Böyle anlar, milletlerin birbirini yeniden keşfettiği anlardır. Normal zamanlarda mümkün olmayan siyasal dönüşümler, büyük krizlerden sonra mümkün olabilir. Eski öfkeler anlamını yitirir, yeni bir dil kurulabilir. İşte tam da bu yüzden 15 Temmuz, aynı zamanda kaçırılmış büyük bir toplumsal fırsattı.
Tarihin bazı geceleri, insanların birbirine bakışı da değişir. 15 Temmuz 2016 böyle bir geceydi.
Tankların önüne çıkanların hepsi aynı partiye oy vermiyordu. Selalar okunurken herkes aynı hayatı yaşamamıştı. Aynı gazeteleri okumuyor, aynı liderleri sevmiyor, aynı Türkiye hayalini kurmuyorlardı. Ama o gece, çok daha temel bir yerde buluştular. Sandığın, siyasetin ve ülkenin silahla teslim alınamayacağı fikrinde. Türkiye, uzun zaman sonra ilk kez ortak bir cümle kurabilmişti.
Bence 15 Temmuz’un, üzerinde en fazla durulması gereken tarafı buydu. Bu ülkenin insanları uzun zaman sonra ilk kez aynı korkunun ve aynı cesaretin içinde yan yana durdu. O gece kimse karşısındakine kimlik sormadı. Köprüye gidenler yanındakinin hangi gazeteyi okuduğuyla, hangi mezhepten olduğuyla, hangi ideolojiye yakın durduğuyla ilgilenmedi.
Böyle anlar, milletlerin birbirini yeniden keşfettiği anlardır. Normal zamanlarda mümkün olmayan siyasal dönüşümler, büyük krizlerden sonra mümkün olabilir. İnsanlar birbirlerinin acısını, korkusunu ve fedakârlığını görür. Eski öfkeler anlamını yitirir, yeni bir dil kurulabilir. İşte tam da bu yüzden, 15 Temmuz’da, evet demokrasi korundu ama bu tarih aynı zamanda kaçırılmış büyük bir toplumsal fırsattı.
Türkiye’nin de önünde o gece bir ihtimal belirmişti. Belki artık “biz ve onlar” dili biraz geride bırakılabilirdi. Belki darbe karşıtlığının ortak zemini üzerine yeni bir siyasal iklim kurulabilirdi. Belki birbirini yıllardır sadece rakip olarak gören insanlar yeniden “vatandaş” olmayı hatırlayabilirdi.
Ama öyle olmadı.
Kısa süre içinde o ortak duygu yeniden eski siyasi kampların içine dağıldı. O geceyi birlikte yaşayanlar, birkaç ay sonra yine birbirlerini dinlemeyen, birbirlerinin iyi niyetinden şüphe eden, birbirlerini sadece “karşı mahallenin temsilcisi” olarak gören insanlara dönüştü.
15 TEMMUZ’UN UNUTULAN TARAFI
15 Temmuz’un yıldönümlerinde sayılar konuşuyoruz. Saatleri hatırlıyoruz. O gece yaşanan kahramanlıkları anlatıyoruz. Bunların hepsi elbette kıymetli. Ama belki artık başka bir soruyu da sormanın zamanı geldi. O gece ortaya çıkan ortak iradeye ne oldu?
Bir milleti güçlü yapan, zor zamanların cesaretinden kalıcı bir toplumsal sözleşme üretebilmesi değil miydi? Bugün, 10 yıl sonra geriye dönüp bakınca, en büyük eksikliğin burada olduğu görülüyor.
Türkiye, darbe girişimini atlattı. Devlet yeniden ayağa kalktı. Kurumlar yeniden çalıştı. Hayat devam etti. Fakat toplumun birbirine yaklaşması için açılan o dar pencere de yavaş yavaş kapandı. Belki de 15 Temmuz’un en unutulan tarafı budur.
Oysa, o gecenin sabahında milyonlarca insan, uzun zamandır ilk kez aynı duyguda buluşmuştu: “Böyle bir milletin evladı olmaktan gurur duyuyorum.” Bu duygu hiçbir propagandanın üretemeyeceği kadar da sahiciydi. Televizyon ekranlarında izlenen bir kahramanlıktan değil, yanı başındaki insanın cesaretinden doğmuştu. Tanımadığı insanlar için sokağa çıkanları, kurşunun üzerine yürüyenleri, yaralıları taşıyanları, sabaha kadar meydanlardan ayrılmayanları gören herkes, bu ülkenin bütün kırgınlıklarının altında hâlâ sağlam bir iradenin yaşadığını hissetmişti.
İşte bu yüzden, onuncu yılda en büyük teşekkür de o gecenin isimsiz kahramanlarına borçluyuz. Hiçbir unvanları yoktu, tarihe geçmek gibi bir hesapları da… Ertesi sabah yine “dükkânını açan esnaf”, “otobüsünün direksiyonuna geçen şoför”, “fabrikasına giden işçi” oldular. Ama o gece, devletin en güçlü kurumlarından daha büyük bir güvenceye dönüştüler.
Kurumlar sendelediğinde, devlet sokağa düşürüldüğünde onu tutup kaldıracak güç budur. Türkiye, o gece devletini sokakta bulan, onu omuzlarında sabaha taşıyan sıradan insanlarına çok şey borçlu.
Aradan on yıl geçse de, o fedakârlığın önünde söylenecek en doğru cümle hâlâ aynı: İyi ki vardınız. Bu ülkeye, en zor gecesinde yalnız olmadığını siz hatırlattınız.
*CİHAT ARPACIK, Milli Savunma Üniversitesi’nde İstihbarat Çalışmaları alanında yüksek lisans eğitimi aldı. Çeşitli gazete, televizyon ve dergilerde çalıştı; savunma, güvenlik, yargı konularına yoğunlaştı; kriz ve çatışma bölgelerinden haberler yaptı.
