Bilimin itibar açığı: Epstein dosyaları

Jeffrey Epstein vakasının en kolay tüketilen tarafı fotoğraflar, ünlü isimler ve skandal başlıklar. Daha zor ve daha önemli tarafıysa, bu ağın yıllarca nasıl işlediği: itibarın nasıl taşındığı, nasıl paylaşıldığı ve nasıl satın alınabildiği.

Şubat ayı boyunca kamuya açılan yeni belge yığınları (e-postalar, ajandalar, fotoğraflar, farklı kayıt parçaları) bir tabloyu yeniden kurdu. Epstein’in akademiyle ilişkisi “tek seferlik bir bağış” ya da “bir konferansa katılım” seviyesinde değil. Daha çok, akademinin sinir uçlarına dokunan bir aracılık ve erişim sistemiydi. Nature’ın bu ay yayımladığı analiz, bazı araştırmacıların Epstein’e yayınlar ve vizeler gibi konularda danıştığını ve bağların önceki bilinen çerçevenin ötesine geçtiğini yazdı.

Aynı dosya dalgasını daha geniş anlatan kaynaklar oldu. Scientific American’ın DOJ (Department of Justice / ABD Adalet Bakanlığı) belgelerine dayanan değerlendirmesi, Epstein’in bilimle ilişkisinin sadece bağış üzerinden değil, yayıncılık ve görünürlük üzerinden de bir “meşruiyet devşirme” mekanizması olduğunu anlatıyor.

Dosyalarda dikkat çeken bir ayrıntı var,: MIT’li kuantum fizikçisi Seth Lloyd’un çalışmalarıyla ilgili Scientific American’da yayınlanması düşünülen bir içerikte, “Jeffrey” adının başlığa da eklenmesi gibi bir fikir geçiyor. Dergi bunun yayımlanmadığını söylüyor. Bu küçük ayrıntı bile, Epstein’in bilimi sadece desteklemek için değil, bilim üzerinden kendi adına prestij devşirmek için de kullanmak istediğini gösteriyor.

Peki bilim insanı Epstein’le neden temas etti? Bu sorunun romantik bir cevabı yok: Fon, ağ ve prestij. Akademide para bulmak zor; büyük bağışçılar yalnızca kaynak değil, bazen “kapı” da getirir. Epstein’in hikayesi, işte bu kapıların nasıl açıldığını ve kimi zaman nasıl “normalleştirildiğini” gösteriyor. Scientific American’ın kapsamlı arka plan yazısı da, Epstein’in bilim insanlarını toplamasının bir “entel hobi” olmadığını; hayırseverlik görünümüyle erişim satın aldığını ve özellikle büyük kurumlarda “saygınlık” biriktirdiğini anlatıyor.

Ama bu sefer dosyalar yalnızca konuşulmuyor; “kurumsal sonuç” üretmeye başlamış görünüyor. Dosyalar yeniden gündeme geldiğinde çoğu zaman “iki gün konuşulur” diye bakılıyor ama bu sefer öyle olacak gibi değil. Mesela geçen hafta iki gelişme oldu:

Nobel ödüllü nörobilimci Richard Axel (Columbia Üniversitesi, 2004 Nobel Tıp/Fizyoloji) Epstein’le ilgili uzun süreli temasları yeniden gündeme gelince, Columbia’daki Mind Brain Behavior Institute’te yürüttüğü eş-direktörlük görevinden ayrıldı.

Harvard’da matematiksel biyolog Martin Nowak (evrimsel dinamikler alanında tanınan akademisyen) Epstein bağlantıları nedeniyle üniversite içinde yeniden inceleme sürecine alındı. Nature, bu incelemenin bir “izin” süreciyle birlikte yürüdüğünü yazdı; aynı güncellemede Harvard’ın eski rektörü, ekonomist Lawrence Summers hakkında da kurum içi değerlendirmelerin sürdüğü belirtildi.

