Asım’ın nesli derken söz vücut buldu

Yıldız Ramazanoğlu

15 Temmuz gecesi karanlıkta yola revan olan gençlerin manevi kökenlerine inmek istiyor insan. Bugüne kadar birçok darbeyi yaşamış olan kuşağımız insanlarının deneyimi şu: Haber duyulduktan hele ki bildiri okunduktan sonra annelerimiz bizim sokağa çıkmamızı yasaklamış ve kapıyı kilitlemişlerdir. Bu sefer nasıl oldu da evden fırlayıp giden oğullarına, kızlarına “kardeşin de geliyor bekle biraz, ya da serin olursa yanına bir hırka al, suyunuzu çantanıza koydunuz mu” diyebildiler. Köprüye ilk koşup gidenler henüz Cumhurbaşkanımızın çağrısını duymamış kişilerdi. İçlerindeki çağrıya uyup yola çıkmışlardı. Küçümsemek ve alanı daraltmak için iddia edildiği gibi sadece bir partiyi ya da liderini korumakla sınırlı değildi çıkışları. Tankın önüne yatan Metin Doğan hayatımda hiç oy kullanmadım diyen bir üniversite öğrencisiydi mesela. Yapılan küçük kamuoyu yoklamaları temel saikin vatanı, milleti korumak ve işgal kuvvetlerine karşı durmak olduğunu gösteriyor. Hükümette CHP de olsa yine koşar giderdim diyen nice insan var meydanlarda.

***

Meydanların şiirsel atmosferine bakınca insan yazılan şiirlerin etki alanına girdiğini hissediyor, o şiirlerin yazılabiliyor olmasının öz değerini kavrıyor. Mehmet Akif’in Asım şiirini çoğumuz defalarca okumuşuzdur. Safahat’ı meydana getiren yedi kitabın altıncısı olan 2292 mısradan oluşan Asım bölümünde, 1. Dünya Savaşı’nın en azim zamanında Fatih Sarıgüzel’de bir evde yapılan konuşma mısralara dökülmüştü. Konuşma farklı nesil ve yaklaşımları temsil eden üç adamın, yaşlı bir muhafazakar olan Köse imam Akif’i temsil eden Hocazade ve Köse imamın oğlu Asım arasında geçer. Konuşmanın 1917’de yapıldığını not ediyor Ertuğrul Düzdağ. Çanakkale şehitlerine yazılan şiir de Asım’ın içinde.

Şairin şiiri kendi engin yaşamından, onurundan döküldüğü zaman anlamlı ve etkili olur. M. Akif “Asım’ın nesli diyordun ya nesilmiş gerçek/İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek” derken, beklentilerini sıralarken, kendine şiiriyle müsemma bir varoluş inşa ettiği için yeni kuşaklara bu kadar nüfuz etti. Aradığı nesil en beklenmedik bir zamanda bütün parıltısıyla ortaya çıkıp vatana kasteden bir darbeye siper olabiliyor.

***

Asım’da ilmin, fennin, tababetin ve atoma varıncaya kadar bütün ilimlerin önemi anlatılır, bu konuda medreselerin ataleti kınanır ve ağır eleştiriler getirilir. Ama bütün bu tahsil icra edilirken mesele, temel değer olan imandan kopmadan, imanın gerektirdiği ahlak, edep, adalet ve vakarı terk etmeden bunları yapabilmektir. Neye yarar bütün bu ilimlerden sonra halkını bombalayacak bir enaniyete ve zalimliğe bürünüyorsan.

“İşte gördün ya, Hocam, millet için lazım olan/ Hoca Mandal’daki iman gibi sağlam iman/ Titretirsin yine dünyayı, emin ol, tir tir/ Hele sen Şarka o imanda beş on sine getir.”

Akif, yazılarına düşüncelerine izzet-i nefsine hiçbir müdahaleyi kabul etmemiş ve makamını, memuriyetini, maişetini, her şeyini feda edebilmişti. Şiiri doğrudan temiz alnından, yüksekte tuttuğu ayak altına vermediği kalbinden yükselmişti. Şimdi çıplak elleriyle tankları durduran Asım’ın nesli bu şiirin karşılığıdır. Kelimeler için verdiği mücadelenin semeresi.

Dili korumak, nesli korumakla özdeşti onun için. Napolyon çizmesi ya da İngiliz çorabı giymiş hiçbir ecnebi ayağına şiirimizi, dilimizi çiğnetmeyeceğiz şiarındaydı. Ezan tekbir ve saladan korktuğunu söyleyen insanları anlamaya çalışıyoruz elbette. Ama kolay olmuyor bu yabancılaşmayı çözmek. Ülkesini korumak ve gelecek kuşaklara özgür bir vatan bırakmak için ölmeye çıkan insanların Allah’ın büyüklüğünden güç almasından doğal ne olabilir. Evrensel bir kelime olan tekbir, Allah’tan başka hiçbir güce ve insana boyun eğilmeyeceğinin nişanesi. İnsanın zaafları, sonsuz kibri ve ihtirasları karşısında Rabbin yüceliğini tercih etmenin kalpten kopup gelen sesi.

Asım’ın neslini dokuyan şairlerden Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsü’nde insan ruhunda bulanıklığa dair ne varsa onlardan arınmalı diyordu. Cahit Zarifoğlu, İşaret Çocukları’nın babalarından “Yasin okunan tütsü tüten/ Çarşılardan geçerdi babam/ Başında yağmur halkaları” diye söz ediyordu geldikleri yere atıfla. Şiir boşa gitmedi, söz vücut buldu.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.