Ebâbiller uçar hâlâ...

Mevlana İdris

Kudüs yine …

‘İslam dünyası Mescid-i Aksâ’daki zulme niçin müdahil olmuyor’ sorusu çok soruluyor.

Öncelikle bir İslam dünyası var mı? Varsa devlet anlamında kaç tanesi birbiriyle açık savaş hâlinde?

Kurulan bazı bloklar ve karşı bloklar birbirine karşı neyin savaşını veriyor, neyin ‘cihadını’ yapıyor?

İslam ülkelerinin çok büyük meblağlarla satın aldıkları silahlar ve dolaylı yoldan ödedikleri diğer haraçlar yetmiyormuş gibi, bu silahları birbirine karşı kullanmalarının yarattığı travma;

Ve Suriye’de yıllardır kanayan bir açık yara üzerinden yaşanan kan banyosu ortadayken Kudüs!

Hayır, ne umudum kayıp ne de oradaki zulme kayıtsızım.

Başka türlü bir şey var kahreden.

“Bu gece yatsı namazını müteakip, Mescid-i Aksâ’nın barış elçisi, eski Kudüs Müftüsü ve Mescid-i Aksâ’nın hatibi İkrime Sabri’nin İsrail askerlerince saldırıya uğramasını şiddetle kınıyorum.

Coğrafyamız büyük acılar yaşarken Mescid-i Aksâ ve çevresinde olup bitenler sağduyu sahibi her insanı büyük endişelere sevk etmeye başlamıştır.

İnanıyorum ki, akl-ı selim, sağduyu, itidal ve barış taraftarları Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’u bağrındaa barındıran El-Halil Camisinin başına gelenlerin Mescid-i Aksa’nın başına gelmesine izin vermeyeceklerdir.

El-Halil’in içinde bulunan büyük Peygamberlerle birlikte yıllardır büyük bir hapishaneye dönüştüğünü hiçbir mü’min unutmuş değildir.

Akl-ı selimin bir an önce devreye girmesi en büyük temennimizdir.”

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hocamızın geçtiğimiz hafta yayınladığı mesaj böyleydi. Bu hafta ise bambaşka gelişmelere uyandık.

Akl-ı selimi, akl-ı selimin kendisi için de bekliyoruz vesselam.

Endonezya’da bir gencimizin ayak izleri

İş adamı Alper Kanca, bir baba olarak kızının yaptıklarıyla ilgili duygularını kaleme aldı. Buyrunuz...

“Babalar çocuklarının kendi hayallerini gerçekleştirmesini isterler diye bilinir. Doğrudur.

Ebeveynler kendilerinin başaramadıklarını çocukları elde etsin diye arzularlar.

Belki de sırf bu yüzden bu kadar çok çalışmamız,para kazanma gayretimiz, iyi okullara, kurslara vs. göndermemiz .

Çocuğumun hayalini gerçekleştirmesinin beni endişelendireceği hatta korkutacağı hiç aklıma gelmezdi. Yaz yaklaşıyordu ve üniversite birinci sınıfta okuyan kızımı tatilde faydalı bir şeyler yapması için ikna etmeye çalışıyordum.

İlk konuşmalarımızdan anladığım, muhtemelen okuldaki diğer arkadaşları gibi yine Avrupa veya ABD de bir kurs, öğrenci etkinliği vs. gibi bir şeye ilgi duyacağı idi. Onun yaşında, sosyal çevresindekilerin yapmasını beklediğim bu idi.

Sonra bir pazar sabah kahvaltıda gerçek ile karşılaştım.

“Baba , bu yaz tatilinde bir sosyal sorumluluk projesinde yer almak istiyorum”

İyi bir başlangıçtı. Heyecanlandım.Devam etti.

“Uzakdoğu’ya gitmek istiyorum”

Şaşırdım.

“Uzakdoğu ??”

“Doğu’ Tamam ama ne kadar Uzak” diye espri yapmaya çalıştım.

Cevabı : “Oldukça uzak, hatta Endenozya” diye gelince, içimde ilk ürpertiler başladı.

Orada nasıl bir projede yer alacağını , ne iş yapacağını anlatınca artık bir babanın çocuğunun kendi hayalini gerçekleştirmek isterken nasıl endişelendiğini, farketmiş oldum.

