Tarihi oy karışık zihinler

Pazartesi günü TBMM tarihi bir oturumda tarihi bir oyla ülke tarihinde Avrupa Birliği reformlarının geçtiği sürece benzer büyük bir adıma imza attı. Sebeplerinden, muhtemel sonuçlarından bağımsız olarak 10 Ağustos, Meclis tarihine geçen bir gün oldu. 467 milletvekilinin terörün sona ermesi için, muhtemelen çoğunun içinde kopan fırtınalara rağmen, risk alarak oy kullanmış olması hiç de küçümsenmeyecek bir tutum.

Bugüne kadar terörün sona ermemesinden belli oranda da haklı gerekçelerle devleti, merkezi yönetimi sorumlu tutanlar açısından denge geri dönülmesi zor şekilde değişti. Bugün itibarıyla şimdiye kadar devleti eleştirenler açısından da baskının net bir şekilde PKK üzerinde kurulması gerekiyor. PKK’nın bu kadar büyük bir siyasal duruş karşısında gecikme, uzatma, ayak sürüme imkânı yok. Böylesi zor bir karar Meclis’ten geçmişken bireysel talepler, sekter itirazlar ve jeopolitik bahanelerle silah bırakmamakta direnmek örgütün Kürt toplumundan büyük oranda kopuşu ve son şansını da yakması anlamına gelir.

Yarım asra yaklaşan terör sarmalının toplumun tüm kesimlerine ödettiği bedeller sonrasında Meclis’ten geçen düzenlemeye tepkiler gelmesi olağan. Asıl bu kadar tartışmalı yasada tepki olmaması garip olurdu. Eğer hiç tepki gelmeyecek bir konu olsa idi neden bu kadar yıl sorun çözülemedi ki zaten? İtirazları ve eleştirilere yaklaşımı tek bir paranteze indirgemek de doğru değil.

Birincisi tepkileri hafife almak, eleştiren herkesi faşistlikle suçlamak demokrasinin doğasına da aykırı, PKK terörü gerçeğine de. On yıllardır şehit haberleri karşısında gözyaşı dökmüş bir toplum psikolojisi duruyor. Devletin kurulurken icat ettiği “sadece Türk sadece seküler” paradigmasında rolü olmayıp terörün maliyetine katlanmak zorunda olan milyonlar var. On yıllar boyunca karşılıklı milliyetçilik ilave nefretleri büyüttü. Bunda mevcut iktidarın da büyük katkısı var. “Ama montaj ama şu ama bu…” gibi siyasi propaganda tarihine geçen nefret tohumları üzerinden siyaset yapıp, Kürt siyaseti ile temas edenleri bölücülük suçlaması ile hapse atıp bugün insanları Çerçeve Yasa’ya tepki göstermekle suçlamak adil değil. Kitlesel duyguların ve kabullerin siyasilerin stratejileri ya da jeopolitiğin dayatmaları kadar kıvrak olmamasına kızmak boşuna. Ancak bu zemin yasanın, sürecin, amacın doğru ve meşru olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Özellikle Kürt aydınların kendileri için bekledikleri haklı empatinin zekatını karşı tarafa göstermemeleri de makul değil. Bugüne kadar yapılan haksızlıklar, devletin genlerine işleyen Kürt fobisi çözüm zamanı geldiğinde toplumda yılların biriktirdiği tortuyu yekten mahkûm etmeyi meşrulaştırmıyor.

PanoramaTR’nin iki yıldır sürecin gidişatına ve atılacak muhtemel adımlara dair araştırmalarında üç ana mesaj görülüyor. Birincisi kamuoyu ekonomik kriz, siyasi kutuplaşma, kimlik tartışmalarına rağmen sürece hep yüzde 50’nin üzerinde destek verdi. Öyle ki bu destek Temmuz ayında yüzde 60’ın üzerine çıkmıştı. Tüm problemlere rağmen farklılıkları bir kenara bırakıp süreci sahiplenmek çok önemli bir veri. İkincisi, sürecin yumuşak karnı PKK’ya olan güvensizlik. PKK’nın silah bırakacağını düşünenlerin oranı üçte biri geçmedi. Şimdi durumun ne olacağını Eylül araştırmasında göreceğiz. Son unsur ise muhtemel düzenlemelere dair. Selahattin Demirtaş’ın serbest kalması ve kayyumlara son verilmesi gibi adımlar görece karşılık bulurken PKK’lılara af benzeri bir yasal düzenlemeye destek ise hep yüzde 10 civarında kaldı. Siyaset en baştaki desteği kendisine kaldıraç yapıp çözüm için inisiyatif aldı.

