Brexit

Mustafa Morgil

İngiltere’de referandumda AB’den ayrılık kararı çıkması, birçok tartışmayı tetikledi. Her şeyden önce bu bir blöf müdür, ya da ciddi bile olsa İngiltere sonradan vazgeçecek midir? Bu soruların yanıtını bilmemiz olanaksız. Zaten AB müktesebatına göre, öyle hem de Birlik’ten çıkılamıyor. Bunun en az iki yıl süresi olduğu konuşuluyor. İngiltere zaten Schengen vize alanına, euro para birliğine girmemiş, AB’nin aykırı çocuğu idi. Fransa’nın eski devlet başkanı De Gaulle, İngiltere’nin AB adaylığını 1963 ve 1967’de “ABD’nin Truva atı olur” diyerek iki kere veto etmişti.

AB uzmanı değilim, ama görünen o ki bu gelişmenin hem Dünya’ya hem Avrupa’ya hem de Türkiye’ye çok şiddetli etkileri olacak.

Dünya açısından en öngörüleni, yerel-milli akımların, küreselleşme karşıtı korunmacı ideolojilerin artık gezegenin en ileri demokrasilerinde bile çok güçlenmiş olması. ABD’de Donald Trump’un başkanlığı zorlaması, daha önceki Çay Partisi (Tea Party) deneyimi, 2005 yılında Fransa ve Hollanda’da AB Anayasası’nın referandumda reddedilmesi… Tüm bunlar bildiğimiz anlamda küreselleşmenin çatırdadığının, ya da çatırdamak demesek bile vites küçülttüğünün habercisi.

Avrupa’ya gelince. İki kere dünya savaşı çıkarmış olan yaşlı kıta üçüncüsüne de neden olmamak için, 2. Dünya Savaşı felaketinden sonra bu işe bir çözüm aramaya başlamıştı. Savaşlara en çok neden olan iki madde kömür ve çeliğin ortak bir otorite tarafından kontrol edilmesi fikri ile doğan Avrupa Kömür ve Çelik Birliği zamanla evrimleşerek bugünkü Avrupa Birliği’nin çekirdeğini oluşturmuştu. Hiç kuşkusuz felaketler dolu bir geçmişin, böyle devam etmemesi için gerekli ve güzel bir adımdı.

Ancak her zaman olduğu gibi Avrupa projesinde de evdeki hesap çarşıya uymamış durumda. Görmezlikten gelinen kültürel ve etnik fay hatları, seçilmişlerin üzerinde adeta bir oligarşi haline gelmiş olan Brüksel bürokrasisi, halk kitlelerinde artık kırılmaya neden olmaya başladı. Bütün bunlara Suriye iç savaşı ile ayyuka çıkmış olan mülteci ve göçmen krizleri de eklenince AB hayali, AB kâbusuna dönüşmüş durumda.

Roma İmparatorluğu da zamanında barbar kavimlerin ve germanların akınları ile çökmüştü. Bakalım tarih tekerrür mü edecek? Göçmenlerin ve mültecilerin akınlarına ek bir de AB’nin adı konulmamış patronu Almanya’nın (germanların torunlarının) aşırı ağırlığı eski kıtayı yine yıkıp, baştan kuracak mı? Anglo Saxon – Fransız – German rekabeti yeniden tarih sahnesine mi çıkıyor? Pek ihtimal vermesek de bu konuda net bir yanıt vermek için henüz çok erken.

Fransa’da aşırı sağcı Front National (Milli Cephe) Partisi’nin lideri Marine Le Pen şimdiden kendi ülkelerinde de bir ayrılık referandumu istediklerini dile getirdi. İngiltere’den sonra Fransa’da çıkarsa, AB dediğimiz şey 3. Roma Germen İmparatorluğu’na döner. Tarih sil baştan o zaman…

Ülkemiz ise olası bir Brexit’ten hem siyasi hem de iktisadi olarak olumsuz etkileneceğe benziyor. Siyasi olarak en bariz etkisi, zaten hiç kimsenin inanmadığı bir hayal olan AB’ye tam üyelik konusunun artık iyice çıkmaza girmesi olacaktır. Zaten Cumhurbaşkanı Sn. Tayyip Erdoğan “gerekirse üyelik başvurusunu referanduma götürürüz” diyerek olası bir Turexit’in sinyalini verdi bile.

Bütün bunlara Türkiye’nin İsrail ve Rusya ile –çok doğru bir kararla- yeniden el sıkışmasını da eklerseniz Türkiye’yi de ilginç günlerin beklediğini görmek zor değil.

İsmet Paşa’nın zamanında Kıbrıs Krizi sırasına Johnson mektubu için söylediği “yeni bir Dünya kurulur, Türkiye de onun içinde yerini alır” sözü her daim geçerlidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.