Kızımın yaşında iken annemin, arkadaşlarımın hayretli, korkulu bakışlarına rağmen “Afganistan a gitmek” istediğimi söylerdim.

Bunu da samimi bir şekilde arzulardım, hayal ederdim. Ve beni sevenlerin neden ürktüğünü pek de anlamazdım.

Şartları çetin Afganistan olmadı. Kader beni çok daha rahat edeceğim Viyana’ya sürükledi.

Şimdi karşımda 20 yaşında 50 kilo bile gelmeyen, çelimsiz, el bebek gül bebek yetiştirilmiş bir genç kız var ve iki ay boyunca onbin kilometre ötede, hiç görmediğim bir ülkede yaşamaya gideceğini söylüyordu.

Oraya gidecek ve bir hayır işine destek vermeyi hedefliyordu.

Kızım bana kendi rüyamı gerçekleştireceğini anlatıyordu ve bu beni korkutmuştu.

Hiç çaktırmadım ve son ana kadar onu destekledim, teşvik ettim. Olabilecek her sorunu çözmesi için önerilerde bulundum

Kızım bir haftadır Endonezya’da.

Başkent Jakarta’dan yüzlerce kilometre uzakta insanların yatsıda uyuduğu, sabah ezanı ile uyandığı küçük bir kasabada yaşıyor.

Yetimler yurdunda 6-10 yaş arasında çocuklara İngilizce öğretiyor.

Aradaki binlerce kilometreye rağmen sosyal medya sayesinde anlık beraber oluyoruz.

Nerede, ne yaptığını görüyoruz. Ama en fazla etkileyeni yine de kelimeler yani yazdıkları oluyor.

Geçen gün Instagram’da yayınladığı metin içimdeki endişeleri alevlendirdi ama diğer taraftan da inanılmaz derecede umutlandırdı, mutlu etti.

Şöyle yazmış.

“Bu yetimhanedeki son günümdü ve bugünün dersi ‘hayallerle’ ilgiliydi.

Çocuklara istedikleri her şeyi olabileceklerini söyledim. Ne kadar buna inanmak istesem de kendimi çok suçlu hissediyorum

Çünkü aslında biliyorum ki hayat büyük ihtimalle hiçbir zaman onlara bana davrandığı kadar iyi davranmayacak.

Ailelerinin Imkanları ve ülkelerinin şartları çok kısıtlı... Onların kalpleri ve gülümsemeleri o kadar büyük ve güzel ki; bu hayatta bir gün hayal ettikleri seylere ulaşamayacak olmalarını düşünmek bile beni çok üzüyor.

Bu yetimhanedeki son günümdü. Dersi bitirirken biraz ağladım çünkü hepsi bana sarılmak ve resim çektirmek istediler hatta hepsi defterlerini getirip imzamı ve adımı aldılar.

Bir küçük kız ufak başörtüsünün ucunu imzalattı.

Seni görmenin bile onlar icin çok büyük bir sey oldugunu fark edince insanın kalbi kırılıyor..

Hepsi çok parlak ve nazik ufaklıklar.

Onlara da ayrılırken söylediğim gibi umarım hayatları boyunca hep mutlu olurlar ve bu şekilde gülmeyi hiç unutmazlar.”

Seyahate çıkmadan temizlik, uygun olmayan çevre şartları, lezzetsiz besinler vs. gibi maddi sorunlardan endişe etmiştim.

Bu satırları okuyunca bu zorlu manevi şartlarda nasıl devam edecek diye endişeye kapıldım. Ama birkaç saniye içinde bu geçti ve gözlerimi yaşartacak kadar mutlu oldum.

Yirmi yılı aşkın iş hayatı stresi, tekdüzeliği anlaşılan kendi gençliğimi bana unutturmuş. Sanki güzel hayaller, insani duygular, merhamet, şefkat, dayanışma sadece bizim gençliğimizde vardı ve kayboldu gitti zannediyordum.

Sanki 21. yüzyılda artık bu duygulara hayatında yer alan pek fazla insan yok diye düşünüyordum.

Kızımın sayesinde anladım ki, insanlık dediğimiz o güzel hasletler bütünü ölmemiş ve hangi çağ, devir, yüzyılda olursa olsun gençler yaşadıkça hiç ölmeyecekmiş.

Kızımın hayalleri benimkileri de uyandırdı.” Alper Kanca

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.