Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde görevli ekonomist Prof. Dr. Yakup Küçükkale, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) likidite bolluğuna rağmen faiz koridorunun üst sınırından borçlanmasının nedenlerine ilişkin dikkat çeken bir değerlendirme yaptı.
Küçükkale, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda söz konusu tabloyu teknik bir zorunluluktan çok “politika tercihi” olarak gördüğünü belirtti.
Merkez'in enflasyon tahmininde görülmemiş sapma: Yüzde 12 beklentisi nasıl yüzde 28'e fırladı?
“TCMB’NİN BİR POLİTİKA TERCİHİ”
Son günlerde piyasalarda en çok tartışılan başlıklardan birinin, sistemde likidite fazlası bulunmasına rağmen TCMB’nin yüksek faizden borçlanmaya devam etmesi olduğunu belirten Küçükkale, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Ben, yaşanan bu durumu TCMB’nin bir politika tercihi olarak yorumluyorum.”
Küçükkale’ye göre likidite bolluğu ortamında yüksek faizle borçlanmanın birkaç olası nedeni bulunuyor.
DÖRT OLASI NEDEN SIRALADI
Küçükkale, TCMB’nin faizleri yüksek seviyede tutmasının potansiyel gerekçelerini dört başlıkta topladı.
Buna göre piyasa faizlerinin düşmesine izin verilmesi halinde sıkı para politikası mesajlarının zayıflayabileceğini ve bunun piyasalarda “gevşeme” olarak algılanabileceğini belirtti.
İkinci olasılık olarak, ucuz ve bol TL likiditesinin kredi büyümesini hızlandırarak iç talepte istenmeyen bir toparlanmaya yol açabileceğini ifade etti.
Üçüncü başlıkta ise TL likiditesinin aşırı ucuzlamasının carry trade işlemlerinin tersine dönmesine veya döviz talebinin güçlenmesine neden olabileceğini savundu.
Dördüncü ihtimalin ise bankalar arasındaki likidite dağılımındaki farklılıklar nedeniyle ihalelerde faizlerin yükselmesi olabileceğini belirtti.
“EN GÜÇLÜ İHTİMAL DÖVİZE KAÇIŞ RİSKİ”
Küçükkale, bu dört olasılıktan kredi büyümesi ve bankalar arasındaki likidite dağılımıyla ilgili olan ikinci ve dördüncü seçeneklerin mevcut makroihtiyati tedbirler nedeniyle daha düşük ihtimal taşıdığını savundu.
Prof. Dr. Küçükkale, “Geriye bir ve üçüncü olasılıklar kalıyor. Bu bir ve üç numaralı olasılıklar arasında ise üç numara daha öncelikli gibi görünüyor.” ifadelerini kullandı.
Küçükkale’ye göre TCMB’nin rezerv biriktirmeye devam etmesi ve kurdaki oynaklığı sınırlama yaklaşımı, döviz talebini kontrol altında tutma ihtimalini öne çıkarıyor.
“KUR DÜŞERSE CARRY GELİR Mİ?”
Küçükkale, TCMB’nin rezerv alımlarına yönelik “Merkez Bankası döviz almasaydı kur zaten düşerdi” şeklindeki olası itiraza da değindi.
Küçükkale, bu görüşe şu soruyla karşılık verdi: “Kur düşerse carry gelir mi? Gelmiş olanlar kaçmaz mı?”
Küçükkale’nin değerlendirmesine göre yüksek faiz ile görece istikrarlı kur arasındaki denge, yabancı sermaye girişleri ve rezerv birikimi açısından mevcut para politikasının önemli bileşenlerinden biri.
“REZERV ARTIŞI YÜKSEK FAİZ VE İSTİKRARLI KURA DAYANIYOR”
TCMB’nin son dönemde rezerv birikimi yoluyla önemli bir koruma alanı oluşturduğunu savunan Küçükkale, bu rezerv artışının büyük ölçüde “yüksek faiz ve görece istikrarlı kur” bileşimine dayandığını belirtti.
Bu dengenin bozulması halinde döviz talebinin hızla artabileceğini öne süren Küçükkale, bunun iki önemli sonucu olabileceğini ifade etti:
"Rezervlerin yeniden gerilemesi ve kurdaki yükselişin enflasyonu beslemesi."
“DÖVİZ TALEBİNDEKİ ARTIŞ TCMB İÇİN KABUS SENARYOSU”
Küçükkale, değerlendirmesinin en dikkat çekici bölümünde yeniden dolarizasyon riskine işaret etti.
“Bir anda döviz talebi patlarsa, hem rezervler erimeye başlar hem de kur-enflasyon sarmalı riski yeniden canlanır.” ifadelerini kullanan Küçükkale, bunun Merkez Bankası açısından en olumsuz senaryolardan biri olduğunu savundu.
Küçükkale, “Bu yüzden döviz talebindeki olası bir artış, TCMB için gerçek anlamda bir kabus senaryosu.” dedi.
“LİKİDİTEYİ UCUZLATIP FAİZLERİN DÜŞMESİNE İZİN VEREMEZ”
Küçükkale’ye göre TCMB’nin mevcut rezervlerini korumak ve dezenflasyon politikasının güvenilirliğini zedelememek için TL likiditesini hızla ucuzlatması zor görünüyor.
Ekonomist, “Hem biriktirdiği rezervleri korumak hem de dezenflasyon sürecinin itibarını zedelememek için, likiditeyi ucuzlatıp faizlerin düşmesine izin veremez.” değerlendirmesinde bulundu.
Küçükkale, mevcut ekonomi politikasının en hassas noktalarından birinin kur üzerindeki kontrolün kaybedilmemesi olduğunu belirterek analizini tamamladı.
