Geriye bir çözüm süreci daha kaldı
Türkiye temel meselelerini bihakkın çözebilen bir ülke olamadı. Hele bu meseleler siyasi, ideolojik veya etnik unsurlar içeriyorsa… Yılların, on yılların zihinlerde büyüttüğü bagajlar, tarafların birbirine karşı bilenmesi ve iktidarların da risk almak yerine meseleleri geçiştirmesi, ülkenin sırtına taşınması zor yükler bindirdikçe bindirdi.
Elbette hiçbir problem çözülemedi değil. Mesela başörtüsü yasağı AK Parti iktidarlarında önce gevşedi sonra bir mesele olmaktan çıkarıldı. Yani, devletin vatandaşına bir giyim tarzını norm olarak dayatması ve buna boyun eğmeyenin eğitim, istihdam ve sosyal görünürlük hakkını kısıtlaması gibi bu çağda düşünülmesi akıl almaz bir uygulama ortadan kalktı. Ancak, bunun yerine laik hayat tarzına yönelik negatif ayrımcılık ikame edildi. Bir mesele çözüldü ama o meselenin ana başlığı olan bütün inançlara, bütün hayat tarzlarına ve kıyafet tercihlerine yönelik eşitlik prensibi sağlanamadı.
Birini düzeltirken diğerini bozmak, herkese aynı anda huzur vermemek en güçlü geleneğimiz, ne yazık ki.
Bugün yeni ve çok önemli bir meseleyi çözmek istikametinde büyük mesafe kat etmiş durumdayız: Kürt meselesi…
Meclis çözüm sürecinin en önemli aşaması olan kanunu onayladı. Yakında PKK’nın tümüyle silah bırakması ve dağdaki PKK’lıların ülkeye gelerek infaz indirimi ve erteleme imkanlarından istifade ederek hayata karışma aşaması başlayacak. Bu kesinlikle çok önemli bir eşiktir ve Türkiye’nin hayrınadır. Eğer süreç planlandığı gibi ilerlerse herkes için bundan daha acısız, daha kabul edilebilir ve daha kolay bir çözüm modeli düşünülemezdi. Böylesine derin, kanlı ve acılı bir tarihin ardından hem iktidar hem de muhalefetin büyük kısmı ve bilhassa DEM’in iştirakiyle kabul edilen çözüm çerçevesi yılların tecrübesine yakışır kapsayıcılıktadır.
Çatışma çözümleri hiç kolay olmaz ve Türkiye üçüncü denemede de olsa bunu başardı.
Çözüm sürecini başlatan MHP lideri Bahçeli’yle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisi ağır baskılar altındayken soğukkanlılığını kaybetmeden ülke menfaatini düşünen Yeni Parti lideri Özel ile haksız yere hapse atılmasına rağmen yine aynı hassasiyeti gösteren Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu bu tarihi süreçte doğru yerde durdu. Aynı şekilde Davutoğlu, Babacan ve Arıkan da çözümün parçası olmaktan imtina etmeyerek sorumlu liderlik gösterdiler, süreci kesinlikle kolaylaştırdılar.
Umarız çözüm süreci aksamadan devam eder ve Türkiye büyük bir beladan, büyük bir problemden ve vatandaşları arasında ayrımcılık yapan bir ülke olmaktan kurtulur.
Tam bu nokta, bir meseleyi çözerken yerine daha büyük bir mesele koymak geleneğine itirazı hak ediyor. Türkiye, Kürt meselesini elbirliğiyle çözerken o elbirliğinin en büyük parçası olan muhalefetin ağır baskı altında olması kabul edilemez. Demokratik muhalefet yasak, baskı ve hapis cenderesine mahkum haldeyken gerçek barış ortamından söz edilemez. Bir kesim nefes almaya başlarken çok daha geniş kesimlerin oksijeni kesilemez.
Kürt meselesinde geldiğimiz umut verici halin devamı da zaten herkesin birlikte aynı özgür havayı soluması ve herkesin birden aynı seviyede demokratik haklara sahip olması ve mutlaka adil siyasi yarışa tabi olmasıyla mümkündür. Aksi takdirde süreç sadece bu yüzden bile tıkanabilir. Zira, herkese demokrasi yoksa aslında kimseye de yok demektir.
Türklerin ve Kürtlerin kardeşliğini güçlendirmenin yolu sadece kanundan değil, bütün ülkenin kendisini huzur içinde hissedeceği bir zemini tesis etmekten geçiyor. Sürecin önündeki tek risk de artık muhalefetten esirgenen demokrasidir. Başta İmamoğlu ve Demirtaş olmak üzere bütün siyasi tutuklular ile düşünce suçluları serbest kalmalıdır. Türkiye bir barışa ulaşırken yerine başka bir kavga koymadan yürümeyi başarabilmelidir.
