Silkeleme harekâtı
Önümüzdeki seçimlerde Erdoğan’ın tekrar aday olacağından şüphem yok. Meclis’te DEM’in oylarıyla seçim tarihi birkaç ay öne alınır ve Erdoğan anayasaya göre aday olur.
Zaten CB sisteminin mimarlarından Prof. Şükrü Karatepe, TV ekranlarında ifade etmişti:
“Tayyip Erdoğan için yapılan bir düzenlemedir diyorlar. Kim güçlü ise işaret gösterir de yapılır. 82 anayasası Kenan Evren için yapıldı ve herkes kullandı. Bugün Tayyip Bey istiyorum dedi ve yaptırdı.” (26 Ocak 2017)
Seçimleri Meclis kararıyla birkaç ay öne alarak Cumhurbaşkanı’na bir kez daha aday olma yolu, böyle bir mühendislikle CB sistemine konulmuştu.
DEM Parti oy verir mi? Verir… DEM’in derdi demokrasi ve hukuk değil.
Bugün, MHP’nin her sorundan daha fazla ilgi ve destek verdiği “süreç”te, Erdoğan’ın ağırdan almasının da zihnindeki seçim takvimiyle ilgili olduğunu düşünüyorum.
Fakat bu defa ekonomik sebeplerle Erdoğan’ın sandıktan çıkması hiç kolay gözükmüyor. Bu yüzden çok sıkı tutuyor, iki kollu bir strateji uyguluyor. Bir yargı eliyle… İki transferlerle…
YARGI ELİYLE
Türkiye’de yargı, kabaca son on yılda; üç defa kanun, bir defa KHK çıkarılarak yeniden kadrolaştırıldı. Daha 2014 Haziran’ında TCK 277. Madde değiştirilerek soruşturma aşamasında yargıya emir ve talimat vermek suç olmaktan çıkarıldı…
Anayasa Mahkemesi, 10 Nisan 2014 tarihli kararında, o zamanki HSYK seçimleri için “tek kişinin tek adaya oy vermesi” usulünün evrensel normlara daha uygun olduğunu belirttiği halde, iktidar “liste usulü”nü kanunlaştırdı ve Bakanlığın desteklediği liste HSYK’ya seçildi.
İhraç edilen FETÖ’cü hakimler yerine, sınav barajı 70’ten 50’ye indirilerek ve “mülakat” yoluyla çok sayıda hakim ve savcı atandı.
CB isteminde ise HSK, tamamen Cumhurbaşkanı’nın ve Meclis grubunun belirlediği üyelerden oluşmaktadır.
Bugün kampanya halinde sadece CHP’li belediyelerin üstüne giden yargı böyle oluştu. Venedik Komisyonu gibi iktidarın da sıkışınca başvurduğu yüksek bir hukuk kurumu, bu tabloyu raporlarında defalarca tescil etti.
Sayın Akın Gürlek’in mesleki kariyeri, bu dönemin simgesi niteliğindedir: AYM kararını uygulamayan yargıç, ardından Bakan yardımcısı, ardından İstanbul Başsavcısı, ardından Bakan ve HSK Başkanı.
İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün isimli birinin casusluktan yargılandığını biliyorsunuz. Hayale bile sımayacak çapta, mesnetsiz bir iddia. Ama bu vesileyle Tele 1’e el konuldu, daha dava sonuçlanmadan satışa çıkarılıyor!
İKİNCİ KOL: TRANSFER
Başbakan Erdoğan’a göre bir partiden seçilip başka partiye gitmek “dürüstlüğe” aykırı idi. Şöyle söylüyordu:
“Bir insan bir partinin bayrağı altında seçime giriyorsa ondan sonra o parti ile birlikte hareket eder. Ayrılıyorsa da sadece partiden ayrılmaz. Eğer dürüstse o zaman parlamentodan ayrılır, milletvekilliğinden ayrılır.’’ (17 Aralık 2013)
AK Parti 2002 seçimlerinde yüzde 10 barajı sayesinde 365 vekille iktidara gelmiş, fakat izleyen yıllarda istifalar olmuş, anayasayı değiştirme çoğunluğunu kaybetmişti.
Erdoğan uzun süre transferleri dürüstlüğe aykırı gördü hatta anayasayla engellemeyi savundu.
CB sistemi Meclis’e geldiğinde, teklifte “yedek milletvekilliği” de vardı. Bir partiden seçilen vekil istifa ederse başka partiye gidemeyecek, vekilliği düşecek, yerine yedekten seçilen kişi Meclis’e girecekti…
Böyle bir düzenlemenin çok kötü olaylara sebebiyet verebileceği düşünülerek 27 Aralık 2016 günlü oturumda reddedilmişti.
BUGÜN GÜÇLÜ…
Ama bugün Erdoğan güçlüdür. 1946’dan beri hiçbir iktidarın elinde bu kadar yetki ve güç toplanmamıştı. Ana muhalefeti hem yargı eliyle hem transferlerle “silkeliyor.”
Dün “ırkçı, faşist” dediği CHP’li Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal’ı partisine aldı. Burcu Köksal, kendisinden önce transfer olan Mehmet Ali Çelebi’ye “fesli deli Kadir’in yol arkadaşlarının yolunu seçtin” demişti…
Transferler listesi de söylenmiş sözler listesi de uzun…
Özü şu: Türkiye’de siyaset fikir, program, prensip yarışı olmaktan çoktan çıktı. Güç oyununa döndü.
Sorunlar da bu yüzden çözülemiyor zaten.
