Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından YÖK'e gönderilen yazıda kamu kurumlarında görev yapan memurlar ile üniversitelerdeki akademisyenlerin YouTube, sosyal medya, internet siteleri ve mobil uygulamalar üzerinden içerik üreterek gelir elde etmesi resmen yasaklandı. Video paylaşımı ve dijital kursların esnaflık sayılmasına tepki yağdı. Karar sonrası binlerce abonesi olan ve topluma açık ücretsiz ders videoları ile bilimsel analizler paylaşan hocalar YouTube kanallarını kapattı. Uzmanlar, yasakla birlikte kirli bilginin yaygınlaşma tehlikesine dikkat çekti.
YÖK’TEN BÜYÜK ÇELİŞKİ
Karara bilim dünyası tepki gösterdi. Prof. Dr. Oğuz Ergin: YÖK kendisi üniversitelerde 'Bilim İletişim Ofisleri' açtırırken, bilgisini paylaşmak için YouTube'u kullanan bu kadar az kişiye engel getirmesi bir çelişki. Prof. Dr. Altay Tayfun Özcan: Doğru bilgiyi yaymak için bir fırsattı, artık sadece kitaplarda buluşacağız. Doç. Dr. Süleyman Tekir: Tarih alanındaki içerik üretimi püsküllü alaylılara ve kalaycı tiplere terk ediliyor. 21. yüzyılda devlet memuriyeti, bir insanın ilmini kendi içinde boğmasını gerektirmemeli.
Doç. Dr. Özgür Tüfekçi: Akademisyenleri uzaklaştırmak değil, onları nitelikli içerik üretmeye teşvik edecek açık ve uygulanabilir bir çerçeve oluşturmak gerekir. Prof. Dr. Göktan Ay: Özellikle iletişim ve kültür alanlarında topluma doğrudan yarar sağlayan akademisyen içeriklerinin ticaret yasağı kılıfıyla engellenmesi doğru bir yaklaşım değil.

BİLİMİN DİJİTAL YÜZÜNE ‘TİCARİ KAZANÇ’ FRENİ
YÖK’ün dijital yayıncılığı ‘ticari faaliyet’ sayan resmî görüşü sonrası akademisyenler YouTube kanallarını kapatmaya başladı. Ekranların kararması akademide kafa karışıklığı yaratırken tepkiler de gecikmedi. Prof. Dr. Altay Tayfun Özcan “Doğru bilgiyi yaymak için bir fırsattı, artık sadece kitaplarda buluşacağız” diyerek yayınlarına son verdiğini açıklarken, Hukukçu Av. M. Gökhan Ahi ise kararın Anayasal bilim ve sanat özgürlüğünü daraltan şekilci bir yorum olduğu uyarısında bulundu.
k amuoyunu bilgilendirmek, bilimsel birikimi geniş kitlelerle buluşturmak ve bilgi kirliliğinin önüne geçmek amacıyla dijital mecralarda içerik üreten binlerce akademisyen, Eylül ayı başından itibaren sessiz sedasız kanallarını kapatmaya başladı. Ekranların kararmasına ve akademi dünyasında büyük bir kafa karışıklığına yol açan süreç, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) 17 Haziran 2026 tarihinde Cumhurbaşkanlığı’na resmi bir yazı yazarak akademisyenlerin YouTube ve benzeri dijital mecralardaki yayıncılık ile uygulama geliştirme faaliyetlerinin hukuki durumunu sormasıyla başladı.
YÖK’ün talebi üzerine Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı 20 Ağustos 2026 tarihinde bir değerlendirme raporu hazırladı. Bu rapora dayanan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği (Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü), 2 Eylül 2026 tarihli resmi yazısını YÖK’e tebliğ etti. İlgili yazıda; kamu görevlilerinin dijital platformlardan elde ettiği gelirlerin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 28. maddesinde yer alan ‘ticaret ve kazanç getirici faaliyette bulunma yasağı’ kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Gelir Vergisi Kanunu uyarınca sosyal içerik üreticiliğinin ‘ticari kazanç’ sayılması ve kanalların doğrudan gelir elde etmese dahi ‘kazanç sağlama potansiyeli’ taşıması, akademi dünyasında geniş çaplı bir hukuki tartışmanın ve idari kaygının fitilini ateşledi.
‘MEVZUAT ÇAĞIN GERİSİNDE Mİ KALIYOR?’
Gelişmeyi sadece bürokratik bir düzenleme olarak değil, ‘hukukun dijital çağın gerçeklerini geriden takip etmesi’ sorunu olarak okuyan çevreler, sanal alemin getirdiği yeni dinamiklerin yüzyıllık içtihatlarla dizginlenmeye çalışıldığına dikkat çekiyor. Hukuk sisteminin teknolojinin ve dijital bilgi üretiminin hızına ayak uyduramadığı, klasik kalıpları koruma refleksinin ise kamu yararı taşıyan yenilikçi adımların önünü tıkadığı eleştirileri dile getiriliyor. Bilimsel bilginin odalardan çıkıp dijital ağlara yayıldığı 21. yüzyılda, mevcut mevzuat anlayışının hayatın akan ritmine yetişemediği vurgulanıyor.
