Back To Top
Bir uzay festivalinin ardından

Bir uzay festivalinin ardından

 - Son Güncelleme: 12.08.2019 Pazartesi 10:40
- A +

En büyük iki hobimden birisi uzaya giden astronotların maceralarını dinlemek, diğeri ise ya bir dağ başında, ya da bir çöl ortasında şehir ışıklarından uzakta yıldızları ve ‘yıldızlı semalardaki haşmet’i izlemek ve gece gökyüzü fotoğrafları çekmek. Bu yıl 10.su düzenlenen uzay festivali SpaceFestX geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Arizona eyaletinin Tucson şehrinde gerçekleştirildi. Bu festivali benim için özel kılan tarafı ise 20 den fazla astronotu bir arada bulabilmem ve hepsiyle teker teker tanışıp hatıralarını dinleme fırsatı elde etmem. Hal böyle olunca, Los Angeles’tan arabayla yaklaşık 10 saat süren bir yolculuktan sonra Tucson şehrine geldim.

Diğer yandan geçen haftanın en önemli olayı Türkiye Uzay Ajansı’nın yönetim kurulunun belirlenmiş olması ve üyelerin tamamının etkin, yetkin ve ehil kişilerden seçilmiş olması memnuniyet verici bir durum. Festivali Türkiye Uzay Ajansı perspektifinden de izleyip yapılan çalışmaları ve astronotların tecrübelerinden Türkiye Uzay Ajansı’nın misyonunun neler olabileceği açısından kendi çapımda fikir yürütme fırsatı da buldum.

NASA astronotlarının yanında, Festivale ilk defa bir Rus  kozmonot da davet edilmişti. Ancak Rus misafirin uzay tecrübesi herkesi döver cinstendi. Şimdiye kadar hep NASA astronotlarıyla tanışmış olmamdan dolayı Rus bir kozmonotla ilk defa tanışma fırsatı buldum. Rus kozmonot Gennady Ivanovich Padalka toplamda 878 gün 11 saat 30 dakika yani 2 yıldan çok daha uzun bir süre uzayda kaldı. 6 kez uzaya gidip geldi. 10 kez ve 38 saat uzay yürüyüşü yaptı. NASA’da bu kadar uzun süre uzayda kalan hiç kimse yok. Bu sebeple kendisiyle tanışmaktan onur duydum.

19-08/11/ekran-resmi-2019-08-11-232050.png

Festivale astronotların yanında uzay fotoğrafçıları, uzay tarihçileri, ressamlar, uzay misyonlarına logo tasarlayanlar, NASA’nın başka gezegenlere gönderdiği uzay araçları projesinde çalışan bilim insanları, yazarlar, sanatçılar, bilim insanları, film yapımcıları ve oyuncuları da davet edilmişti. Sanat eserleri, fotoğrafçılar ve ressamlar için bir galeri de vardı ve orada sanat eserlerinin sergi ve satışı yapılıyordu.

Kendi açımdan en önemli gördüğüm konuşmalardan birisi ise sanatı bilim için bir alet olarak kullanmak ve özellikle filmlerle bilimi desteklemek üzerineydi. Rusya’nın NASA’ ya göre çok daha başarılı uçuşları ve uzayda daha uzun süre kalmış kozmonotları olmasına rağmen NASA’nın Dünya çapında bilinirliği daha fazla. Bunun nedenlerinden birisi de bilim-kurgu filmlerinde uzay konusunun işlenmesi ve NASA çalışanlarının da bu filmlerde rol alması. İşte Türkiye Uzay Ajansı’nın en önemli görevlerinden birisi de uzay misyonları daha gerçekleşmeden yıllarca önce filmlerinin yapılması ve bununla hem gelecekte kendileri için çalışacak bilim insanlarına daha küçükken ilham vermek ve iyi yetiştirmelerini sağlamak. Tanıştığım astronotların ve bilim insanlarının çoğunun Star Trek dizisinden etkilendiklerini ve bu sayede önce bilim insanı sonra astronot olduklarını defalarca duydum.

Türkiye Uzay Ajansı’nın zaten geç kalınmış bir proje olduğu aşikâr. Yetişmiş mühendis, bilim adamı ve teknik ekip bulmak hayli zor. Uzun yıllar hizmet edecek bir kurumun iyi eğitilmiş, işinin ehli bir kadroya ihtiyacı var. Uzay misyonları ise çok uzun süren ve çok sabır gerektiren bir çalışma. Meselâ NASA’nın Satürn’ün uydularından Titan’a göndereceği Drone Helikopter projesinin yapımı 5 yıl, Titan’a varması 8 yıl sürecek. Yani bir misyonun başlaması için 13 yıl lazım. Ve bu helikopter Titan’ın yoğun atmosferinde uçarak bilimsel araştırma yapması sadece 3 yıl sürecek. Çünkü kendisine bir nükleer reaktör yerleştirilecek ve bu reaktör 3 yıl boyunca elektrik ihtiyacını karşılayacak. Yaklaşık 15 yıllık bir projede sürekli aynı kişiler çalışamaz. Kimisinin emekliliği gelecek, kimisi istifa edip başka işlerde çalışacak. Hal böyle olunca sürekli yeni insanlara ihtiyaç olacak. Bunu da en fazla filmlerde ve dizilerde yer alarak yeni nesli bilimle iç içe büyümelerinin sağlanması ve bilimsel düşünce ve metotların daha küçüklükten beyinlere programlanması gerekiyor.

