Savaşmak güzel de…

Teknoloji geliştikçe ABD başta olmak üzere pek çok devlete savaşmak diplomasiden, yumuşak güç kullanmaktan daha cazip geliyor. Özellikle de muhatabınız sizden daha güçsüzse, minimum insani ve dolayısıyla siyasi maliyetle istek ve beklentilerinizi dayatabiliyorsunuz. İran’a olduğu gibi seyir füzelerinizle, güdümlü bombalarınızla, radarda görünmez uçaklarınızla aklınıza estiğinde saldırabiliyorsunuz.

Coğrafi uzaklığınız sizi karşı saldırıdan koruyor. Olsa olsa üslerinize ev sahipliği yapanlar, askerlerinize kapılarını açanlar Körfez’de olduğu gibi karşı saldırılardan, caydırıcı ve cezalandırıcı hamlelerden nasibini alıyor. Onların tesisleri, otelleri, ekonomileri zarar görüyor. Gerçi bazen Kuveyt’teki gibi dost ateşiyle ya da Irak’taki gibi kazayla zarar gördüğünüz de oluyor.

Ama açtığınız savaşın maliyetine genelde başkaları katlanıyor. Yine de savaşlar mali ve siyasi açıdan hiç külfetsiz olmuyor. Silah, uçak ve yazılım şirketleri servetlerine servet katarken savaşın bedelini birileri bir şekilde mutlaka ödüyor. Mesela Pentagon verilerine göre savaşın ilk haftası Amerikalı vergi mükelleflerine 11.3 milyar dolar ek külfet getirmiş. İsrailler için de farklı olduğunu söylemek zor.

Ne de olsa İran’da ilkokul vurup 168 çocuğun ölümüne neden olan Tomahawk füzelerini şirketler hayır olsun diye üretmiyor. Ama eğer Lockeed Martini 150 bin dolarlık ucuz, sürümü bol seyir füzelerinden yaparsa gelecekte “Epic Fury” benzeri operasyonların yükünün hafifleyeceği, Amerika’nın daha az külfete katlanarak daha çok insan öldürme, daha çok düzen değiştirme, belki de daha çok toprak kazanma imkanına kavuşacağı söyleniyor.

Bir de Venezuela’dan petrol taşıdığı gerekçesiyle el koydukları tankerler için ucuz çıkış yolu bulabilseler, Trump ve yönetimi çok daha rahat hareket edecek, kaşının altında gözün var diyerek istediği yere müdahale edip tankerlerine, petrollerine el koyacak. Fakat yönetimi mahkemeleri, en azından şimdilik rahat bırakmıyor, el koydukları petrolleri sattırmıyor. New York Times’ın yazdığına göre Asya’ya 1.8 milyon varil petrolü taşıyan bir tankere 10 Aralık’ta el koyan Amerika geminin sadece bakımı için şimdiden 47 milyon dolar harcamış.

Petrolü satabilse 135 milyon dolar eline geçecekmiş ama el koyma işlemi hukuki olmadığı için satamıyormuş. Tanker demirlendiği yerde Amerikalılara günde 15 bin dolara, ayda 450 bin dolara mal oluyormuş. El konan ve Trump’ın vatansever Amerikalılara vurgun olarak duyurduğu diğer tankerlerin durumu da benzermiş. Zaten bir süre sonra tanker avlama ve limana çekme işlemine son vermişler. Ama eminim bir yolunu bulurlarsa yine başlatırlar.

Doğal olarak Amerikalı dostlarımızın savaşa açarken hesaba katmadıkları tek sorunu maliyet yüksekliği değil. İran’da rejimi mümkünse devirmek istiyorlar ancak sonuçlarına hazırlar mı meçhul. Çünkü merkezi yönetimin çökmesi aynı zamanda “Şii terörizminin” de yükselmesi anlamına gelebilir. İnancı ve davası uğruna hayatını feda etmeye hazır binlerce insan ve onlarca örgüt bir anda siyasi dizginlerden kopup intikam almaya başlayabilir.

Belki farkında değiller ama 28 Şubat’ta sadece İran’ın dini liderini öldürmekle kalmadılar, Şii dünyasının rehberini de hedef aldılar. Terörün yeniden küresel nitelik kazanıp bir kez daha ana arterlere saldırmaması için bu savaşın kontrollü bir şekilde bitirilmesi, Trump Yönetiminin Netanyahu’ya daha fazla itibar bahşetmeden eski planına sadık kalması, yeterince yıpratılan İran’ın tek parça halinde durmasının sağlanması gerek. Amerika’nın bile İran’da müzakere yeteneğine, ülkesi ve vekilleri üstünde otoriteye sahip bir rejime ihtiyacı var.

Hürmüz Boğazı’nın açılması, dünya ekonomisinin 1973 krizinden daha büyük bir sarsıntıyla karşılaşmaması isteniyorsa da savaş bir an önce bitirilmeli. Uluslararası Enerji Ajansı üyesi 32 ülkenin elbirliğiyle stratejik stoklarının bir kısmını piyasaya sürmesi de, Amerika’nın Rusya ambargosunu hafifletmesi de çareden çok çaresizliğin ispatı niteliğinde. Katar’ın gaz üretimini durdurması sadece bu piyasayı değil gübre üretimini de ciddi bir şekilde etkilemeye aday.

Öte yandan mülteciden özellikle de Müslüman olanından çok korkan Avrupa için de benzeri geçerli. İran dağılır da insanları kaçacak yer aramaya başlarlarsa tüm yükü Türkiye’nin kaldıracağını varsaymamalılar. Artık otonom bir politika oluşturma zamanları geldi. Amerika’nın peşine takılarak, Trump’ı yatıştırmaya çalışarak bir yere varmaları imkânsız. Almanya’nın, Fransa’nın ve tabii ki komşumuz Yunanistan’ın biraz İspanya’ya bakıp ders almasında, ilkeli olmasında yarar var.

Türkiye’nin ise kendisinin başlatmadığı ve sürmesinden çıkar ummadığı bu savaşın dışında kalmak için elinden geleni yapması şart. Bizim ne NATO’dan çıkmamız ne Amerika ile bozuşmamız ne de İran’la savaşmamız gerekiyor. Hiçbiri arasında seçim yapmak zorunda değiliz. Ben günün birinde İran bilinçli bir saldırı gerçekleştirecek olursa, bunu da Akdeniz’de konuşlu gemilerden atılan uzun menzilli füzeler engellemezse, engelleyemezse, bizim sistemlerimiz de yetersiz kalırsa orantısal olalım, müttefiklerimize de neden diye soralım derim...

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.