AB’nin mi bize, bizim mi AB’ye ihtiyacımız var?
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri uzun süredir buzdolabında. Böyle olmasında AB’nin kusuru, eksikliği ve hatta kötü niyeti vardır. Ama sonuçta müzakere sürecinin bile Türkiye’yi ekonomik ve siyasi açıdan ne kadar büyüttüğünü ve itibar kazandırdığını hatırlayacak olursak Avrupa’nın hatalarına takılıp kalmak anlamsızlaşıyor. AB üyeliği, bizim için gerekli, faydalı ve Ankara Kriterleri’yle asla ikame edilemeyecek bir imkandır. Nitekim, ilişkilerin buzdolabında olmasına rağmen Türkiye’nin ihracatının yarıya yakını hala Euro bölgesiyledir. AB, ekonomi açısından vazgeçilmezdir. Hukuki, siyasi açıdan veya insan hakları yahut hayat kalitesi açısından ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu ise söylemeye gerek yoktur.
AB ile ilişkilerin yavaşlamasını fırsat bilip, bu fırsatı değerlendirerek iyice hukuk ve demokrasi kriterlerinden uzaklaştıktan sonra geldiğimiz nokta ortadadır. Hukuk, şeffaflık, ifade hürriyeti ve hesap verebilirlik listelerinin tamamında en kötü yerleri kendimize ayırdık. Yanımıza da demokrasinin d’sinden bihaber Afrika ülkeleriyle Çin, Rusya, Kuzey Kore ve Azerbaycan gibi memleketleri aldık.
Ekonomi; yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve yüksek faize mahkum. Milli paramızın değeri baş aşağı gidiyor. Gençlerimiz geleceklerini yurt dışında arıyor, pasaportumuzun itibarı sürekli düşüyor. “AB ile müzakere eden ülke” vasfını unuttuktan sonra Türkiye bütün ana ünitelerde gerilemeye başladı, bütün uluslararası listelerde en tatsız sıralara demir attı. En önemlisi de yabancı sermaye ve yatırımlar… AB’den uzaklaştığımız her bir yıl yabancı sermaye girişi azaldı ve sonunda eksi bilanço vermeye başladık. Kara para ve gri liste faciaları da hayatımıza böyle girdi.
İlişkilerin zayıflamasında tek suçlu Türkiye değil ama böyle olmasını biz de istedik. Avrupa’nın demokrasi, hukuk ve insan hakları baskısından kurtulmak iktidarın işine geldi. İlişkilerin zayıflaması için elinden geleni yaptı ve içeride de bilinçli olarak AB karşıtlığını körüklemekten geri durmadı. “AB artık bitti” sloganı Trump’tan önce buralarda atılıyordu. Gerçek öyle olmadığı halde… AB sadece 500 milyonluk nüfusuyla hala dünya ekonomisinin yüzde 22’den fazlasına hükmediyor. ABD’nin payı yüzde 14,7, Çin’in payı ise yüzde 17.6’dır. Avrupa Birliği ayrıca, ABD’nin afra tafrasına eyvallah demeden şimdi kendi ordusunu kurmaya hazırlanıyor.
Artık nadiren AB’den bahis açan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Günü için bir mesaj yayınladı ve mesajı en azından hala ortaklık fikrini koruduğu için iyi sayılır.
Şöyle dedi: “Küresel etkileri hissedilen savaşlar, siyasi krizler ve ekonomik zorluklar Avrupa Birliği’nin daha kapsayıcı ve birleştirici politikalar izlemesini zaruri hale getirmiştir.
Avrupa Birliği’ne aday ülke olan Türkiye, bu sürecin asli ve vazgeçilmez unsuru olmaya devam etmektedir. Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin hak ettiği yeri almadığı bir Avrupa mimarisinin eksik kalacağı, krizleri yönetme kapasitesinde zafiyet yaşayacağı açıktır. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye ihtiyacı, Türkiye’nin Birliğe olan ihtiyacından daha fazladır… Türkiye olarak, ahde vefa ilkesi temelinde tam üyelik perspektifiyle AB’yle ilişkilerimizi kazan-kazan anlayışıyla ilerletme iradesine sahibiz…. Vatandaşlarımız başta olmak üzere, Avrupa halklarının Avrupa Günü’nü tebrik ediyorum.”
AB, ihtiyaç duyduğu bütün ülkeleri, küçük büyük demeden birliğe üye yaparken, Türkiye’ye neden hala ihtiyaç duymadıklarını anlamak zorundayız. Erdoğan, en azından AB’nin bize ihtiyacı olduğu konusunda haklı ama Türkiye’nin AB kriterlerinden geri gidişini kabul etmeden bu haklılığın faydası olmaz.
Kimin kime ihtiyacı olduğu önemli değil. Önemli olan AB’den alacağımızı tahsil etmeyi daha fazla geciktirmemektir.
Yeniden müzakere süreci için atılacak her adım Türkiye için etkisi en hızlı hissedilecek yatırımdır. Deneyip görmüştük, tekrar deneyelim yeniden görelim.