‘ARTIK SADECE KİTAPLARDA BULUŞACAĞIZ’
Resmî görüşün ay başında üniversitelere ulaşmasının ardından, disiplin soruşturması ve idari yaptırımlarla karşı karşıya kalmak istemeyen çok sayıda akademisyen ders videolarını ve analizlerini hızla yayından kaldırdı. Sosyal medya hesabında konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ve bu kararla videolarına kalıcı olarak son verdiğini açıklayan Dumlupınar Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Altay Tayfun Özcan, dijitalin akademi için taşıdığı değeri şu sözlerle dile getirdi: “YouTube, akademik çalışmaları kitap ve makale formatından çıkararak araştırmacıların bulgularını ve değerlendirmelerini geniş kitlelere duyurmaları için bir fırsattı. Doğru bilginin yayılması adına da bir imkândı. Bilgi karmaşasının içinde akademisyenlerin bu alanı kullanmalarının büyük yararı vardı. Artık sadece kitap ve makalelerde buluşmak dileğiyle.”
Benzer şekilde içerik üretiminin engellenmesiyle dijital alanın ehil olmayan kişilere terk edileceği uyarısında bulunan Akdeniz Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Tekir ise “Sonuç ortada: Tarih alanındaki içerik üretimi püsküllü alaylılara ve kalaycı tiplere terk ediliyor. 21. yüzyılda devlet memuriyeti, bir insanın ilmini kendi içinde boğmasını gerektirmemeli” ifadeleriyle sahadaki tedirginliği özetledi.

KAMUSAL BİLGİ ALANI BOŞ KALIR MI?
Gelişmeyi sosyolojik ve toplumsal boyutuyla ele alan akademisyenler, meselenin sadece ‘birkaç kanalın kapanması’ olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Tüfekçi, akademisyenlerin çekilmesiyle doğacak boşluğun uzmanlıkla dolacağının hiçbir garantisi olmadığını belirterek şu değerlendirmede bulunuyor: “Bilgi kirliliğinin arttığı bir dönemde akademisyenlerin görevi yalnızca makale yazmakla sınırlı görülemez. Akademisyenlerin olmadığı bir dijital alan boş kalmaz; ancak o boşluğu akademik etik anlayışının dolduracağının garantisi yok. Akademisyenleri uzaklaştırmak değil, onları nitelikli içerik üretmeye teşvik edecek açık ve uygulanabilir bir çerçeve oluşturmak gerekir.”
İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Göktan Ay da özellikle iletişim ve kültür alanlarında topluma doğrudan yarar sağlayan akademisyen içeriklerinin ticaret yasağı kılıfıyla engellenmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını kaydediyor.
‘KANALI KAPATMAK YERİNE GELİRİ KAPATMAK YETERLİ Mİ?’
Tartışmanın bir diğer boyutunu ise metnin yanlış yorumlandığını, yasağın yayınları değil sadece ‘ticari kazancı’ kapsadığını savunan görüşler oluşturuyor. Dijital mecralar üzerine analizler yapan İsmail Pişer, kanalların reklam gelirlerinin (demonetize) kapatılarak yayıncılığa devam edilebileceğini, para kazanmamak kaydıyla akademisyenlerin sosyal medyada entelektüel içerik üretmesine yasal bir engel bulunmadığını ifade ediyor.
HUKUKÇULARDAN ‘ANAYASAL HAK’ VE ÇİFTE STANDART UYARISI
Cumhurbaşkanlığı’nın YÖK’e gönderdiği yazıyı inceleyen hukukçular ve araştırmacılar, kararın mevzuattaki çelişkilerine ve Anayasal hakların sınırlandırılması riskine dikkat çekiyor. Konunun hukuki boyutunu sosyal medya hesabından değerlendiren Bilişim Hukuku Uzmanı Avukat M. Gökhan Ahi, 657 sayılı Kanun’un memurlara telif, bilirkişilik, kitap ve proje gelirine izin verdiğini hatırlatarak dijital yayıncılığın ‘ticaret’ kılıfına sokulmasını sert bir dille eleştirdi: “YouTube ve X yayınları ciddi hazırlık gerektiriyor ve akademik bilgiyi aracısız kitlelere ulaştırıyor. ‘E burası telif geliri değil, reklam gelirinden pay alıyorlar’ denilerek yayınları ticari faaliyet saymak oldukça dar ve keyfi bir yorum. Bu yaklaşım Anayasal birer hak olan bilim ve sanat özgürlüğünü daraltmaktır. Çağı geriden takip eden bu şekilci yorum, dijital dünyada bilginin önüne örülen bir duvardan farksızdır.”
SİSTEMİK ÇELİŞKİYE DİKKAT ÇEKİLDİ
Devlet üniversitelerinde görev yapan akademisyenlerin durumunu ve dijitaldeki üretime yaklaşımı değerlendiren finans alanında uzman Dr. İbrahim Can da, “Çok değerli bir şeyi ücretsiz sunduğunuzda o bilgi değersizleşir. Ücret ve gelir boyutu şeffaf ve vergilendirilmiş ise sırf akademisyen olduğu için bir faaliyeti peşinen etik dışı saymak doğru değildir. Hukuk herkese eşit uygulanmalıdır” dedi. Sayısal verilere ve kurumsal çelişkilere dikkat çeken TOBB ETÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Ergin ise Türkiye’de kendi kanalı olan öğretim üyesi sayısının 146 civarında kaldığına işaret ederek, “YÖK kendisi üniversitelerde ‘Bilim İletişim Ofisleri’ açtırırken, bilgisini paylaşmak için YouTube’u kullanan bu kadar az kişiye engel getirmesi bir çelişki. Banka yüzde 15 stopajı zaten kaynağında kesiyor” ifadelerini kullandı.
