Jeopolitik riskler ve küresel enflasyon sarmalı, altını dünya genelinde güvenli liman yaparken, Türkiye bu tablodan en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Reuters ve Merkez Bankası (TCMB) verilerine dayanan analizler, Türkiye’nin geleneksel tasarruf aracı olan altının, artık makroekonomik dengeleri sarsabilecek büyüklükte bir "servet etkisi" yarattığını ortaya koyuyor.
OCAK AYINDA 80 MİLYAR DOLARLIK "EK SERVET"
Altın fiyatlarının yalnızca 2026 yılının Ocak ayında dolar bazında %25 yükselmesi, Türkiye’deki stokun değerini bir ayda 80 milyar dolar artırdı. Son bir yıllık perspektifte ise fiyatlardaki %80’lik yükseliş, hanehalkı ve şirketlerin elindeki altın varlığının değerini 300 milyar dolardan fazla yukarı taşıdı.
YASTIK ALTINDAKİ DEV: 600 MİLYAR DOLAR
Ekonomistlerin ve TCMB’nin hesaplamalarına göre, Türkiye’deki toplam altın stokunun yaklaşık %80'i bankacılık sistemi dışında, yani fiziki olarak "yastık altında" tutuluyor.
Yastık Altı Altın: 600 Milyar Dolar
Bankadaki Altın Mevduatı/Fonları: 80 Milyar Dolar +
Merkez Bankası Altın Rezervleri: 80 Milyar Dolar +
Toplam Stok: ~760 Milyar Dolar
Bu büyüklük, Türkiye'yi Hindistan ve Vietnam gibi geleneksel altın sahipliği yüksek ülkeler arasında en üst sıralara taşıyor.
DEZENFLASYONUN ÖNÜNDEKİ GİZLİ ENGEL: SERVET ETKİSİ
Merkez Bankası uzmanları tarafından yayımlanan "Merkezin Güncesi" analizinde, altın fiyatlarındaki artışın iç talebi canlı tuttuğuna dair kritik bulgular yer alıyor. Yüksek faiz oranları nedeniyle kredi kullanımı zorlaşırken, altın birikimi olan vatandaşların bu servet artışını harcamaya dönüştürdüğü görülüyor.
Gayrimenkul ve Otomotiv: Altın mevduatının yoğun olduğu illerde konut fiyatlarının diğer bölgelere göre daha hızlı arttığı tespit edildi.
Para Politikasının Sınırı: Kredi maliyetleri tüketimi frenlese de, altın bazlı servet artışının yarattığı harcama eğilimi, para politikasının doğrudan müdahale edemediği bir alan olarak öne çıkıyor.
QNB ANALİZİ: TARİHİ REKOR
QNB ekonomik araştırmalar birimi, son bir yılda altın stokundan elde edilen kârın GSYH’ye oranının %19,3 ile tarihsel zirvesine ulaştığını duyurdu. Uzmanlara göre bu oran, ekonomik aktörlerin kendilerini enflasyona karşı koruma çabasının ötesinde, iç talebi beklenen ölçüde yavaşlatmayan ana motorlardan biri haline geldi.
