Silâh, siyaset, Öcalan statüsü vs..

“Zihinlerin silâhtan arındırılması” meselesi, aslında çatışma çözümlerinde devreye giren bir safha…

Örgüt silâhı bırakıyor, ama ya silâhlı dönemin oluşturduğu zihni birikim? “Silâhlı çözüm”ün sivil hayata uzantıları?

Yaşanan süreçte şöyle deniyor: Evet PKK silâhı bırakıyor ama zihinlerde de silah bırakılıyor mu?

Aslında silâhlı yapı, sadece eline silâh alanlar bakımından bir zihinsel olgu değil. Meselâ bu yapı, bir siyaset alanı üretmiş, bir siyasi kadro ile organik ilişki kurmuş, bir toplumsal alanın psikolojisine etki etmiş…

Ben bu konunun gündeme geldiği ilk günlerde “Kürt siyasetinin örgütün silâhlı vesayetinden kurtulması” ihtimalinden bahsettim.

Hepimiz DEM ve seleflerinin “terörün siyasi uzantısı” olarak nitelendiğini biliyoruz. Evet, bu, karşıtları tarafından “siyasi suçlama” niteliğinde tedavül etti. Ama bu partilerin işleyiş sürecinin örgütten bağımsız olduğunu söylemek de eşyanın tabiatına aykırı olurdu. Bu ilişkiyi en masum gösterenler bile “Onların eli mahkûm” diyerek anlayış alanına getirebiliyorlardı.

Şimdilerde Öcalan – Örgüt ve DEM – Öcalan ilişkisine bakıldığında da bir iç – içe geçişin var olduğunu görmemek imkânsız.

Fark şurada ki, devlet bugün bu içe içe geçişi normal buluyor, hatta ondan istifade ederek süreci ilerletebileceğini hesaplıyor. Öcalan, örgüte “silâh bırakma ve kendini feshetme zamanı” diye seslenerek konuşulabilir alana giriyor, DEM de, Öcalan’ın bu yeni durumuna eklemlenerek örgütle ilişkisini görünür kılıyor.

Öcalan taa 1993’te “silâh dönemi bitti” demiş. 30 yıl önce… PKK ilk harekete geçtiğinden diyelim 20 yıl sonra… Öcalan 1999’da yakalanıp getirildiğinde de, daha uçaktan indirilmeden önce “Türkiye’ye hizmete hazırım” demişti. 2013’teki Nevruz’da da bir kere daha “Silah dönemi bitti” mesajını okuttu Diyarbakır meydanında.

Yani Öcalan silâhlı örgütle iç içe: Kurmuş, Kürt çocuklarını dağa çıkarmış, silâhlandırmış, Türkiye’nin düşmanlarından yardım alarak gelişmiş…

Sonra Kenya’da yakalanmış… Türkiye’ye getirilmiş. Hep İmralı’da cezaevinde… Ama örgüt irtibatı bitmemiş.

Bir gün ona süreçte Cumhur İttifakı adına “Koç başı” misyonu üstlenen Devlet Bahçeli’nin dillendirmesi ile “Örgütün kurucu önderi” nitelemesi yapılmış ve örgütün ona bağlılığı kullanılarak, silâhsızlanma ve tasfiye gerçekleştirilmek istenmiş.

Muhtemelen yine devlet tarafından isteniyor ki, “Öcalan’ın önderliği” ile siyasi hedefler de törpülensin… “Bölücülük damarı” ortadan kalksın.

En son Bahçeli, “İmralı’nın statüsünün netleşmesi” diye bir beklentiyi seslendirdi. Bu beklenti, sürecin başından beri DEM cenahınca talep edilen bir şeydi. Tabii Bahçeli’nin ya da (büyük harfli) Devlet’le Bahçeli aynı frekansta ise, Devlet’in “İmralı’nın statüsü”ne ilişkin tasarımları DEM cenahı ile buluşuyor mu, bu buluşma arka kapılarda gerçekleşti de Bahçeli’ye, birçok konuda olduğu gibi bunun kamuoyuna pazarlaması görevi mi düştü, bu bilinmiyor.

DEM’in yeniden kurgulanacağı, başına Öcalan’ın geçeceği gibi formüller piyasada… Tabii “dağdan inenler”in siyasette rol almaları talebi var, bunun nasıl formüle edileceği de masada…

Anlaşılan silâhlı yapısı Dağ’da olan Kürt siyasetinin yeniden ve “Öcalan ekseni”nde kurgulanması söz konusu.

İşin, iktidarın – Erdoğan’ın siyasi hesaplarıyla ilgili boyutundan bağımsız, ama o boyutun içerdiği hesaplardan istifade ederek ilerleyen bir “Kürt siyaseti”nden söz ediyorum.

Meselâ bu hesaplar, Demirtaş yerine “Öcalan belirleyiciliği”ni ihtiva ediyor. Demirtaş olsa Öcalan’dan bağımsız kalabilir miydi, o soru da anlamsız değil.

Yani görülen o ki, Öcalan merkezli bir Kürt siyaseti kotarılıyor.

Bunun en azından “feodal” bir siyaset kurgulaması olduğunu not etmek gerekiyor. Kürt toplumuna bir “feodal ağa” sunumu yapılıyor. Ateizme, marksizme, sosyalizme gidip dolaşıp gelmiş seküler bir feodal ağa…

Kürtler için de yeni bir durum, tabii Türkiye için de…

Kürtler, Öcalan’ı anladı mı, ateizmini, marksizmini, sosyalizmini, sekülerliğini, entegrasyonunu, ekolojisini bilmem nesini? Dağda yıllarını geçirenler neyi anlamışlardı? Şimdi silâh bırakınca beraberinde neyi bırakmış, neyden vaz geçmiş oldular? Geçen on yıllar nasıl anlamsız hale geldi ya da yeni süreçte nasıl bir anlama kavuştular? Öcalan, fitili ateşleyen ve on binlerce insanın hayatına mal olan kişi olarak nasıl bir özeleştiri gerçekleştiriyor?

Şimdi hani nerede ise en karşıtı olan kişi tarafından “satüsü”ne özenilen birisi haline gelmek nasıl bir “Ego”yu besliyor ve o “Ego” bundan sonra Kürt siyasetine nasıl yön verecek?

Öcalan’ın ilk yola çıkış günleri gölgelidir. Devletle irtibatına dair iddialar vardır. Şayet bunlar doğru ise buna göre yarım asra yakın bir “Öcalan tecrübesi” yaşanmış demektir. Şimdi bir “Öcalan tecrübesi” daha kotarılıyor. Geçmiş zamanın muhasebesi nasıl yapıldı, bu sürecin muhasebesi ne zaman yapılacak, bakalım, yaşayanlar inşallah yeni süreçleri konuşur hale gelmez.

YORUMLAR (6)
6 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.