Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 raporunu değerlendiren Dr. Mahfi Eğilmez, ilk sırada jeoekonomik çatışmalara dikkat çekti. Bu çatışmaların askeri müdahale yerine, ekonomik baskı araçlarıyla yürütüldüğünü vurgulayan Eğilmez, “ABD, bazı Çin ürünlerine yüksek gümrük vergileri uygulamış ve ileri teknoloji ihracatını kısıtlamıştır” dedi. Çin’in buna, ABD ürünlerine vergi artırımı ve yerli üretimi güçlendirme yoluyla karşılık verdiğini belirtti.
Eğilmez’e göre Avrupa Birliği, “teknolojik altyapı, enerji ve yeşil dönüşüm alanlarında tedarik zincirlerini çeşitlendirme politikası” izlemeye başlamış durumda. Hindistan ise ABD ve Çin’den bağımsız bir büyüme modeli kurmak için “yatırım teşvikleri ve teknoloji iş birlikleri” geliştiriyor. Rusya ise enerji ve stratejik hammaddelerle “jeoekonomik etki yaratıyor.”
Eğilmez, ikinci büyük riskin dezenformasyon olduğunu belirtti. Bu kavramın yalnızca bir bilgi sorunu değil, aynı zamanda bir güvenlik riski olduğuna dikkat çekti. “Dezenformasyon, algı yönetimi ve manipülasyon amacı taşır” diyen Eğilmez, devletlerin bu yöntemi toplumların güvenini sarsmak için yaygın biçimde kullandığını vurguladı.
Örnek olarak ABD, Çin ve Rusya’nın kamuoyunu yönlendirmek için dezenformasyon kullandığını ifade etti:
"AB ülkeleri, sosyal medya platformları ve dijital araçlar üzerinden yayılan yanlış bilgiyi sınırlamak için düzenleyici politikalar geliştiriyorlar. Hindistan, seçim dönemlerinde ve sosyal konularda dezenformasyonun yayılmasını önlemek için dijital okuryazarlık kampanyaları yürütüyor."
Eğilmez’e göre raporun üçüncü büyük riski toplumsal kutuplaşma. Bu durumun siyaset, ideoloji, etnik kimlik ve kültürel çizgiler üzerinden yayıldığını belirtti. “Kutuplaşma, toplum içindeki gerilimi artırır ve sosyal güveni azaltır” diyen Eğilmez, ekonomik eşitsizlik, popülizm ve dezenformasyonun kutuplaşmayı besleyen başlıca kaynaklar olduğunu söyledi.
Eğilmez, “ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde siyasi kutuplaşma belirgindir” derken, Hindistan’da dini ve etnik gruplar arası gerilimlerin yükseldiğini, Rusya’da ise “devletin bilgi akışını kontrol etmesi ve medya üzerindeki merkeziyetçi yaklaşımının” etkili olduğunu vurguladı.
“BU ÜÇ RİSK BİRBİRİNİ BESLEYEN BİR DÖNGÜ OLUŞTURUR”
Eğilmez, jeoekonomik çatışma, dezenformasyon ve toplumsal kutuplaşmanın tek başına değil, birbirini besleyen bir kısır döngü yarattığını ifade etti. “Jeoekonomik çatışmalar ekonomik krizleri tetikleyebilir, ekonomik krizler toplumsal kutuplaşmayı artırabilir, kutuplaşma, yanlış bilgi ve dezenformasyonun yayılmasını kolaylaştırır” değerlendirmesinde bulundu.
“YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILA GİRERKEN… ESKİ DÜNYAYI ARAR OLDUK”
Eğilmez yazısında küresel beklentilerle yaşanan hayal kırıklığını da şu ifadelerle özetledi:
“Yirmi birinci yüzyıla girerken soğuk savaşın sona ereceği, küresel barışın ve dayanışmanın yaygınlaşacağı, demokrasinin, hukukun her tarafta çok daha egemen ve etkin olacağı, küresel refahın ve onunla birlikte ülkelerin refahının artacağı bir dünya hayal ediliyordu. Tam tersi oldu: Eski dünyayı arar olduk.”
“TRUMP, ABD’NİN KİBİRLİYÜZÜNÜ ORTAYA ÇIKARDI”
ABD’nin dış politikadaki baskıcı tavrının Donald Trump’ın yeniden seçilmesiyle daha görünür hale geldiğini ifade eden Eğilmez, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Trump, ABD’nin kibirli, kendini herkesten üstün gören gerçek yüzünü ortaya çıkardı. ABD’nin gerçek yüzü bundan farklı olsaydı Trump ikinci kez seçilemezdi.”
Son olarak jeoekonomik çatışmaların soğuk savaş iklimini yeniden canlandırdığını belirten Eğilmez, bu gidişatın daha da tehlikeli bir boyuta ulaşabileceği uyarısında bulundu:
“Bugün ABD hala dünyanın en güçlü ülkesi gibi görünüyor olabilir. Buna karşılık ABD’nin kendisini cezalandırmaya yönelik uygulamalarına karşılık olmak üzere giriştiği ekonomik yaptırımlar Çin’in ne kadar güçlü olduğunu ortaya koymuş bulunuyor. Bu karşılıklı yaptırımlar an itibarıyla soğuk savaş iklimini geri getirmiş görünüyor. Asıl endişe, bunun bir sıcak savaşa dönüşmesi korkusunda yatıyor.”
