve biz ensara gelen muhacirler vardı ya… Suriye göçmenlerini bize birileri öyle anlatmıştı ya. İşte onlar Türkiye’ye gönderilmek üzere galiba Sakız Adası’ndaydı bize değil de Avrupa’ya gönderilmeleri için gösteri yapıyorlardı. Orada bir küçük çocuğun taşıdığı pankartı hatırlıyor musunuz? “NO TURKEY” yazıyordu üstünde. Cazibemiz böyle. Muhacirlerimiz de galiba ensara gelen muhacirler değildi.

YORUMLAR (5)
5 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.