Fon işinde nereye kadar gidilir?
Günlerdir fonla yatıp fonla kalkıyoruz ama bu konuda siyasi iradenin ne yönde tecelli edeceği ve dolayısıyla adli soruşturmanın hangi noktaya kadar ilerleyeceğini bilen yok. Açık konuşalım, buradaki belirsizlik olaya adı karışan kişilerin siyasi kimliklerinden kaynaklanıyor. İktidar camiasına mensup bu kişilerin ezici çoğunluğu. Fon dolandırıcıları arasında muhalif kesime mensup kimse olmadığı için fonculara nasıl davranılacağı tahmin edilemiyor.
Muhalifseniz sabaha karşı evinizden alınıp kelepçelenerek adliyeye götürülüyorsunuz. Ev ve iş yerinizde aramalar yapılıyor, bilgisayarınıza ve cep telefonunuza el konuluyor. Sonra da kaçmanız ve delilleri karartmanız ihtimali olduğu ileri sürülerek tutuklanıp cezaevini boyluyorsunuz. Orada aylarca hakkınızda iddianame hazırlanıp dava açılmasını bekliyorsunuz. Suçunuz bir belediyede görev yapmak da olabilir, yalnızca tweet atmak da olabilir. Fark etmiyor.
Öbür taraftan, eğer iktidara mensupsanız hangi suçu işlerseniz işleyin yukarıdaki muameleyi görmeniz imkansız gibi. En azından şimdiye kadar böyle bir şey görmedik. Söz gelimi, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile eşinin adı fon vurgununa karıştı. 10 sene önce belediye bursuyla ABD’ye doktora yapmaya giden eski bakan bir düzenbazlık fonuna 363 milyon lira yatırıp birkaç ay sonra -operasyondan hemen önce- 2 milyar küsur lira çekip çıkmıştı.
Yeni Parti tarafından kamuoyuna duyurulan bu skandal yargı makamlarını uzun süre harekete geçiremedi. Lekelenmeme hakkına sahip olan Betül Sayan ve eşi on gün boyunca ifadeye bile çağrılmadı. Nihayet ısrarlı çağrılar üzerine savcılıkla görüşmeye davet edildiler. Şafak vakti evleri basılarak elleri kelepçelenip getirilecek değildiler tabii! Evleri belli, adresleri belliydi. Davet telefonu alınca kalkıp gittiler, ifade verdiler. Bunun karşılığında adliye binasındaki görüntüleri gazetelerde veya sosyal medyada çıkmasın diye her türlü tedbir alındı. Çiftimizin adliye binasına ne gelişlerini gören oldu ne gidişlerini.
İktidarın fon meselesini nasıl ele alacağı sorusunun cevabı Betül Sayan’ın hikayesinde gizli olmalı.
Unutmayın: Bu çetenin bir kısmı Türkiye’nin finansal denetim kurumlarında görev yapan, bir kısmı borsa ayağında faaliyet gösteren mensupları belirli bir siyasi muhitin de mensupları aynı zamanda. Ya iktidar partisinin üst kademelerinde ya da iktidarın bürokrasi ayağının tepelerinde yer alan insanlardan oluşuyor bu yapı. Aralarında hiç yabancı yok nerdeyse.
Kirli ilişkilerin doğurduğu zehir bünyeyi öylesine sarmış durumda ki kötü hastalığın insanın bütün iç organlarını sarmasında olduğu gibi ümitsiz bir tablo çıkmış bulunuyor ortaya.
Şimdi bu tabloda fon vurgununa karışan kişileri görevden almak, yargılamak, cezalandırmak zor. Hem de çok zor. Çünkü bunu yaptığınızda partinizin ve hükümetinizin birtakım mensuplarınca oluşturulan şeytani bir dolandırıcılık organizasyonunun yıllar boyunca gözünüzün önünde işlerini yürüttüğünü kabul etmiş olacaksınız.
Fark etmedim deseniz olmaz. Fark ettim ama durduramadım deseniz hiç olmaz. Ne yapabilirsiniz bu durumda? Seçenekleriniz belli: Olayı unutturmak, üstünü örtmek, daha cazip konuların gölgesinde kalmasını sağlamak, suçu başkalarının üstüne atmak, örneğin dış güçleri sorumlu tutmak…
Aslında bu yolların her biri denendi veya deneniyor. Ancak hiçbirinin başarı şansı, yani inandırıcılığı yok. Zira problem şu ki mevzubahis hadise devasa boyutlarıyla ve apaçık bir şekilde karşımızda duruyor. Gizlenmesi, gözden kaçırılması, aslında orada olmadığının iddia edilmesi mümkün değil. Manzara balçıkla sıvanmıyor. Böyle bir tabloda şunu yapsanız olmaz, bunu yapsanız olmaz. İşin içinden çıkılacak gibi görünmüyor. Şaşkınlığın sebebi bu. Kararsızlığın sebebi bu. Her kafadan ayrı bir ses çıkmasının sebebi bu.
Neticede iktidar baktı ki öyle yapsa olmuyor, böyle yapsa yine olmuyor. Öyleyse hiçbir şey yapmamak tek seçenek. Ne var ki hiçbir şey yapmıyorum da diyemiyor, sorun çözüldü diyor. Yani en yanlış yolu tercih ediyor.
Oysa halihazırda ne sayıları 450 binden fazla olduğu söylenen mağdurların sorunu çözüldü ne de devleti ahtapot gibi sardığı görülen çete bütün unsurlarıyla açığa çıkarıldı. Siyasette ve bürokraside bunlara yol gösteren, kapalı kapıları açan, yıllarca koruyup kollayan sorumlulardan bahseden bile yok.
Millet bunların hepsini görüyor herhalde. Görülmemesi mümkün mü? Buna rağmen, kalkıp sorunun çözüldüğünü söylemek vatandaşın içini rahatlatır mı dersiniz?
Adalete güvenini güçlendirir mi? İktidara desteğini arttırır mı?
