Tanrı’dan otorite çalıyorlar
Sovyetler, Doğu Bloku, Komünizm, Bolşevik İhtilali, Marksizm, Leninizm gibi kelimeler ve kavramlar kapanmış bir dosyanın kullanımdan kaldırılmış içerikleri gibi görünebilir.
1989’da karaya oturdu ve bitti. Artık konuşulacak bir şeyi kalmadı.
Çok doğru bir yaklaşım sayılmaz. En azından tarihi değeri var.
Tarih değdiğimiz şeyin de bir değeri olması lazım.
Geçmişte neler olup bittiğini bilince eksilmezsiniz. Ayrıca geçmişten ibret de alabilirsiniz.
İbret alınca ne olur? İşim rast mı gider?
Bunun garantisi yok. Çok iyi tarih bildiğin ve bildiklerinden sürekli ibret aldığın halde işin rast gitmeyebilir.
Ama ibret almış bir insan ibret almamış bir insandan daha fazla insandır.
Yazarımız Taha Akyol’un son yıllarda yazdığı ve merkezinde ‘Güçler ayrılığı’ kavramı olan kitapların çoğunu okudum.
“Dünyayı Bölen Devrim”i de okudum. (Doğa Kitap.)
Evet, kapanmış bir dosya sayılırdı ‘Dünyayı Bölen Devrim.’
Ama hayatımızda bir yeri vardı.
Çocukluk ve gençlik yıllarımızda gündemimizin bir tarafında mutlaka ‘devrim’ vardı.
Etrafımızda sayısız anti-komünist.
Bir de doğal ortamlarda karşılaştığımız solcu, Marksist akranlarımız.
Bir de memleket sathında kavgalar. Bir kısmı devrim yapmak için bir kısmı da devrime mâni olmak için birbiriyle dövüşen genç insanlar.
Türkiye’deki ve dünyadaki solcu şairleri, solcu romancıları, öykücüleri okuyorduk, Marksist felsefe ve tarihe dair tek tük teori kitapları da okuyorduk, ilkel komün, feodalite, burjuvazi sonunda insanlığın ulaşacağı ideal, komünizm. İnsanlığın kaderini yazmışlardı sanki. Bunlardan az çok haberdardık. Ama Bolşevik ihtilali nasıl oldu, hangi aşamalardan geçti, Çar’ı nasıl devirdiler, kendi içlerinde birbirleriyle nasıl mücadele ettiler pek bilmiyorduk.
Burada birinci tekil şahsa döneyim. Ben bilmiyordum.
Taha Bey ana hatlarıyla tek bir kitapta toplamış. Öyleyse iyi bir fırsat. Oku, öğren.
Ben de öyle yaptım.
Bizim aslında Bolşeviklere uzaktan sempatimiz vardır.
Bu, bir ideolojik yakınlık ifade etmez. Şöyle bir şeydir.
Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın tarafında girmişiz.
Çarlık Rusya’sı Doğu Anadolu’nun ve Karadeniz’in önemli bir kısmını işgal etmiş. İşgal etmeye de devam edecekler. Böyle bir aşamada, 1917’de Bolşevik İhtilali olmuş. Ruslar savaştan çıkmışlar, işgal ettikleri Anadolu topraklarından çekilmişler, böylece bizim Doğu Anadolu’muz ve Karadeniz’imiz kurtulmuş.
Sonra doğu sınırımızı sıkı sıkıya kilitlemişiz. Sınırın ötesine pek bakmamışız.
Bir ara Stalin toprak talebinde bulunmuş ama biz Batı Bloku’na ve NATO’ya intisap ederek sınırlarımızı muhafaza etmişiz.
Bu arada neler oldu Rusya’da?
Taha Akyol’un Dünyayı Bölen Devrim’i işte bunları anlatıyor.
Önsözünde “Rusya her zaman dikkatimi çekti” diyor Akyol, “Bu hem Osmanlı-Rus savaşlarından hem de anti-komünist olmamdan gelir.”
Benim kitapta bir tür hesaplaşma havası görmemin arka planında Taha Bey’in bu beyanının yani anti-komünist olmasının tesiri olmuştur diye düşünüyorum.
Kitap ‘Dünyayı Bölen Devrim’in karakter analizine 16. Yüzyılda hüküm süren ‘Korkunç’ lakaplı Rus Çarı İvan ve Osmanlı’nın her nedense ‘deli’ lakabı taktığı 17-18. Yüzyılda Rusya’yı yeniden kuran Büyük Petro dönemlerinden başlıyor.
‘Rus despotizminin ilk teorisyeni’ Peresveto Korkunç İvan’ı şöyle öğütlüyor:
“Eğer hükümdar tahtında nazik ve çekingen ise hükümdarlığı zayıflar ve şanı azalır. Eğer hükümdar tahtında korkutucu ve bilge ise o zaman krallığı büyür ve şanı her ülkede yankılanır. Eğer insanlar büyük bir korku içinde tutulmazlarsa asla yasalara uymazlar.”
“İnsanları korku içinde tutmak.”
Bütün despotların prensibi.
Bu çizgi Lenin’de devam ediyor.
“Rus tarihçi (Tibor Szamuely) Rusça’daki atasözlerini hatırlatır: Gökte Tanrı yerde çar, Tek Tanrı Tik Hükümdar, Tanrı’nın iradesi Çar’ın adaleti… Sadece Tanrı ve Çar bilir. Ruhlarımız Tanrı’nın bedenlerimiz Çar’ındır.”
“Bu otokrasi tasvirinde Tanrı yerine Marksizm-Leninizm dogmatizmini çar yerine de “Komünist Partisi Birince Sekreteri’ni, Lenin Yoldaş’ı veya Stalin Yoldaş’ı koyduğumuzda otokratik devamlılık hem de artık büsbütün totaliter hale gelmiş olarak açıkça görülür.”
Dikkat çekici.
Bütün totalitarizmlerin tarihi birbirine benziyor.
Bütün tiranlar Tanrı’nın koltuğuna oturmaya çalışıyor.
Bu kitap bağlamında söylersek, komünist bile olsalar… Tanrı’dan otorite çalıyorlar.