Sadece bu örnekler bile, tartışmayı “kişisel ahlak” düzleminden çıkarıp kurumsal sorumluluk alanına taşıyor, üniversiteler, “itibar riskini” artık yaptırıma çevirmek zorunda kalıyor.

Bu arada Şubat ayındaki belge dalgası, 2018’de hayatını kaybeden teorik fizikçi Stephen Hawking’e dair bir fotoğrafın tekrar dolaşıma girmesine de yol açtı. People’ın haberine göre Hawking’in ailesi, fotoğraftaki bikinili kadınların bakıcılar olduğunu ve görüntünün 2006’da bir bilim etkinliği sırasında çekildiğini söyledi. Bu, tek başına fotoğraflarla hüküm üretmenin de ne kadar kolay ve ne kadar sorunlu olabileceğini hatırlatıyor.

Buradaki denge önemli. Fotoğraf tek başına suç kanıtı değil elbette; ama bir kurumun yüksek riskli bir figürle ilişkisi de tek bir fotoğrafla açıklanacak kadar yüzeysel değil. Asıl mesele, “kim kiminle aynı karede” değil; hangi bağış ve hangi erişim mekanizmasıyla neyin meşrulaştırıldığı.

MIT ve Harvard örneği burada özellikle öğretici. MIT tarafı yıllardır “bağışçılık etiği” tartışmasının örnek vakası. MIT, Epstein’le ilişkisine dair ön inceleme raporu yayımladı; ilişkilerin sorunlu taraflarını belgelendi. Harvard da Epstein’ın bağışları ve üniversiteyle bağlantılarına dair kendi raporlarıyla bu ilişkinin boyutunu resmi kayda geçirdi.

Bu iki kurum örneği tek bir soruda düğümleniyor: Bir üniversite “yüksek riskli” bir bağışı kabul ettiğinde yalnızca para almaz; bağışçıya meşruiyet alanı da açar. Epstein’in akademi çevrelerinden devşirdiği şey, çoğu zaman bir “bilgi” değil, bir “dil”di: “Ben buraya aitim, ben ciddiye alınırım, ben dünyanın zihinleriyle aynı masadayım.” Bu dil, daha sonra başka kapıları açan bir anahtara dönüşüyordu tabii ki.

Ve Bill Gates… Bu dosyaların en güncel yankılarından biri de Bill Gates cephesinden geldi. Associated Press’e göre Gates, Gates Foundation iç toplantısında Epstein’le temasları konusunda açık konuştu; sorumluluk aldığını söyledi. DOJ belgelerinin Gates–Epstein görüşmelerine dair yeni ayrıntılar içerdiğini ve Gates’in bu ilişkiyi yeniden açıklamak zorunda kaldığı iddia ediliyor.

Buradan sonra soru “kim kiminle görüştü”den daha geniş bir alana yayılıyor: Bilim kendini nasıl korur?

Epstein’in çevresi, tek bir dünyanın çevresi değildi. Aynı masada teknoloji, hayırseverlik, medya ve siyaset konuşulabiliyor; ertesi gün aynı isimler bir üniversite etkinliğinde “bilim” başlığının altında yan yana gelebiliyordu. Bu geçişkenlik, bazı figürler için çok işe yarayan bir şey: Bir alandaki gölge, başka bir alandaki ışıkla yumuşatılabiliyor.

Şubat ayındaki yeni belgelerle birlikte dikkat bir kez daha aynı soruda toplanıyor: Bu temaslar hangi koşullarda “normal” sayıldı? Kurumlar neyi gördü, neyi görmezden geldi? Columbia ve Harvard’daki son gelişmeler, bu soruların artık sadece kamuoyunun değil, kurumların da gündemi olduğunu söylüyor.

İşte bu nedenle Epstein dosyaları bir “skandal arşivi” olarak değil, bir kurumsal dayanıklılık testi olarak da okunmalı.

YAPAY ZEKA AJANLARI İNSAN ‘KİRALİYOR!’

Kahveni almışsın, telefona bildirim düşüyor: “Yeni görev.”

