İtibar operasyonlarının yükselişi
Bir zamanlar şöhretin bedeli, kişinin itibarına yönelik saldırılara katlanmaktı. Ancak bugün bu saldırılar sıradan hayatın da bir tehlikesi haline geldi. Kaybedecek itibarı olan herkes hedef alınabilir. İnternette varlık gösteriyorsanız, itibarınıza verilen zarar gerçeğin kendisinden çok daha uzağa ve çok daha hızlı yayılabilir. Sıradan kötü tanıtım faaliyetleri ya da taciz, özgüveninizi zedeleyebilir veya canınızı sıkabilir. Ancak itibarınızı yok etmeyi amaçlayan, teknolojinin imkânlarıyla güçlendirilmiş bir kampanyanın hedefi olursanız çok daha fazlasını kaybedebilirsiniz.
İtibar operasyonları dünyasına hoş geldiniz. Bunlar, bir hedefin güvenilirliğini aşındırmak ve onu sosyal ve mesleki çevresinden yalıtmak amacıyla yanlış ya da kötü niyetle seçilip düzenlenmiş bilgilerin stratejik biçimde yaygınlaştırılmasına dayanan kasıtlı girişimlerdir. Bir itibar operasyonunun amacı, bir kişinin başka bir kişiye güvenmemesini sağlamak değildir. Temel hedef, güvenilirliğin, erişimin ve etkinin değişim aracı olduğu ağlar genelinde hedef alınan kişinin itibarını değiştirmektir. Bu operasyonların başarılı olması, mağdurun iş arkadaşlarının ona karşı daha temkinli davranması, arkadaşlarının mesafe koyması ve işverenlerinin şüpheye kapılması anlamına gelebilir. İtibar toplumsal bir olgudur; onu yok etme süreci de öyledir.
İtibar operasyonlarında, sosyal medyanın yükselişinden çok önce tehdit oluşturan Sovyet ve Rus dezenformasyon ve psikolojik harekâtlarının bazı yöntemleri kullanılıyor. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin yürüttüğü Enfeksiyon Operasyonu (Operation Infektion) adlı dezenformasyon kampanyasında, ABD’ye ve kurumlarına duyulan güveni sarsmak için sahte haberlerden yararlanıldı. 1980’lerde KGB, AIDS virüsünün ABD tarafından gizlice üretildiği ve ardından hastalığın sorumluluğunun Afrikalılara yüklendiği yönünde asılsız bir iddiayı yaydı. Bütün bunlar, Amerika’nın güvenilir bir güç olarak imajını zedeleme ve ülke içinde ırksal bölünmeleri körükleme çabasının parçasıydı.
2014’ten itibaren Rusya’nın İnternet Araştırma Ajansı, bu teknikleri sosyal medyaya taşıdı. Bu kez amaç, Amerikalıların birbirlerini, siyasi liderlerini ve kurumlarını nasıl algıladıklarını etkilemek ve nihayetinde 2016 ABD başkanlık seçimlerine müdahale etmekti. Bu psikolojik operasyonlar, yanlış bilgi yaymanın çok ötesine geçti. Sahte Amerikan kimlikleri ve hesapları oluşturmak, siyasi kutuplaşmayı körükleyen içerikler paylaşmak, reklam satın almak, çevrim içi gruplar örgütlemek ve mitingler düzenlemek yoluyla insanların algılarını, tutumlarını ve davranışlarını şekillendirmeyi hedefledi.
Bugün itibar operasyonlarında da benzer bir manipülasyon biçimi kullanılıyor. Daha geçen yıl, anonim sosyal medya hesaplarından oluşan bir ağ, Mississippi Üniversitesinde (Ole Miss) öğrenim gören 18 yaşındaki bir öğrenci hakkında ortaya atılan asılsız bir cinsel söylentiyi yaygınlaştırmak için harekete geçirildi. Genç kadının trajik hikâyesi, yalnızca birileri öyle istediği için sıradan herhangi bir insanın da bir anda kamuoyunun gündemine taşınabileceğini gösteriyor.
İtibar savaşı elbette yeni bir olgu değil. Güçlü kurumlar saldırıya uğradıklarında misilleme amacıyla karalama kampanyalarına başvurabiliyor. Krala meydan okuyorsanız, hedefi ıskalasınız bile bunun sonuçlarına hazırlıklı olmalısınız. Sinéad O’Connor, Katolik din adamlarının çocuklara yönelik istismarını gündeme getirmeye çalıştığında, kendi ailesinde yaşadığı istismar deneyimini Prince’in “Nothing Compares 2 U” şarkısının yürek burkan yorumuna da yansıtmıştı. Ancak bu çıkışı nedeniyle ağır eleştirilere ve aşağılamalara maruz kaldı. Boston Globe gazetesinin muhabirlerinin sorunun boyutlarını ve Kilise’nin kurumsal örtbas mekanizmasını ortaya çıkarması için bir on yıl daha geçmesi gerekecekti.
