Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB), yıl sonuna kadar vadesi dolacak özel sektör tahvillerinin geri ödenmesi için kullanılacak kredileri büyüme sınırından muaf tutması, şirketlerin borç ödeme kapasitesine ilişkin tartışmaları gündeme taşıdı. İktisatçı Nazır Kapusuz, kararın özel sektör tahvillerindeki ödeme risklerinin arttığına işaret edebileceğini belirterek yatırım fonlarını da uyardı. Şirketlerin yüzde 42 faizle ihraç ettikleri tahvilleri vadesinde ödeyemeyip yüzde 48 faizli banka kredileriyle kapatması ihtimaline dikkat çeken Kapusuz, "Döndürülebilir bir ekosistem değil bu" dedi. Kapusuz, fon piyasasındaki likidite kaybının para politikasına etkilerinin de sorgulanması gerektiğini savundu.
TCMB, 26 Ekim'de bankalara gönderdiği yazıyla, banka dışındaki özel sektör kuruluşlarının yurt içinde Türk lirası cinsinden ihraç ettiği borçlanma araçlarından yıl sonuna kadar vadesi dolacak olanların geri ödemelerinde kullanılacak kredileri büyüme sınırından istisna tuttu.
Düzenlemeyle şirketlerin bankalardan finansman sağlamasının kolaylaştırılması ve vadesi gelen borçların ödenmesinde yaşanabilecek likidite sıkışıklıklarının önlenmesi hedefleniyor.
Ancak karar, şirketlerin mevcut borçlarını yeni ve daha yüksek maliyetli kredilerle çevirmelerinin finansal sürdürülebilirliği açısından da soru işaretleri doğurdu.
İKTİSATÇI NAZIR KAPUSUZ: ÖNEMLİ BİR HABER BU
İktisatçı Nazır Kapusuz, X hesabından yaptığı açıklamada Merkez Bankasının kararının özel sektör tahvil piyasasındaki riskler açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
TCMB'nin yıl sonuna kadar vadesi dolacak borçlanma araçlarının ödenmesinde kullanılacak kredileri büyüme sınırından muaf tutan kararını paylaşan Kapusuz, "Önemli bir haber bu" ifadelerini kullandı.
Kapusuz, düzenlemeden hareketle özel sektör tahvillerindeki ödeme risklerinin önemli ölçüde arttığı değerlendirmesinde bulundu.
"Piyasada şirketlerin çıkardığı özel tahvillerin ödenmeme riskleri çok arttı" diyen Kapusuz, bu durumun yalnızca tahvil ihraç eden şirketleri değil, söz konusu borçlanma araçlarını portföyünde bulunduran yatırım fonlarını da etkileyebileceğine dikkat çekti.
"TASFİYEDEKİ VE FAALİYETTEKİ FONLAR CİDDİ GELİR KAYBI YAŞAYABİLİR"
Kapusuz, şirketlerin ihraç ettiği özel sektör tahvillerinin yatırım fonlarının portföylerinde de yer aldığını hatırlattı. Fon soruşturmaları kapsamında tasfiye sürecine giren fonların yanı sıra faaliyetlerini sürdüren fonların da bu borçlanma araçlarından kaynaklanan risklerle karşılaşabileceğini belirtti.
Kapusuz, "Fonlarda da bunlardan çok var. Hem tasfiyedeki fonların hem canlı fonların ciddi gelir kaybına neden olabilir" ifadelerini kullandı.
Şirketlerin vadesi gelen tahvil borçlarını ödeyememesi halinde, bu tahvilleri ellerinde bulunduran fonların alacaklarının tahsilinde gecikme veya kayıp yaşanması söz konusu olabiliyor. Böyle bir gelişme, fonların nakit akışını, portföy değerini ve yatırımcılara yapılabilecek ödemeleri olumsuz etkileyebilir.
Bununla birlikte, Merkez Bankasının kredi istisnası kararı tek başına özel sektör tahvillerinde yaygın bir temerrüt yaşandığını veya belirli yatırım fonlarının zarar ettiğini göstermiyor.
"YÜZDE 42 FAİZLİ TAHVİLİ YÜZDE 48 FAİZLİ KREDİYLE KAPATMAK SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ?"
Nazır Kapusuz'un açıklamasında en dikkat çekici değerlendirmelerden biri de şirketlerin mevcut borçlarını daha yüksek maliyetle yeniden finanse etmesi ihtimali oldu. Kapusuz, örnek bir senaryo üzerinden şu ifadeleri kullandı:
"Tabii işin dramatik yanı da var. X şirketi yüzde 42 ile tahvil çıkarsın, vade tarihinde ödeyemesin, bunu yüzde 48 banka kredisi ile kapatsın! Döndürülebilir bir ekosistem değil bu."
Kapusuz'un verdiği örnek, şirketlerin tahvil borcunu banka kredisiyle kapatmasının borç sorununu tamamen çözmeyebileceğine işaret ediyor.
Örneğin bir şirketin yıllık yüzde 42 faizle borçlandığı 100 milyon liralık tahvilin vadesi geldiğinde ödeme yapamadığını varsayalım.
Şirket, borcunu kapatmak için bankadan yıllık yüzde 48 faizle yeni kredi kullanırsa tahvil yatırımcılarına karşı yükümlülüğünü yerine getirebilir. Ancak bu kez bankaya karşı daha yüksek maliyetli yeni bir borç üstlenmiş olur.
Karşılaştırılabilir vade ve basit faiz varsayımında finansman maliyeti 6 yüzde puan artar.
Dolayısıyla şirketin borcu ortadan kalkmaz; mevcut borcun yerini yeni bir banka kredisi alır.
Bu yöntem kısa vadeli ödeme sıkışıklığını giderebilse de şirketin gelirleri ve nakit akışı yeni borcun maliyetini karşılayamıyorsa finansal sorunların ilerleyen dönemlere taşınması riskini barındırıyor.
Kapusuz'un yüzde 42 ve yüzde 48 oranları ise belirli bir şirkete ilişkin doğrulanmış işlem verileri değil, olası finansman maliyetlerini açıklamak için kullandığı örnek niteliğinde.
"FONLARIN YARATTIĞI 1 TRİLYONLUK LİKİDİTE KAYBI HESABA KATILMADI"
Kapusuz, Merkez Bankasının para politikasına ilişkin daha geniş bir değerlendirmede de bulundu. Fon piyasasındaki gelişmelerin finansal sistemde önemli bir likidite kaybına yol açtığını savunan Kapusuz, bunun parasal sıkılaştırma politikalarının oluşturulduğu dönemde yeterince hesaba katılmadığını ileri sürdü.
Kapusuz, açıklamasının bu bölümünde şunları söyledi:
"Son olarak parasal sıkılaştırma politikalarında hesaba katılmayan 'fonların yarattığı 1 trilyonluk likidite' çekilmesi/kaybı parasal genişlemeye doğru gidiyor. Bakalım iki yanlış bir doğru eder yazılı ifade de matematik uyacak mı?"
