AK Parti'nin AK Parti ile yüzleşmesi

Mehmet Ocaktan

AK Parti bugüne kadar toplumla sahici bağlar kurmuş ve hala ülkenin umudu olan tek parti. Birileri bu cümleyi siyasal bir aidiyet cümlesi olarak değerlendirebilir. Elbette AK Parti benim için önemli ama bu cümle kesinlikle o anlamda bir cümle değil.

Bu cümleyi şu andaki Türkiye'nin siyasi realitesinin en somut göstergesi olarak söylüyorum. Bu ifadenin doğru olmadığına inanan varsa aksini ispat etmek durumundadır. Yani şunu demek istiyorum; birisi çıkıp diyebilir ki "Bu ifade yanlıştır, çünkü seçmen 7 Haziran seçimlerinde CHP'yi birinci parti yapmıştır ya da MHP'yi. Dolayısıyla AK Parti bu ülkenin umudu olan tek parti değildir."

Peki bu itiraz kanıtlanabilir bir itiraz mıdır?

Hayır... Çünkü resmi seçim sonuçları ortada, buna göre AK Parti 7 Haziran’da CHP ve MHP'nin toplamından daha fazla oy almıştır. Halihazırdaki kamuoyu araştırmaları 1 Kasım seçimlerinde de vaziyetin üç aşağı beş yukarı bundan farklı olmayacağını gösteriyor. Yani AK Parti hala toplumun tek umudu, üstelik oyları da artıyor.

Ama bu durum Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasal kaos halini çözmüyor. Daha açık bir ifadeyle, AK Parti geçmiş yıllarda ulaştığı o coşkulu yükselişi yakalayamadığı için, ülkenin ufkundaki siyasi istikrar umudu da sanki giderek fuluğlaşıyor.

Peki, istikrarsızlık halinin her geçen gün kalıcı hale gelmeye başladığı bu ortamdan Türkiye nasıl bir çıkış yolu bulabilir?

Hiç kuşkusuz istikrarlı bir dönemi yakalamanın da, kutuplaşmayı azaltmanın da tek çaresi yine siyaset marifetiyle bulunacaktır. Bu çerçevede muhalefet partilerinin sorumluluğu elbette önemlidir ama en çok sorumluluk hala iktidarın tek adresi olan AK Parti’nin üzerindedir.

Bunun için de AK Parti’nin, 7 Haziran’da iktidardan düşme durumunu doğal kabul edip, vaziyeti bir takım 'üst akıl' masallarına havale etmeden amasız, fakatsız kendisine eleştirel bakabilmeyi öğrenmesi gerekir. Çünkü uzun yıllar iktidarda kalan siyasi partilerin en büyük problemi, zamanla iktidarlara musallat olan yozlaşmaların üzerine giderek güçlü bir özeleştiri mekanizmasını geliştirmek yerine kolaycılığa kaçarak sorunun daha da derinleşmesine yol açmalarıdır. Bunu yapamadığınız taktirde, çoğu zaman haklı olduğunuz durumlarda bile haksız konuma düşebilirsiniz.

Evet AK Parti'nin 13 yıllık iktidarı boyunca onu alt etmekten umudunu kesen, bu yüzden de her türlü saldırıyı mubah gören hatırı sayılır bir çoğunluk, bir bakıma kendiliğinden ittifak oluşturmuş durumda. Dolayısıyla hayalleri yıkılan kesimlerin AK Parti'ye sempati beslemesini ve de adil davranmasını beklemek mümkün değildir. Hele de Türkiye gibi demokratik olgunluğu henüz yakalayamamış ülkelerde düzeyli bir muhalefet beklemek doğrusu biraz hayal kurmak gibi bir şeydir.

Önemli olan AK Parti'nin bilinçli bir gerilim stratejisi uygulayan kesimlere nasıl bir demokratik olgunlukta yaklaşacağıdır. Çünkü bugüne kadar demokratik bir iddiası olan tek parti AK Parti'dir, 13 yıllık iktidar geçmişi bunun en önemli kanıtıdır. Ama maalesef özellikle son iki yılda muarızlarının gerilim tuzağına düşen bu parti yanlışlarıyla yüzleşerek yeni bir dinamizm sağlamak yerine, kendi geçmişiyle bile örtüşmeyen savrulmalar yaşıyor. Daha da dramatik olanı, son dönemde etrafında kümelenen bir takım 'yanlış üretme adacıkları'nın sergilediği kaba siyaset dili bu parti için hazin bir görüntü sergilemektedir.

Hiçbir komplekse kapılmadan herkesin söylemesi gereken bir gerçek var; bu ülkede en esaslı demokratikleşme adımları AK Parti tarafından atılmıştır, vesayet sistemi bu iktidar tarafından geriletilmiş, Kürt sorunuyla yüzleşme ve hakların iadesi bu dönemde gerçekleştirilmiş, çete-mafya karanlığı yine AK Parti iktidarınca bitirilmiştir.

Ancak son dönemde siyasetteki kalite kaybıyla birlikte, siyasi partilerin etrafında kümelenen 'vur de vuralım' zihniyeti, bir taraftan toplumdaki makuliyet dilini çürütürken, bir taraftan da yaygın bir endişe ortamı oluşturuyor. Son günlerde özellikle medyada neredeyse göze göz, dişe diş düzeyinde yaşanan düşünce çapulculuğu gerçekten üzücüdür.

Mesela gazetelere karşı yapılan bazı fiili saldırılar, Star gazetesi sahibinin aracının kurşunlanması, Ahmet Hakan'a yapılan saldırı demokrasimiz adına bir talihsizliktir ama aynı zamanda düşünce düzeyindeki çapulculuğun hangi boyutlarda olduğunun da en hazin göstergesidir. Daha da üzücü olan bunların AK Parti döneminde yapılmış olmasıdır. Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bütün bu olaylarla ilgili en sert tepkiyi göstermesi kararlı bir duruştur ve devlet ciddiyetinin önemli bir göstergesidir. Bundan sonra AK Parti iktidarına yakışan, halihazırda ortaya çıkan figüranların arkasındaki karanlık yüzlerin kamuoyuna deşifre edilmesidir. Eğer bu kirlilik konusunda daha radikal bir duruş sergileyemezse, 13 yıllık yenilmişliğin ezikliği ile zaman zaman Tayyip Erdoğan’a, zaman zaman da Ahmet Davutoğlu’na karşı nefret rüzgarı estirmekte bir beis görmeyen çevreler, halihazırda yaşadığımız tüm olumsuzlukları AK Parti’nin hanesine yazmaktan çekinmeyeceklerdir. İşte tam da bu yüzden Başbakan Davutoğlu'nun işi 7 Haziran öncesine göre daha zor... Hele de AK Parti adına racon kesen, gelip geçici bir yandaşlık adına Erdoğan üzerinden nüfuz ticareti yapmaktan bile çekinmeyen medya kabadayıları fütursuzca ortalarda dolaşırken daha da zordur.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.