Ama görev, bir insan kaynakları müdüründen değil bir yapay zeka ajanından geliyor. “Şu adrese git, şu fotoğrafı çek, şu paketi al.”

Bu bir site. Adı da provokatif: RentAHuman.ai.

Sitenin vaadi basit ve rahatsız edici: “Ajanların bedeni yok. Senin var. Ajanların elleri yok. Senin var.” Platform kendini dijital dünyanın fiziksel uzantısı olarak tanımlıyor.

Yani “AI insanı işe alıyor” fikri başlıkta komik duruyor ama içerideki mantık gayet ciddi, otonom ya da yarı-otonom bir yazılım, fiziksel dünyada yapamadığı işi bir insana devrediyor. Burada yapay zeka ajanı nedir sorusunu bir kez daha kısaca açıklayayım: Sadece cevap veren bir chatbot değil; hedef verildiğinde plan yapıp araçlar (web, uygulamalar, ödeme vb.) kullanarak görevi adım adım tamamlamaya çalışan yapay zeka.

Bir iş modeli test ediliyor

Kurucular yazılım mühendisi Alexander Liteplo ve Patricia Tani. Sitede yüzbinlerce ‘kiralanabilir insan’ bilgisi görünüyor ama görev sayısı sınırılı yani dev bir işgücü fazlası var!

Peki insanlar para kazanıyor mu? Kısa cevap: Evet, ama “düzenli gelir” fabrikası değil. Sitede fiziksel teslimat gibi işler var ve bazı görevler net ücretlerle listelenmiş. Örneğin bir yapay zeka ajanının San Francisco’da postaneden paket aldırmak istemesi veya Anthropic’e çiçek teslimatı gibi görevlerde 110 dolar gibi rakamlar var. Bakın hiç fena değil!Ancak fikir her ne kadar cazip görülse de sistemde çok fazla teknik sorun ve güvenlik açığı var.

Ama burada garip bir şey daha oluyor; biyologlar, fizikçiler, bilgisayar bilimciler de RentAHuman’da profiller açıp becerilerini listelemeye başlamış. Bu iki şeye işaret ediyor:

Bir, ajanların talep edebileceği işler “paket al”dan “deney kur”a kadar genişleyebilir.

İki, insan emeği yalnızca kas gücü değil; uzmanlık olarak da “kiralanabilir” hale geliyor.

Asıl kırılma ne?

Buradaki kritik teknik kelime: MCP. Anthropic’in tanıttığı Model Context Protocol (MCP), LLM uygulamalarının dış araçlara ve veri kaynaklarına “standart” şekilde bağlanmasını amaçlayan açık bir protokol. RentAHuman’ın MCP kullandığı ve bunun ajanların platformla daha kolay entegre olmasını sağladığı iddia ediliyor.

Bu iddia doğruysa mesele bir sitenin viral olması değil, ajanların dünyaya bağlanma standardı oluşuyor. Bugün “insan kiralama” uç bir örnek gibi görünüyor. Yarın aynı protokollerle ajanlar; takvim, ödeme, teslimat, müşteri hizmeti, saha doğrulama gibi alanlarda “insan eli”ni bir modül gibi çağırabilir.

Bu hikayeyi “robotlar geldi” diye okumak kolay. Daha doğru okuma ise şu:

Ajanların eli yok. Ama sistem, eli olmayan yazılıma “el” kiralıyor. Böylece fiziksel dünya, dijital iş akışının uzantısı haline geliyor.

Bugün RentAHuman bir deney, biraz viral, biraz pazar yeri, biraz PR.

Ama deneyin söylediği şey sert; insan artık sadece kullanıcı değil bir bileşen hatta bir iş akışında çağrılan kaynak.

Klasik soru: “AI işimizi alacak mı?”

Yeni soru daha rahatsız edici: “AI bizi işin içine hangi rolle dahil edecek?”

Çalışan mı? Taşeron mu? Güvenlik sigortası mı? Günah keçisi mi?

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.