Demokrasi tarihsel bir tekamülün sonucu mudur?

Mehmet Ocaktan

Tarihin tecrübeler arşivine yakından baktığımızda, insanlığın sürekli bir yönetim modeli arayışı içinde olduğunu görürüz. Avcı-toplayıcı dönemden tarım toplumuna geçişte insanlar önce yiyecek ve erzakları için mekanlar yapmaya başlamışlar, kendileri için barınaklar kurmuşlar ve sonra da birlikte yaşamanın kurallarını oluşturmaya başlamışlardır. İşte zamanı bölümleyen tarım devrimi, bilimsel ve bilişsel devrim bugünle ve geçmişle bağlantı kurmamızı sağlarken, aynı zamanda karmaşık yönetim modellerini de ortaya çıkarmıştır.

***

Yüzyıllar içinde bu tekamülün sonucunda farklı kültür ve coğrafyalarda küçük şehir devletleri ortaya çıkmış ve doğal olarak kültürel havzalara göre farklı yönetim modelleri oluşmuştur.

İslam’ın ilk dönemlerinde Hz. Peygamber’in bizzat hayata geçirdiği yönetim anlayışı da bir şehir devleti modelidir. Esas itibariyle peygamberin İslami manada ortaya koyduğu siyaset, Allah, insan, toplum ve tabiat arasında kurulan ontolojik bir tasavvura dayanmakta, siyaset de bu bütünsel yapı içinde anlam kazanmaktadır. Ve biliyoruz ki gerçek hakimiyet sahibi kainatı ve insanı yaratan Allah’tır. Ancak idari yetki anlamında bu hakimiyetin kullanımı ümmete aittir. Yani Allah peygamberleri vasıtasıyla insanın ve toplumun inşası konusunda temel ilkeleri belirlemiş ve fiiliyatta bu ilkelerin nasıl ve ne tür araçlarla uygulamaya konulacağını insan aklına emanet etmiştir.

Dört halife sonrasında aralarında Emevîler, Abbasîler, Memlükler, Osmanlı ve Babürler gibi geniş bir coğrafyada yaşanan onbeş asırlık tarihi ve siyasi tecrübeye baktığımızda yönetim modellerinin giderek tekamül ettiğini görürüz.

Aynı şekilde Ortaçağ Avrupası’nın düşünce tarihi, kilisenin, hayatın her alanına müdahale etme çabasının hikayesi de bu sürecin bir başka merhalesidir. Bilindiği gibi hayatın değişim tekerleğini durdurmaya çalışan kilise, Rönesans sürecindeki gelişmeleri okumakta yetersiz kaldığı için çatışma çıkmış ve kilisenin otoritesi sorgulanır hale gelmiştir. İşte bu yeni süreç, aynı zamanda modern anlamda demokrasi arayışına da ivme kazandırmıştır.

Ama şu bir gerçek ki hayat hep değişimle kaim olmuş, her dönem kendi kültürel ve siyasi karakterine göre yeni yönetim şekillerini ortaya çıkarmıştır. Mesela Hulefa-i Raşidin döneminde bile her halife, vefatından sonra kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen Haz. Peygamberin uygulamalarını aynen tekrarlamak yerine farklı yönetim tarzları sergilemişlerdir. Çünkü devlet yönetimi tamamen idari ve siyasi bir tasarruftur ve farklı olması da doğaldır.

Değerli düşünür Muhammed Abid el-Cabiri “Felsefi mirasımız ve Biz” adlı eserinde İslam uygarlığının büyük filozofu Farabi’nin metafizik, din, siyaset ve toplumla ilgili görüşlerini irdelerken halifelerin, peygamberin şeriatını muhafaza etmekle yükümlü olduklarının altını çiziyor ama onların da dönemlerinin gereği olarak değiştirme ve düzeltme haklarının olduğunu söylüyor.

Cabiri’nin, Farabi’nin “Kitab’ül-Mille” adlı eserinden aldığı şu cümleler değişimin bütün dönemler için nasıl bir zaruret olduğunu göstermesi açısından son derece önemli: “İkinci dereceden reis birincinin (Farabi reis tanımlamasıyla peygamber ve halifeleri kastetmektedir) yaptığını yapar, tayin ettiğini tayin eder ama durum bu kadarla kalmaz, kendi döneminin ihtiyaçlarına uygun olarak birincinin koyduğu şeylerin çoğunu değiştirme hakkı vardır. O önceki reisin yaptığı her şeyi yapabilir. Ayrıca ikinci reis ilk reisin koyduğu kanunların bir çoğunu kendi dönemi için daha uygun gördüğü yeni kanunlarla değiştirebilir. Birinci, ancak kendi zamanına uygun olduğu için o şekilde takdir etmiştir.”

***

Velhasıl, yüzyıllar içinde yaşanan değişimler ve tarihi tecrübeler, günümüzde demokrasiyi insanlığın ortak paydası olarak ortaya çıkarmıştır. Haz. Peygamber ve dört halife dönemindeki uygulamaların değişim çizgisine bile baktığımızda, demokrasinin getirdiği değerlerin İslam’la uyumlu olmadığını söyleyemeyiz. Dolayısıyla “Şura’, “icma” gibi kavramlar üzerinden demokrasi meşrulaştırması yapmak durumunda değiliz. Unutmayalım ki ‘adalet’, ve ‘eşit yönetim’ arayışı Müslümanların en temel sorumluluklarından birisidir. Çünkü güçlü bir adalet savunması sadece Müslümanlar açısından değil, liberal demokrasinin arızalarına karşı insanlığın doğru yola yönlendirilmesi için de hayati bir öneme sahiptir.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (16)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.