O’Connor, 1990’larda uluslararası çapta tanınan büyük bir yıldızdı ve MTV döneminin en ikonik müzik videolarından birinin yüzüydü. Bugün ise benzer itibar kayıpları sıradan insanların da başına geliyor. Büyük sosyal medya hesapları ile anonim, geçici hesaplar arasında dolaşan ve içerikleri giderek daha geniş kitlelere ulaştıran koordineli kampanyalar, geçmişte yalnızca ünlülerin karşı karşıya kaldığı ölçekte sonuçlar doğurabiliyor.
İtibar operasyonları her zaman bir gösteri yaratır, ancak bunun için mutlaka çok sayıda izleyici gerekmez. Bu operasyonlar çevrim dışı ortamlarda da gerçekleşebilir. Idaho Üniversitesinde görev yapan siyah hukuk profesörü Shaakirrah Sanders, ırksal önyargılara ilişkin kaygılarını dile getirdikten sonra hukuk fakültesinin yöneticileri, öğretim üyelerine Sanders’ın davranışlarının “profesyonellikten uzak, aşağılayıcı ve potansiyel olarak dürüstlükten yoksun” olduğunu bildirdi. Sanders’ın meslektaşlarına “iftira attığını” ileri sürdüler ve ardından kendisi hakkında şikâyetlerde bulunulmasını teşvik ettiler. Bir dekanın diğerine yaptığı espride kullandığı ifade ise şöyleydi: “Yönetim karşı saldırıya geçiyor!”
Yönetim daha sonra Sanders’ın öğretim üyeleri ve öğrenciler nezdindeki itibarını zayıflatmayı amaçlayan bu itibar aşındırma girişimlerini daha da ileri taşıdı. Sanders’a öğretmek istemediği dersler verildi, ders değerlendirmeleri aleyhine olacak şekilde özetlendi ve kadrolu öğretim üyeliğine geçişi için yapılan oylamada kendisine karşı oy kullanıldı. Bir federal yargıç, daha sonra bu eylemleri misilleme olarak nitelendirdi. Dava, 750 bin dolarlık uzlaşmayla sonuçlandı.
İtibar, kişinin istihdamını, gelirini, sosyal ve mesleki ağlarını ve kurumlara erişimini etkileyen bir sosyal sermaye biçimidir. Bir kişinin güvenilirliğini yok etmek bazen yalnızca rahatsız edici bir çevrim içi trolün işidir. Ancak kimi zaman bu, yanlış davranışlarla suçlananların hesaplı bir savunma hamlesidir. Kanıtları çürütemeyenler, suçlamayı yapan kişinin güvenilirliğini sarsmaya çalışır. Bazı durumlarda ise itibar operasyonları, dikkat ve nüfuz elde etme rekabetinde kullanılan bir araca dönüşür.
İtibar operasyonları çözülmesi güç bir sorun oluşturuyor. Çünkü yanlış bilgi kullanılsa bile kişinin toplumsal konumunun telafisi mümkün olmayacak ölçüde zarar görebileceğini gösteriyor. “Devam eden etki” (continued influence effect) üzerine yapılan araştırmalar, yanlış bilginin çürütüldükten sonra bile düşüncelerimizi şekillendirmeyi sürdürebildiğini ortaya koyuyor. 2026 yılında yayımlanan bir araştırma ise bir bilginin tekrarlanmasının, tek başına bile onun doğru olduğuna ilişkin algıyı güçlendirdiğini gösteriyor.
Sahte haberleri ayırt etmeye ve internette gördüğümüz bir şeyin gerçekten doğru olup olmadığını sorgulamaya artık daha fazla alışmış olsak da itibar operasyonları daha incelikli bir sorun yaratıyor. Dolaşıma sokulan bilgi bizi bilgilendirmek için mi yayılıyor, yoksa daha tehlikeli bir amaçla, bizim ve çevremizdeki ağlarda yer alan diğer insanların başka bir kişiye nasıl davranacağını değiştirmek için mi kullanılıyor?
İtibar kaybını telafi etmek güç, yanlış bilgiyi düzeltmek ise zor olduğundan, itibar operasyonları hedef aldıkları kişilere büyük zarar veriyor. Manipülasyon ve yalanlar açığa çıktığında bunlar kampanyayı düzenleyenlere geri tepebilir. Ancak o noktaya gelindiğinde zarar çoktan verilmiş olur. Bu tür kampanyalar, toplumsal ilişkileri aşındırıyor; dezenformasyon, sahte haberler ve psikolojik harekâtların oluşturduğu daha geniş saldırı dalgası içinde, ortak gerçeklik duygumuzu biraz daha zayıflatıyor.
Carla Norrlöf, Toronto Üniversitesinde Küresel Politik Ekonomi, Finans ve Güvenlik alanlarında seçkin profesör olarak görev yapmaktadır.
©Project Syndicate
