İngiltere’de de Trump-giller kazandı
''Donald Trump gibi biri, nasıl oldu da, 250 yıllık temel ilkelere sahip bir ülkede -ABD’de- halktan, hem de tam iki kez, başkanlığa seçilecek kadar oy alabildi?” hayretini yaşayanlardansanız, sizleri ilk anayasalı ülke unvanına 1215 yılından beri sahip İngiltere’de büyük bir sürpriz bekliyor…
Az buçuk okumuş yazmış İngilizlerin yıllardan beri alay konusu bir politikacı olan Nigel Farage’ın, birkaç başka partide dolaştıktan sonra yuvalandığı Reform Partisi, 7 Mayıs’ta yapılan yerel seçimlerde, ülkenin yerleşik iki partisini geride bıraktı.
Muhafazakar Parti de, İşçi Partisi de geleneksel olarak ellerinde tuttukları yerleri Farage’ın Reform’una kaptırdılar…
İngiltere seçmenleri, Trump’ı Beyaz Saray’a taşıyan Amerikan seçmenleri gibi, ilk genel seçimde Farege’ı başbakan yapabilir…
Muhafazakar Parti, 2010 yılından 2022 yılına kadar, birbiri ardına gelip giden kısa süreli -birinin ömrü sadece 49 gün sürmüş- beş başbakanla ülkeyi yönetmişti.
“Yeter” diyen seçmen, 2024’te oylarını İşçi Partisi’ne aktararak daha sol bir iktidarı denemek istedi.
İşçi Partili başbakan Keir Starmer’in dönemi tam bir hayal kırıklığı…
Beklenen refah şöyle dursun, temel göstergeler daha da bozuldu ve uluslararası ilişkilerde sol bir partiden beklenebilecek politikalardan da uzak durdu Starmer…
İsrail’in Gazze’de uygulamalarına bir türlü ‘soykırım’ diyemeyen Starmer, en sonunda, o da tabanın baskıları üzerine, Netanyahu’nun ülkesine gelmesi halinde tutuklanacağını söyleyebilmişti.
ABD’nin İsrail’in peşine takılmasıyla başlayan İran savaşı konusunda da ikircikli açıklamaları oldu Starmer’in; Trump’ın savaşa katılması yolundaki davetlerine, ancak neden sonra, “Hayır” cevabı verebildi.
İngiliz gazetelerini -yalnız İşçi Partisi’ne olumlu yaklaşan Guardian’ı değil muhalif Daily Telegraph’ı da- takip ettiğim için biliyorum, Starmer politikalarının meydana getirdiği rahatsızlıklar uzun bir liste tutuyor…
İşçi Partisi, bu yerel seçim sonuçlarını değerlendirerek, Starmer’dan koltuğunu boşaltmasını herhalde talep edecektir.
Kan tazelenmezse, İşçi Partisi’nin ilk genel seçimde benzer bir akıbete uğraması kuvvetle muhtemel çünkü.
İki partili İngiliz demokrasisi, bu gidişle üçüncü bir partinin -Reform- iktidarına uyanabilecek…
Nigel Farage’ın da başbakanlığına…
Trump ABD’de ne ise İngiltere’de Farange aynen o…
Farage Trump’a yakınlığını hiç saklamadı; Trump’ın seçim kampanyalarına ABD’ye giderek destek çıktığı gibi, seçildiğinin öğrenildiği akşam -5 Kasım 2024- Mar-a-Lago malikanesindeki kutlama partisinin onur konuklarından biriydi…
Steve Bannon, Elon Musk ve Trump ekürisi diğer isimler, kimi İngiltere’ye kadar zahmet ederek, Farage irtibatlarını sergilediler…
Farage için Musk bir ‘kahraman’…
Söylentiye göre, Musk, ilk seçimde iktidara gelmesi için Reform’a 100 milyon Dolar bağışta bulunmaya hazırlanıyor…
Para seven biri Farage. Seçim kampanyalarına yapılan bağışların bir bölümünü şahsı için harcadığı iddialarına daha önce de muhatap olmuştu. 2024 yılında, kripto-para ticareti yapan birinin 25 milyon Sterlinglik bağışının ne olduğu sorularına cevaptan kaçınmakta Farage. Aynı kişi, geçen yıl da Reform’a 12 milyon Sterling katkıda bulundu.
Gönderilen paraların, yapılan yardımların hesabını vermesi istendiğinde, onların kişisel korunması için yapılan harcamalar olduğunu açıklamakta.
İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkması ile sonuçlanan Brexit referandumunda, çıkma tezini en sıkı savunanlardandı Farage. O da çevre ve iklim değişikliği konularını önemsiz buluyor, uluslararası kuruluşların yerel kurumların üstünde tutulmasına karşı çıkıyor ve göçmenlere -hatta birkaç nesildir İngiltere’de yaşayanların bazılarına da- kapıyı göstermek niyetinde.
Reform’a gelene kadar birkaç başka parti denemesinde bulunmuştu Farage; her birinde yol arkadaşı olarak seçtikleri, genellikle ‘aşırı sağcı’ bilinen, İslamofobik tipler…
Peki, ne oldu da Reform yerel seçimden birinci parti çıkabildi?
Daha çok, rakibi olan partilerin halktan kopuk hale gelmelerini istismardan çekinmeyen popülist propagandalarla…
İngiltere gibi ‘demokrasinin beşiği’ bilinen bir ülkede de, demokrasi Aşil topuğundan vurulacağa benziyor…
Zaaflar kullanılarak halkın aldatılmasının demokrasilerde mümkün olabildiği ABD ve İngiltere’de apaçık görüldü.
Yerleşik partiler geleneksel seçmen tabanlarını sadece parti sadakati kavramını kullanarak tutabileceklerini sanıyorlardı; bunun pek mümkün olmadığı ortada.
Demokrasi her derde deva bir sistem değil; iyi niyetler kötüye de kullanılabiliyor. Churchill’in, “Demokrasi kötü bir yönetim biçimi, ama bugüne kadar denenenler daha kötüydü” diye özetlenebilecek eleştirel görüşünün gerçek anlamını İngilizler yeni yeni anlıyorlar…
Biz ise bunu zaten biliyorduk…