Bu hassas dengede referandum talebinin popülizmden öte bir anlamı yok. Akademik kelimelerle süslenmesi ülkenin geleceğinin kitlesel tepkilere kurban edilmesi talebini örtmüyor. Başta başkanlık sistemine geçilen 2017 referandumu olmak üzere onlarca örnek kitlesel duygu manipülasyonunun tüm topluma nasıl maliyet çıkarabileceğini gösteriyor. Kaldı ki temel insan hakları ve terörün sona ermesi için atılacak adımların referandum konusu olup olamayacağı da ayrı tartışma konusu.

Özgür Özel Genel Kurul’daki tutumu ile herkesi tatmin etmesi zor olan bir tercih yaptı. Konuşması, evet ya da hayır tercihinin ötesinde güçlü bir kurguya sahipti. Ekrem İmamoğlu’nun zamanlaması ve içeriği Özel ile koordine edildiği anlaşılan açıklaması da Yeni Parti’nin temel istikameti açısından önemli idi.

Özel yönetiminin o mahallenin gazetecisinden akademisyenine kadar aydınlarından daha ileride olduğunu bir kere daha gördük. Yeni Parti’nin en büyük talihsizliği başarmaya çalıştığı dönüşüme arka çıkan, bunun için elini taşın altına koyan bir aydın kesime sahip olmaması.

Bu eksikliğin temel sebebi beyaz aydınların kendilerine mahsus bir zihin dünyasında yaşıyor olmaları. AK Parti’nin iktidar hikayesinin başında metin yazarlarından partinin ideologlarına kadar siyasetçiliği ile değil akademik ve entelektüel birikimi ile maruf on ismi tek seferde saymak mümkündü. Bu isimler daha iktidara gelmeden devletteki benzer görüşteki bürokratlarla geleceğe dair yol haritaları çiziyordu. Yeni Parti yönetimi bu anlamda neredeyse tek başına bir çaba içinde. Buna siyasi elitlerin de bu alanı kendilerine münhasır görmeleri bir ölçüde eklenebilir. Nihayetinde kitleselleşme ve toplumun değerleri ile ortaklaşma konusunda Yeni Parti’den çok daha geride bir düşünce iklimi partiyi de etkisi altına alıyor.

İkinci sorun 2023 sürecinde Memleket Partisi’ni bir anda yüzde 10’a taşıyan dinamik. Türkiye’de 28 Şubat’ta askere arka çıkmış, AK Parti iktidarına “bunlar 25 sene sonra otokrat olacaklar” diye değil (kendileri bile bu noktaya geleceklerini düşünmezdi) sırf muhafazakârlar diye itiraz etmiş, Abdullah Gül’e sadece eşinin başörtüsü yüzünden karşı çıkıp meydanları doldurmuş, 15 Temmuz’da “hadi bizim çocuklar” diye heyecanlanıp FETÖ çıkınca hayal kırıklığı yaşamış, bugün de Çerçeve Yasa’ya itiraz eden çok tutarlı ve ısrarlı bir damar var. O damar 367 garabeti ile başörtüsü meselesini ötelemeyi başardı ama sonucu değiştirmedi. Pazartesi günü de nefesleri Çerçeve Yasayı engellemeye yetmedi. Yeni Parti’deki hayırcı vekiller büyük oranda bu çizginin temsilcileri. Aslında İYİ Parti’de, Zafer ya da Memleket partisinde olması gereken bu isimler bir yanda bu partiler gibi siyaset yapmak ama diğer yanda kitlesel bir parti içinde oy almak ve iktidar olmak niyetindeler. Özel’in en zor sınavı ülkenin tüm kritik kavşaklarında yanlış yerde durmayı başarmış bu kesimi yönetmek olacak gibi görünüyor.

Sürece itirazın anlaşılabilecek bir kalkış noktası Çerçeve Yasa ile oluşacak koalisyonun Erdoğan’ın bir oyunu olması ve onun tekrar seçilmesine hizmet etme ihtimali. Bunu bir risk olarak gören muhalif kesimlerin ıskaladığı ise asıl Kürt seçmeni sadece Erdoğan ile ittifak yapabileceğine inandırmanın ve iktidarın kutuplaşma kurgusuna uygun hareket etmenin bu riski büyütüyor olması. Kaldı ki uzun vadede terörün bitmesinin demokratik standartları genişletme ihtimali daha yüksek.

On yıllarca süren terörün ve Kürt meselesinin ideal ve yekpâre bir çıkış formülü yok. Kusurlu ya da eksik çözümü reddettiğinizde yerine ideal bir yol değil çözümsüzlük öneriyorsunuz. Meclis Çerçeve Yasayı kabul ederek devasa bir sorunda hayati bir eşiği aşmak için büyük bir adım attı.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.