NASA astronotlarında gördüğüm ve çok takdir ettiğim başka bir durum ise en zor ve uzun bilimsel mevzuları ilkokul çocuklarının bile anlayabileceği basitlikte anlatmaları. O kadar ilginç analojiler yapıyorlar ki hem küçükler hem de her şeyi bildiğini zanneden büyükler çok şey öğreniyorlar. Türkiye Uzay Ajansı çalışanlarında da toplum önünde konuşmak ve en zor bilimsel mevzuları çok basit anlatabilme kabiliyetinde olmaları da gerekiyor.

Uzak mesafelere gönderilecek uzay misyonlarında en önemli konulardan birisi de şüphesiz yazılım desteği. Eğer en başarılı bilgisayar mühendislerini ve programcılarını işe alsanız bile, eğer yapay zekâyı göz ardı etmişseniz hiçbir işte başarı ve hızı yakalayamazsınız. Son 3 aydır Amerikan Donanmasına ait bir devlet kurumuna yapay zekâ desteği veriyorum. Yüzlerce bilgisayar mühendisi ve programcısı almışlar fakat yapay zekâ konusundan hiç haberleri yok. Böyle olunca yazdıkları programlar hem çok zaman alıyor hemde yapay zekâ ve makine öğrenmesi ile birkaç saniyede yapılabilecek işleri aylarca hatta yıllarca bitiremiyorlar. Bazı projelerde 4 bin satır kod gördüm. Bu kodları yapay zekâ ile önce 100 satıra sonra 5 satıra kadar indirdim. 4 bin satırlık kod da aynı işi yapıyor, benim yazdığım 5 satırlık kod da aynı işi yapıyor. Bu sayede bütün birimlerde yapay zekâya geçme kararı alındı ve yeni işe alınacak kişilerde yapay zekâ ve makine öğrenmesi bilmesi şartı getirildi. Böylelikle iş ve kod tekrarının önüne geçilecek ve kaynakların en verimli şekilde kullanılması sağlanacak. Bu durumda Türkiye Uzay Ajansı’nın herşeyden önce yapay zekâ konusunda bütün personelini eğitmesi ve rutin işleri yapay zekâya bırakması ve insanların zamanını daha üst düzey işlere ayırmasını sağlaması gerekiyor. Teknoloji devi Microsoft bile kendisi için çalışan 15 bin bilgisayar mühendisi ve programcısına yapay zekâ eğitimi almalarını şart koştu. Hatta bu konuda Los Angeles’ta bulunan ve yapay zekâ eğitimi veren bir kurum ile anlaştı. Microsoft’un hemen ardından Amazon’da aynı kararı aldı ve çalışanlarına yapay zekâ eğitimi aldırıyor.

Türkiye Uzay Ajansı’da uzak mesafelere göndereceği misyonları tamamen yapay zekâ ile donatması gerekiyor. Değilse zaten 60 sene geriden başlamış olduğu yarışta ileri gitmesi ve öncü olması beklenemez. Bu vesileyle yeni atanan yönetim kuruluna başarılar diliyorum.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Thales 12 Ağustos 2019 12:20
Uzay çalışmaları çok yüksek maliyetli ve ileri teknoloji gerektiren çalışmalar. Daha ilk 500e üniversite sokamayan, arge ekosistemi çok zayıf, teknoloji üretemeyen, küresel marka çıkaramayan, kişi başı geliri 10.000 dolarda çakılı kalmış Türkiye'nin kaynakları tek başına uzay çalışmaları yapmaya yeterli değil. Türkiye'den çok daha iyi durumda olan İspanya, Almanya gibi ülkeler bile tek başına uzay çalışması yapamıyor. Türkiye Uzay Ajansı, ancak ESA'ya üye olursa anlamlı şeyler yapabilir.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2019 04:48
Bilgilendirme için teşekkürler. Sizin yazılarınızı okuyunca huzur buluyorum. Yapay zekayı öğrenmeye başlamak için nereden başlamak gerekiyor. Öncelikleri paylaşırsanız sevinirim. Teşekkürler.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN